Ortadoğu’da Yeni Dengeler ve Güç Mücadelesi…

0
Ortadoğu’da Yeni Dengeler ve Güç Mücadelesi… - Beytullah Demircioğlu
Sayı : 359 - Ocak 2016 - Sayfa : 58

Eski dünya, yeni dünya, bütün akvâm-ı beşerin toplanıp güç gösterisinde bulunduğu Ortadoğu nereye sürükleniyor? Yıllardır huzura, istikrara hasret bu kederli coğrafyanın sürüklendiği meçhul, bugünlerde dünya gündeminin en kritik sorusu olarak tartışılıyor.
Şurası artık çok net; Suriye’deki kriz, artık bir Suriye krizi değil...
Irak’taki kavga, artık Irak’ın bir iç meselesi değil...
Kavga da sınırları da çok daha büyük…
Kavganın tarafları çok ama çok fazla…
Doğusundan batısına neredeyse dünyanın bütün güç merkezleri, devletleri, örgütleri, enerji şirketleri var Ortadoğu’yu kan gölüne döndüren bu kavganın tam ortasında.
1916’da Sykes-Picot anlaşması ile Fransızlar ve İngilizler tarafından çizilen Ortadoğu haritasının artık hükmünün kalmadığını söylemek mümkün. Pek çok uluslararası analizde bu gerçek dillendiriliyor zaten.
 Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiği vurgusu, klişesi sürekli dillendiriliyor da bu aşamadan sonra bu ülkelerin hatta Ortadoğu’nun diğer ülkelerinin toprak bütünlüğünün korunabileceği ihtimali her geçen gün biraz daha zayıflıyor.
Evet, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oldukça yerinde tespitiyle Ortadoğu’da at izi it izine karışmış durumda. Terör ve IŞİD herkesin dilinde. Ancak özellikle Batılı emperyal devletlerin, Suriye ve Irak’ın semalarında uçarak bomba yağdıran 25 farklı devletin terörle mücadele gibi bir önceliği var mı Allah aşkına? Öncelikler çok farklı.  Bir tiyatro oyunu oynanıyor terörle mücadele kılıfı altında.
Kimin kiminle iş tuttuğu, kimin kiminle müttefik, kiminle kanlı bıçaklı olduğu neredeyse günü birlik değiştiği bu kaotik ortamda, Ortadoğu’nun sınırları yeniden şekillendiriliyor velhasıl.
Ortadoğu’nun geleceğinde rol almak için yoğun bir savaş veriliyor. Artık vekâlet savaşları değil bizzat sahadalar, küresel emperyalistler, bölgesel aktörler ve devletler… Sözüm ona terörle mücadele için bölgeye bodoslamasına giren Rusya, zulümde, vahşette Esed rejimi ile yarışıyor artık… Sözüm ona adında İslam Cumhuriyeti yazan devlet, Cuma hutbelerinde kadın çocuk demeden Müslümanları katleden Putin için muvaffakiyetler niyazında bulunuyor.
Acı ama bu coğrafyanın, İslam dünyasının gerçeği bu…  
Peki, Ortadoğu’nun nereye doğru sürüklendiğine ilişkin neler söylenebilir?
Uluslararası mahfillerde hangi senaryolardan bahsediliyor Ortadoğu’nun yakın ve uzak geleceğine ilişkin? Ortadoğu’da değişen dengelerde ABD, Batı ve Rusya neye oynuyor? S. Arabistan öncülüğünde kurulan teröre karşı İslam ittifakı neyin nesidir? Ortadoğu’nun geçtiği bu kritik süreçte Türkiye’yi neler bekliyor? Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeniden reel politik mi devreye giriyor? Türkiye, hemen her konjonktürde arkasında durduğu, sahiplendiği Filistinlileri yüz üstü mü bırakıyor?  Ortadoğu’daki bu büyük kavgada enerjinin etkisi nedir?
Bunun gibi yığınla soru var Ortadoğu ve dünya gündemine ilişkin…
Suriye eksenindeki gelişmelerle başlayalım.
Suriye Konusunda ABD ve Rusya Ne Yana Düşer?
Malum, Rusya’nın DAİŞ ile mücadele bahanesiyle başlattığı askeri müdahale sonrası Suriye’de dengeler bir hayli değişmiş bulunuyor. DAİŞ yerine, rejim muhalifi ılımlı tüm güçleri, hatta sivilleri hedef alan saldırılar ile Rusya, Esed rejimini aratmayan katliamlar gerçekleştiriyor. Rusya, DAİŞ’i ortadan kaldırmak için değil bambaşka hesaplar için yağdırıyor bombaları Suriye halkı üzerine.  O hesapların başında da Esed rejimini ayakta tutmak var. Tabii yine kendi bölgesel ve küresel hesapları için…
 Suriye krizinde sözüm ona farklı bloklarda gözüken ABD ise Rusya’nın bu katliamlarına sadece seyirci kalıyor. Uluslararası analizlerde ABD ve Rusya’nın, perde gerisinde, Suriye’nin geleceği konusunda yüzde 80 oranında anlaştıkları tespitleri göz önüne alındığında ise Washington’un bu tepkisizliğini anlamlandırmak mümkün elbette.
 İki ülkenin Suriye’nin geleceği konusundaki uzlaşısının boyutlarını tam olarak kestirmek güç. Ancak Washington ve Moskova’nın Esed’in geleceği konusunda farklı düşünseler de uzlaştıkları en önemli nokta, Suriye’de ılımlı ya da radikal, islami çizgideki bir yönetim istemedikleri çok net.
Geçen ay BM Güvenlik Konseyi’nde, Suriye’de siyasi diyalog sürecinin başlaması ve ülke genelinde ateşkes ilan edilmesini isteyen ve Cenevre Bildirisi ile Viyana toplantılarında alınan kararları teyit eden karar tasarısını oy birliği ile kabul edildi. Peki bu karar Suriye konusunun çözümü noktasında ne kadar umut vaat ediyor?
 Kestirmeden söyleyelim, Esed iktidarını en az iki yıl güvenceye almış gözüken bu kararın umut verdiğini söylemek oldukça güç.  
Karara göre, BM ocak ayı başında Esed rejimi ile müzakereye oturacak muhaliflere davetiye gönderecek. Eş zamanlı olarak BM, ülkede ateşkes uygulanması için DAİŞ ve Nusra Cephesi dışındaki rejim ve silahlı muhaliflerle görüşecek. Ocak ayından itibaren 6 aylık geçiş sürecinin sonunda, yani Haziran 2016’da rejim ve muhalefetin karşılıklı rızasıyla tam yetkili geçiş hükümetini kurması gerekiyor. Bundan sonra yeni hükümet anayasa reformunu hazırlayacak. 12 ay sonra, Haziran 2017’de de ülkede genel seçimler düzenlenecek.
Esed’in siyasi geçiş sürecinde rol oynayıp oynamayacağına ilişkin herhangi bir madde yer almaması sebebiyle BMGK kararıyla Esed’in muhtemel gecikmelerle birlikte kağıt üzerinde en az 2 yıllık zaman kazandığı dillendiriliyor. Muhalif grupların Esed’in iki yıl daha iktidarda kalmasını kabullenmeleri mümkün gözükmüyor. Esed rejimine karşı silahlı mücadeleyi sürdüren grupların ateşkesi bozdukları gerekçesiyle terör örgütü listelerine dahil edilmesi tehlikesi var.
Kararda ayrıca Ocak 2016’dan itibaren 18 ay içinde “adil seçim” düzenlenmesi de öngörülüyor. En geç Haziran 2017’de düzenlenmesi gereken genel seçimin ne derece adil olabileceği de tartışma konusu. Yarısı terör örgütü DAİŞ’in kontrolünde olan, yaklaşık 4,5 milyon kişinin çevre ülkelere kaçtığı, yaklaşık 8 milyon kişinin de ülke içinde yerinden edildiği bir ülkede adil bir seçim yapılması mümkün görünmüyor. Oy verme işlemi en yoğun, rejimin kontrolündeki ve kendine yakın toplulukların bölgesinde yapılabilecek.
Türkiye’yi Kuşatma Operasyonunda Rusya ve İran Faktörü
Suriye krizinden en çok etkilenen ülkelerden biri hiç kuşkusuz Türkiye’dir. Bu etkilenmenin Türkiye-Rusya ilişkilerinin bozulması ile çok daha derinleştiği muhakkak. Suriye’ye yerleşen Rusya ve onunla Esed’in geleceği konusunda mutabık kaldığı İran, Türkiye’yi Ortadoğu’dan uzaklaştırmaya çalışan bir politika izliyor.
O ortak politikalardan birisi Türkiye’yi kendi iç sorunlarıyla meşgul etmek. Ortadoğu haritası yeniden şekillendirilirken içerideki terörün hız kazanması, PKK’nın devreye soktuğu hendek siyaseti, Türkiye’yi kuşatma operasyonunun bir parçası. Hedeflenen, Türkiye-Suriye sınırı boyunca bir Kürt bölgesi oluşturularak, Türkiye ile Sünni Arap dünyası arasına duvar örmek, Türkiye’yi Sünni Arap dünyasından koparmak. Bu hedef doğrultusunda Türkiye ile yakın ilişki içerisinde olan Barzani yönetimini de devre dışı bırakmak için bir takım hamleler yapmak… Türkiye ile Irak arasındaki ilişkilerin Başika’da Türk askeri bulundurulması meselesinden dolayı bozulmasının arkasında da Tahran ve Moskova’nın olduğu biliniyor.
 Evet Türkiye’yi kuşatma operasyonunda Rusya ve İran başat rol oynuyor ama sözüm ona müttefikimiz Amerika bu kuşatmanın dışında değil. O da özellikle PKK terör örgütünün Suriye uzantısı PYD üzerinden yürüttüğü politikalar ile Türkiye’yi rahatsız ediyor…    

Foto Altı.
“Rusya’nın Maskesi Düştü”
Uluslararası Af Örgütü, Rusya’nın Suriye’deki hava saldırılarında 200’den fazla sivilin hayatını kaybettiğini duyurdu. Örgüt, raporunu ‘Rusya’nın Suriye’deki saldırılarıyla ilgili açıklamalarının maskesi düştü’ başlığıyla yayınladı. Rapora göre Rus savaş uçaklarının saldırılarında sivillerin yaşadığı yerleşim alanları, evler, camileri, pazar yerlerini ve hastaneleri hedef alınıyor. Rus yetkililerin bir cami ile hastanenin zarar gördüğü operasyonlarla ilgili “yalan” söylediği belirtilen raporda,  Rusya’nın yerleşim birimlerinde uluslararası yasalarca yasaklanmış mühimmat kullandığı da iddia edildi. Merkezi New York’ta bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Beyrut kaynaklarına göre, Suriye rejim güçlerinin ve Rusya’nın, eylül ayından bu yana muhalif gruplara yönelik büyük oranda misket bombası kullandığı belgelendi.
Reel Politik ve Türkiye-İsrail İlişkilerinin Normalleşmesi
Ortadoğu’da dengelerin değiştiği, Türkiye’nin köşeye sıkıştırılmaya çalışıldığı bir dönemde, Ankara ile Tel Aviv arasındaki görüşmeler çokça tartışıldı. Mavi Marmara katliamı ile başlayan gerilimli 5 yılın ardından Türkiye ile İsrail normalleşme sürecine mi giriyordu? Türkiye, bölgede sıkıştırılmasının da etkisiyle dış politikasında özellikle İsrail ile ilişkilerinde bir değişikliğe mi gidiyordu? Daha yalın ifadeyle her konjonktürde Filistinlilerin yanında yer alan, neredeyse dünyada tek insani politika üreten Türkiye reel politik gerçekler sebebiyle Filistinlileri yüz üstü mü bırakıyordu?
 Başbakan Ahmet Davutoğlu bu yöndeki soru işaretlerini ve endişeleri “Kim, ‘Türkiye Filistin’e olan desteğini gözardı ederek İsrail ile yakınlaşıyor’ derse, bize en büyük bühtanı yapar. Biz gece rüyalarımızda bile Filistin’i unutmayız” şeklindeki net ifadeleriyle giderdi.
Türkiye-İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi konusunda netleşen bir durum yok ama o yönde adımlar atıldığı ifade ediliyor. Ankara, üç şart kabul edilirse neden olmasın diyor. Özür gerçekleşti. Tazminat konusunda ilerleme var. Geriye Gazze’ye uygulanan ablukanın kalkması kalıyor. O konuda İsrail’in nasıl bir adım atacağı merakla bekleniyor. İsrail’in, ilişkilerin normalleşmesi konusunda istekli olmasının arkasında Akdeniz’de bulduğu doğalgazı Batı’ya ulaştırmanın en ekonomik yolunun Türkiye’den geçmesi gösteriliyor.
Mısır’ın, Doğu Akdeniz’de büyük rezervler bulmasının ardından Mısır pazarı İsrail açısından kapandı. Bölgedeki en istikrarlı müşteri Türkiye ve oradan uzanılacak Avrupa ülkeleri olacağı beklentisi var.
İsrail’in Türkiye ile uzlaşı arayışlarının bir başka nedeni gazın bir an önce uluslararası piyasalara ulaştırılması. Bu arada Filistin devletini kabul eden ülkelerin sayısının artması ile Doğu Akdeniz’den çıkan doğalgazda Filistin devletinin de hakkının olacağı  gerçeğinin hukuki bir boyut kazanması gündemde. Bu da bölgeyi daha hararetli hale getiriyor.

Kutu Haber
Doğu Akdeniz’deki Enerji Denklemi ve Türkiye
Ortadoğu’daki kavganın en önemli sebeplerinden biri enerji. Doğalgaz keşifleriyle son dönemde Doğu Akdeniz küresel enerji piyasalarının en önemli bölgelerinden birine dönüşmüş bulunuyor. ABD Jeolojik Araştırma Kurumu 2013’te, Doğu Akdeniz’de, Suriye, İsrail, Mısır, Kıbrıs açıklarında 3 trilyon 450 milyar metreküp doğalgaz bulunduğunu açıkladı. Bunun, tüm bölge ülkelerinin kaderini ve Ortadoğu’daki dengeleri etkileyebileceğinin altı çiziliyor. Onlarca ülkeden, yüzlerce savaş gemisinin Doğu Akdeniz’e doluşması da bu enerji ile izah ediliyor.
Doğu Akdeniz bölgesindeki doğalgazın en az maliyetle taşınacağı güzergahın Türkiye’den geçmesi ve 800 milyar metreküpün üzerinde doğalgaz rezervine sahip Leviathan ve Tamar sahalarında, İsrail’in doğalgazı ihraç edebileceği herhangi bir güzergahın halihazırda bulunmadığı belirtiliyor. Buradaki enerji denkleminde Türkiyesiz bir çözümün oldukça zor olduğu vurgulanıyor.
S. Arabistan’ın “İslam İttifakı” Projesi
Suudi Arabistan öncülüğünde 34 İslam ülkesinin katılımıyla kurulan teröre karşı İslam koalisyonu çokça tartışılan bir başka konu oldu. Başta koalisyonun böyle bir isimle tesis edilmesi, hedefi, neden böyle bir koalisyona ihtiyaç duyulduğu, gerçekten de S. Arabistan’ın öncülüğünde mi kurulduğu, arkasında ABD’nin olup olmadığı gibi pek çok soru gündeme geldi.  Koalisyonun sadece IŞİD ile değil tüm terör örgütleriyle mücadele edeceği belirtildi. İyi de nasıl belirlenecekti bu terör örgütleri? Kim belirleyecekti? Mesela şiddetle arasına her zaman mesafe koymuş ama ona rağmen darbeciler ve onun finansörleri koalisyon üyesi ülkeler tarafından şeytanlaştırıp terörist yaftası yapıştırılan Müslüman Kardeşlere karşı da mücadele edilecek miydi? PYD terör örgütü müydü değil miydi?
Terörist gruplara karış mücadele edilecekti tamam da peki ya terörist ülkelere karşı nasıl bir strateji izlenecekti? Neden Şii nüfusun çok olduğu ülkeler dâhil edilmemişti İran’ın şii yayılmacılığının önüne geçmek miydi asıl hedef? İslam dünyasının en kalabalık ülkesi Endonezya neden yoktu? Pakistan neden benim haberim yok diyordu? Sorular çoktu. Cevaplar ise kifayetsiz kaldı. Sisi ile mi terör mücadelesi verilecekti? Uzun lafın kısası bu koalisyondan bir şey çıkmayacağı çoklarının ortak kanaatiydi.

 

Yorum Yazın

Facebook