Niyetini Bozma

0
Niyetini Bozma
Niyetini Bozma - Süleyman Derin
Sayı : 388 - Haziran 2018 - Sayfa : 8

Sufilere göre Allah’a  giden yol olan seyr u süluka girmek ancak niyeti düzgün, ihlaslı insanlara fayda verir. Niyeti bozuk olan bir salik yıllarca manevi terbiye alsa da, kendisinde istenilen kemalat hasıl olmaz. İmam Rabbani maneviyatta yol alabilmenin şartları arasında niyete özel bir önem verir ve salikin yapığı her hayırlı işte niyetini ve işin sonundaki amacını sorgulaması gerektiğini söyler, zira kendisi her amelinde böyle yapar:
“Nitekim yaptığım her hayırlı işin sonunda kendimi sorgu-larım. Hatta kendimi bir hayır işlememiş gibi görerek nefsimi sorgulamadıkça içim rahat etmez.”
Saliklerin çoğu işin başında iyi niyetle maneviyat yoluna intisap eder, ne var ki bu halis niyetini daha sonra koruyamaz, niyetini bozar. Zira bir Müslüman seyr u sülûk yolunda ilerlemeye karar verince şeytan onun peşine daha bir ciddi düşer, ya onu maneviyat yolundan tamamen soğutur veya onun niyetlerini bozarak yaptığı güzel amelleri boşa giderir. Bu duruma düşen ilim ve maneviyat erbabının zararı sadece kendilerini değil etraflarındaki binlerce kişiyi de içine alır. O kadar ki İmam Rabbani’ye göre ümmetin başına gelen tüm kötülüklerin altında niyeti bozuk sufi ve âlimler vardır:
“Hakikaten şeriat işlerinde baş gösteren her zaaf ve İslam mil-letini üstün kılma konusunda gösterilen her kusur; daima kötü âlimlerin bereketsizliği ve niyetlerinin bozukluğu sebebiyledir.” (C.I, m.33)
Şeytan için bir ameli boşa çıkarmanın en kolay yolu yapılan işte niyeti Allah dışında dünyevi bir gaye ile yaptırmaktır. Bundan kurtulmak son derece zor olduğu için İmam Rabbani bu hususta Rabbimizden yalvararak yardım istememizi tavsiye eder:
“İçinde nefsani bir garazın gizlenip yerleşmemesi için niyetin doğruluğu konusunda çok hassas ve dikkatli olmalıdır. Bu niyet duruluğuna ulaşmak için de Allah Teâlâ’ya dönerek çokça yalvarmalı, acz ve inkisar makamında olmalıdır. İşte o zaman niyetin hakikatine ulaşmak muhtemeldir.” (Mektubat, c.II, m. 265)
Bu sebeple kötü niyetli kişileri ayırt etmek ve onların şerrinden korunmak sufiler için son derece önemlidir. Tasavvuf kitaplarında bu tür kimselerin özellikleri ortaya konulur ki bu din hırsızları saf gönüllü müminlerin maneviyatını çalamasın. Sufiler niyeti bozuk olan salikleri münafık olarak nitelerler. İbn Acibe bunların sıfatlarını şu şekilde sıralar:
1. Kötü niyetli sâlikler, sülûk hususunda samimî olmadıkları için bâtınlarından çok zâhirlerini süsleme peşindedirler. Sufiler gibi giyinip sufiler gibi konuşarak iyi niyetli insanları kandırırlar. Bu durum “İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana (samimi olduğuna) Allah’ı şâhid tutar. Hâlbuki o, hasımların en yamanıdır.” (Bakara, 204) ayetiyle ifade edilmiştir. ayette ifade edildiği üzere dine ve maneviyata en büyük zararı bunlar verir. Bunların aksine samimi sâlikler ise zâhirlerini ikinci plana atıp öncelikle, bâtınlarını süslemeye gayret ederler, mütevazi bir şekilde yaşarlar.
2. Niyeti bozuk sâlikler kibirlidirler ve mürşitlerine tam tabi olmazlar, tarikatı kendi keyiflerini uydururlar bununla da kalmaz maneviyatta herkesten ilerde olduklarını iddia ederler. Böylelerine birisi hatasını gösterse hemen kibirlenir ve inatlaşır, cahilce insanlarla tartışmaya girer.
3. Bu tür kötü niyetli salikler yol arkadaşlarına hizmet etmeyi, fakirlerin yardımına koşmayı sevmezler, vermeyi değil de almayı tercih ederler. Onlar süluk yoluna maddi, siyasi veya sosyal statü elde etmek için girerler, tövbelerinde daimi olmaz; işlerine gelmediğinde kolayca inabelerini bozarlar. Böyle yapa yapa artık mizaçları bozulur da maneviyat yolundan hiçbir şekilde istifade edemez hale gelirler.
4. Niyeti bozuk salikler tarikat arkadaşlarını da gaflete sevk ederler, onların kontrol altına alınmış olan dünyevî arzularını yeniden uyandırırlar. Kendi gibi ham insanları da maneviyattan soğuturlar.
5. Dindarların başına herhangi bir sıkıntı gelse korkup kaçarlar. Bunun aksine samimi dervişler, belâ ve musibete duçar oldukça, maneviyat yoluna olan bağlılıkları artar. Sabır ve azimle hak yolunda yürürler.
6. Niyeti bozuk salikler maneviyat yolunda hiçbir şey elde edemedikleri hâlde yalan iddialarda bulunmaktan kaçınmazlar. Kendilerinde olmayan ve hakikatine eremedikleri hâllere sahip olduklarını iddia ederler. Müşahede makamına erdiklerini, Peygamber Efendimiz (s.a.v) ile görüştüklerini söyleyerek saf gönüllü salikleri kandırmaya çalışırlar.
İmam’a göre sufilerin maneviyat yolunda niyetini bozduran en önemi saik meşhur olma, herkes tarafından saygı görme arzusudur. Nefis ortaya çıkmayı parmakla gösterilmeyi çok sever. Bunun için de her türlü şeyi kullanır. Şöhret olma hastalığını İmam Rabbani şu hadis bağlamında anlatır:
“Din ya da dünya işlerinde (meşhur olarak) parmakla gösterilmesi bir kişiye şer olarak yeter. Ancak Allah’ın koruduğu kişi müstesna.“ (Tirmizi) Sabah şafağı gibi aşikâr olsalar bile niyetleri ve davranışları itham altında tutmak, gerçeğe uygun olsalar dahi hâllere ve keşif-lere itibar ve itimat etmemek gerekir.”  (Mektubat, c.I, m.171)
İmam’a göre kemale ermiş sufi ile ham kişi arasında amel açısından fazlaca fark olmayabilir, zahiren ikisi de benzer ameller yapıyor olabilir tek farkla ki kâmil sufi her yaptığını yalnız Allah için yapar, onun niyetleri Rabbinin rızasında fani olmuştur:
“Allah’ın veli kulları ne yaparlarsa kendilerini tatmin için de-ğil, bunu sadece Allah için yaparlar. Zira onların nefisleri Hakk’a kurban olmuştur. Bu sebeple ihlas sağlamak için onların niyetleri-ni düzeltmeye ihtiyaçları yoktur. Nitekim fenâ fillah ve bekâ billâh olmakla onlar daha baştan niyetlerini düzeltmişlerdir. Mesela nefsinin elinde esir olan bir kimse, her ne yaparsa onu nefsi için yapar. Niyeti böyle olsa da olmasa da durum değişmez. Nefsiyle olan bu alakası kesilip onun boyunduruğun-dan kurtularak Hak Teâlâ ile alaka kurmaya başladığında artık yaptığı her işi Allah için yapacaktır.” (c.I, m.59)
Netice olarak maneviyata giren salik işin başında ortasında ve sonunda her daim niyetlerini kontrol etmelidir. İnsan bazen iyi niyetle başladığı bir ameli, işin ortasında nefsani bir hevese heba edebilir veya işin başında kötü niyetli iken ortasında niyetini hayra çevirebilir. Bu sebeple iyi niyetle başlanan bir işin aynı niyetle bitme garantisi yoktur. Bu zor konuda başarılı olmak için sufiler melamet neşvesini teşvik etmişler, Allah yolunda insanların kınamasından korkmamayı, niyetlerimize insanların övgü ve yergilerini sokuşturmamızı öğretmişlerdir. Ecdadımız her işi Allah için yapma hususunu şu veciz söz ile ne güzel ifade etmişlerdir: “İyilik yap denize at balık bilmez ise Halik bilir.” Yüce Rabbimizden niyazımız yaptığımız işi insanlar görsün ve övsün diye değil de sadece O’nun rızası için yapmamızı bizlere nasip etmesidir.

 

Yorum Yazın

Facebook