Ord. Prof. Mehmet Ali Aynî ve Pozitivizmden Tasavvufa

0
Ord. Prof. Mehmet Ali Aynî ve Pozitivizmden Tasavvufa
Ord. Prof. Mehmet Ali Aynî ve Pozitivizmden Tasavvufa - Ethem Cebecioğlu
Sayı : 386 - Nisan 2018 - Sayfa : 50

Kelamî Dergâhından Bir Hatıra:
Ord. Prof. Mehmet Ali Aynî ve Pozitivizmden Tasavvufa
Her insanda az veya çok kalbî bir hayat, sezgiye dayalı bir yapı olduğu muhakkaktır. Bu özellik bazı insanlarda çok güçlü bir şekilde ortaya çıkar ve insanın, Allah’a inanç yolundaki manevî sıçramalarına yol açar. Tarih boyunca bu tür kişilik ve olgunluk dönüşümü yaşayan pek çok örneğe rastlamak mümkündür.
Mesela, Abdülkadir Geylanî (ö. 561/1166), bu dönüşümü zahirî eğitim sonrası insanlardan uzaklaştığı yaklaşık yirmi yıllık süreçte gerçekleştirdi.1 Yine Gazali’nin (ö. 505/1111) dönüşümü Bağdad’daki Nizamiye Medresesi rektörlüğünden ayrılıp Şam’da Umeyye Camii’nde iki yıl inziva hayatı yaşamasıyla tahakkuk etti.2
Hacı Bayram-ı Veli’nin (ö. 833 / 1432) dönüşümü Ankara’daki Kara Medrese müderrisliğini terk edip Kayseri’ye Ebu Hamidüddin-i Aksarayî Hazretlerinin (ö. 813 / 1412) dergâhına gitmesiyle başladı. Orada kaldığı birkaç aylık süre içinde, Ebu Hamid zahir ulemasının (medresecilerin) ve bâtın ulemasının kabirdeki mertebelerini ona yaşatarak gösterdi. Yaşadığı halden sonra Hacı Bayram-ı Veli manevi dönüşümünü tahakkuk ettirmiş oldu.3
Hüdaî Hazretleri de (ö. 1038 / 1623) Bursa Kadısı iken Üftâde Hazretlerinin (ö. 988/1580)  terbiyesi altında, ağır riyazetlerle dönüşüm yaşamış, Mahmud iken Aziz Mahmud olmuştur.4
Bediuzzaman (ö. 1960) 1914’te savaş öncesi yazmaya başladığı Kur’an Tefsiri’ni savaşta ve Rusya’da esaret döneminde iki senede tamamladı. Üstad, kendi benlik dönüşümünü, işte bu cihad ve Tefsir faaliyetiyle gerçekleştirdi. Bu zorlu dönem O’nun “Eski Said”likten “Yeni Said”liğe dönüşmesine yol açtı.5
Açıkça söylemek gerekirse bu dönüşümlerin mübarekliğini ve manevî derinliğini çağdaş Maslow’un “ihtiyaçlar hiyerarşisi”6 ile açıklamak mümkün değildir. Çünkü bu keyfiyet tamamen kader sırrı olup bilinemez.
İşte bu yazımızda Kelamî Dergâhı çevresinde gördüğümüz eski, koyu pozitivist Prof. Mehmet. Ali Aynî’nin7 yaşadığı manevi sıçramayı anlatmaya, anlamaya çalışacağız. Ancak önce, çok özet olarak hayatı ve eserlerini görüp sonra bizzat kendi ağzından yaşadığı manevi dönüşümü izleyeceğiz.
Manastır, Serfiçe’de (Konyar) 1869’da doğan, son devir mütefekkir, yazar ve yöneticilerinden Mehmed Ali Aynî kökeni itibariyle Konya’dan Rumeli’ye gelip yerleştirilen göçmenlerdendir.
Selanik ve İstanbul’da orta öğrenimini, babasının ticaret için bulunduğu Yemen’de de San’a Askerî Rüşdiyesi’nde tamamlar (1888). Her Osmanlı entelektüeli gibi Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenir.
Kırk dört yaşında 1913’te Talat Paşa tarafından emekli edilene kadar şu hizmetlerde bulunur:
- Mülkiyeden mezun olduğu yıl Hariciye Nezareti Şehbenderlik Kalemi
- Edirne İdadi(lise)sinde öğretmenlik
- Dedeağaç İdadisinde öğretmenlik
- Haleb Sultanisi’nde müdürlük
- Diyarbakır Maarif Müdürlüğü
- Maarif Nezareti (Milli Eğitim Bakanlığı) İstatistik Kalemi Başkâtipliği
- Kosova ve Kastamonu Mektupçuluğu
- Sinop Mutasarrıf Vekilliği
- Tâizi Amâre, Balıkesir ve Lazkiye Mutasarrıflığı
- Yanya ve Trabzon Mutasarrıflığı
 Emekli olduktan sonra 1913’ten itibaren hayatında yeni bir safha açıldı ve şu hizmetlerde bulundu:
- İstanbul Daru’l-Funun’da Felsefe Müderrisliği
- İstanbul Daru’l-Funun’da İctimaiyyat (Sosyoloji) ve Felsefe Müderrisliği
- Edebiyat Fakültesi Müderrisler Meclisi Başkanı (1915)
- Tedkikât ve Te’lifât-ı İslamiyye Hey’eti Üyesi (1923)
-  Daru’l-Funun Edebiyat Fakültesi Mecmuasının neşrine başladı
- Felsefe Terimlerinin Osmanlıca Türkçesi ile karşılıklarını bulma çalışması yaptı (Babanzâde Ahmed Naim Bey’le birlikte)
- Üniversitedeki felsefe dersleriyle birlikte Çamlıca Kız Lisesi’nde Edebiyat, Medrestü’l-İrşad ve İlahiyat Fakültesi’nde Tasavvuf Tarihi, Harb Okulu’nda Ahlâk Felsefesi, Harb Akademisi’nde Siyasi Tarih, İslami İlimleri Tetkik Enstitüsü’nde Ordinaryüs Profesör olarak Dinler Tarihi okuttu
- 1935’te 66 yaşında ikinci defa emekli olduktan sonra 1937’de İstanbul Kütüphaneleri Tasnif Komisyonu Başkanlığı yaptı
- 30 Kasım 1945’te vefat etti ve Zincirlikuyu Mezarlığına defnedildi. Allah (cc) rahmet etsin. 8
Kırka yakın eser vermiş olup bazıları şunlardır:
Abdulkadir-i Geylânî (ks), Şeyh-i Ekberi Niçin Severim, Hüccetu’l-İslam İmam-ı Gazali, Türk Azizleri, İsmail Hakkı Bursevî, Hacı Bayram-ı Veli, Muallim-i Sani Farabi, Türk Mantıkçıları, Türk Ahlâkçıları, Küçük Umumi Tarih, İlim ve Felsefe, Ruhiyât (Psikoloji) Dersleri, (E.Ribeau’dan çeviri), Ahlâk Dersleri, Tasavvuf Tarihi, Tarih-i Felsefe.9
Böylesi parlak kariyer sahibi bir ilim insanı olan Mehmet Ali Aynî, koyu pozitivist/rasyonalist yapıdan tasavvufî yapıya nasıl dönüştüğünü bizzat kendisi şöyle anlatıyor:
Hayat beni materyalist yapmıştı. Duyu organlarıyla anlaşılamayan her olay inkâr ediyordum.
Bir yıl önceydi (1924). Uzun yıllar göremediğim bir çocukluk arkadaşımla karşılaştım. Kendisi şeyh olmuştu. Üç beş yarenlikten sonra söz döndü dolaştı, dinî konulara geldi. Tartışma epey uzayınca beni evine davet etti.
Akşam evine gittiğimde, tartışmaya bıraktığımız yerden başlayıp devam ettik.
Ben düşüncelerimi, Batı’nın modern bilim ve felsefesini tüm birikimimle savundum. Ve burada yani Doğu’daki herkesin hakkında konuşup inandığı dini hususların dış dünyada her hangi bir objektif varlığa sahip oluşunu reddediyordum.
Bütün bu tür şeylerin, rüyalar ya da keşifler gibi, sadece sübjektif bir değere sahip olduğunu ileri sürüyordum.
Şeyh olan arkadaşım da Doğu’nun geleneksel fikirlerini savunuyordu. Derken zaman bir hayli ilerledi gece oldu ve bu yüzden bana;
- Tartışmamızın kalanını yarına erteleyelim. Bu gece bizde kal, dedi.
Ona teşekkür edip teklifini kabul ettim ve tartışmada üstün gelmemin huzuruyla kısa sürede uykuya daldım.
Fakat gecenin bir vaktinde ansızın uyandım. Arkadaşımı yatağımın hemen yanında gördüm. Çok şaşırmıştım. “Ne oluyor?” diye şaşkınlığı ifade ettim. Tek kelime etmeden bana sessiz olmamı işaret etti, yüzüme üfledi. Sonra ben yarı uyanık bir halde orada otururken, üzerimde güneş gibi bir şey gördüm. Bu güneşin ortasında arkadaşımın yüzü bana gülümsüyordu. Çok geçmeden tamamen uyanmıştım ve arkadaşıma kendisini yine göstererek bu ilginç tecrübeye devam etmesini istedim; çünkü bu tecrübe, üzerimde çok güzel bir huzur bırakmıştı. Ama arkadaşımın görüntüsü hemen kayboldu ve ben de çok geçmeden tekrar uyumuşum.
Ertesi sabah, gece yaşadığım bu tecrübeyi önceki akşam konuştuğum gibi öznel bir rüya ve halüsinasyon kapsamında değerlendirmeyi düşünüyordum.
Fakat sabah buluşup birbirimizi selamladığımızda arkadaşımın bana sorduğu ilk şey, gece yaşadığım kendi tecrübemden sonra, hala aynı fikirde olup olmadığım oldu. Şaşırdım ve bilmiyorum anlamında omuzlarımı silktim.
Bu olaydan kısa bir süre sonra resmi bir görevle Bükreş’e gönderildim. İstanbul’dan ayrılacağım gün, sokakta tekrar bu arkadaşıma rastladım. Ona akşam Karadeniz’de, ertesi sabah da Bükreş’te olacağımı söyledim ve konuşmamıza dönüşümde devam etmek istediğimi ifade ettim. Vedalaşıp ayrıldık.
O akşam gemideki kamaramda uzanmışken arkadaşım içeri girdi ve küçük kanepeye oturdu. Onun gemide olmadığını kesinlikle biliyordum. Hemen yerimden fırlayıp kalktım ve onun önüne çömelerek dizlerine dokundum. Aynı benim gibi etten ve kemiktendi.
O kadar şaşırmıştım ki, her zamanki gibi elini öpmeyi unutmuştum: Hiçbir şey söylemedi, sadece beni sakinleştirdi. Ve geçen akşam yaptığı gibi yüzüme üfledi. Sonra tekrar uyuya kalmışım.
Bükreş’te işlerimin yoğunluğu arasında bu olayı zamanla unutmuştum. Döndüğümde sokakta yine arkadaşıma rastladım. Hemen yanına varıp ellerinden öptüm. Bana; “Bu sefer Karadeniz’deki gibi ellerimden öpmeyi unutmadın.” dedi. Ve ekledi: “Şimdi, belki de karşılaştığımız o ilk akşamkinden farklı düşünüyorsunuzdur. Yoksa hala, bu yaşadığınız olayların sübjektif bir manası olduğunu mu düşünüyorsunuz?”
Gördüğünüz şimdiki hayat anlayışımı bu arkadaşıma borçlu olduğumu itiraf etmeliyim. O günden sonra, artık eski hayatımla alakamı kestim. Ve yeniden gençliğimde arzu ettiğim gibi din ve tasavvuf konularında çalışmaya başladım. Bugün dini konularda çalışmak hayatımın bir vazifesi oldu.10
Bu dönüşümle ilgili olarak şunları söylemek isteriz:
Mehmet Ali Aynî’nin yaşadığı bu hal, terminolojide “sufî tecrübe” adıyla da anılmaktadır. Batı tarzı modernleşmenin idealize edildiği dönemde yaşanılan bu tür manevî haller, pozitivizmin etkisiyle sübjektif olarak kabul edilmektedir. Biz burada bilgi edinmedeki objektivitenin imkânlarına dair tartışmaya girmekten ziyade, bilgi edinmede esas yönün test ve kontrol edilebilirlik olduğuna dikkat çekmek istiyoruz. Bu manada, sufilerin yaşadığı bu tür tecrübelerin içinde, bir test ve kontrol mekanizması bulunmaktadır. Bunlar:
- Şeriata uygunluk
- Bireyin hayatındaki ani dönüşüm
- Bireyin böyle bir tecrübe için kabiliyetli olması
- Alanında otorite olan uzmanlar, şeklinde özetlenebilir.
Mehmet Ali Aynî’nin de böyle bir tecrübî bilgiye maruz kalmasındaki aktiflik ve pasiflik, o tecrübeyi yaşadıktan sonraki, fikrî ve zihnî dönüşümü, dinin hükümleriyle çelişen bir durumun olmayışı ve alanında otorite kabul edilen arkadaşının, bilfiil tecrübesinin parçası oluşu, onun yaşadığı halin epistemik değeri konusunda bize fikir vermektedir.
O, kendini bu şekilde gerçekleştirmiş…
Darısı, ilmi putlaştıran, tanrılaştıran diğer ilim insanlarına…

Dipnotlar: 1) Zehebî, Siyer-i A’lâmu’n-Nübelâ, Nşr.: Şuayb Arnavut, Beyrut 1401-1405/1981-1985, c. XX, s. 439-451. 2) Gazali, el-Munkızu mine’d-Dalal, Nşr.: Ahmed Câlindehri, Lahor 1971, s. 65 vd. 3) Ethem Cebecioğlu, Hacı Bayram-ı Veli. (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Ankara 1989, s.87-89. 4) Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmud Hüdayî, DİA, c. 4, s. 339; Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmud Hüdaî ve Celvetiye Tarikatı, Erkam Yay., İstanbul 1982, s. 47. 5) Said Nursî, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 286-88. 6) Bkz.: İnanç Yazgan, Kişilik Kuramları, Ankara 2014. 7) Ethem Cebecioğlu, Allah Dostları - 5, s. 17-18. 8) M. Ali Aynî için ayrıca bakınız: Ali Kemal Aksüt, ;Profesör Mehmed Ali Aynî, Hayatı ve Eserleri, İstanbul 1944; “Mehmet Ali Aynî, Hatıraları”, Canlı Tarihler, İstanbul 1945, c. 2, s. 5-90; Muharrem Ergin, Türk Maarif Tarihi, c. 5, 1965; Kemal Balkan, “Profesör Mehmed Ali Aynî, Hayatı ve Eserleri”, İş Mecmuası, İstanbul 1942, sayı: 32, s. 254-280. 9) Carl Vett, Dervişler Arasında İki Hafta, çev.: Ethem Cebecioğlu, Kaknüs Yay., İstanbul 2004, s. 246. 10) Carl Vett, Dervişler Arasında İki Hafta, çev.: Ethem Cebecioğlu, Kaknüs Yay., İstanbul 2004, s. 96-97.

 

Yorum Yazın

Facebook