Ramazan Müslümanlığı

0
Ramazan Müslümanlığı
Ramazan Müslümanlığı - Ahmet Taşgetiren
Sayı : 388 - Haziran 2018 - Sayfa : 3

En önce şunu ifade etmem lâzım:
Başlıktaki ifadeyi, bir çok ortamda yapılageldiği gibi asla bir hali, vaziyeti, durumu kınamak için kullanmıyorum.
Yani islâmî bazı görevleri Ramazan’da hatırlayan, yapmaya çalışan insanlara asla “Bu iş, Ramazan Müslümanlığı ile olmaz” gibi bir söz söylemek değil burada yaptığım iş.
Başka zamanlarda islâmî görevlere pek dikkat etmediği halde Ramazan’da oruç tutan, başka zamanlarda beş vakti kılmasa bile teravihlere giden, namazlarına daha çok dikkat etmeye başlayan, Kur’an okuyan, fakiri fukarayı gören, zekat duyarlılığı sınırlı da olsa, sadaka-i fıtrı vermeye itina eden, çoluk-çocuğu ile iftar sofrasında beklemeyi, dua etmeyi hayatının en güzel anları olarak gören, başka zaman tesettür konusunda ihmalleri olsa bile, Ramazan’da, Kur’an okurken, dua ederken tesettüre giren...
Meram anlaşılmıştır:
Senenin bir 11 ayı var, bir de Ramazan’ı...
Belli ki İslam’la ilişkimiz bütün bir hayat ilişkisi. Parça - bölük bir ilişki değil. Şu zamanda şu kadar birlikte olunacak bir ilişki değil. Onun için Ramazan’a has özel ibadetler olsa bile, İslam’ın bütünüyle ilişkinin Ramazan - Ramazan dışı gibi bir farklılaşma hali içine girmesi sıhhatli bir durumu ifade etmiyor.
Ama bir sosyal vaziyeti ifade ettiği de gerçek.
Ramazan içinde ve dışında Müslümanlık kıvamımız farklılaşıyor.
Bir, İslam’ı bütün bir hayat disiplini, çerçevesi, nizamı olarak görüp, ona göre bütün zamanlarda itina ile yaşayanlarımız var.
Bir de, hayatın bütünü içinde İslam ölçüleri azalmış olmasına rağmen, Ramazan’da farklı bir hamle ile İslam’la ilişkilerini hiç olmazsa belli alanlarda yenileyen, tazeleyenlerimiz var.
Aslında İslam’la doğru ilişkinin, tam teslim olma hali olduğu bir gerçek. “Amentü” dediğimizde, “Eşhedü” dediğimizde bir söz verir, bütün varlığımızla bir kimlik çerçevesinin içine gireriz. “Amentü” de, “Eşhedü” de, bir niyet beyanıdır. Bir ahidleşmedir. Oradan İslam’ın dünyasına girilir ve adım adım İslam’la donanılır. İslam olmak ne ise, kılcal damarlara kadar o ruh sirayet eder. Bizi Müslüman kılar. Müslüman olmak demek, kalblere nüfuz etmiş bir imanın, kişinin “hayat” diye nitelenen bütün bir varoluş hamlelerini biçimlendirmesi demektir.
İslam fıkhının iman, ibadet, ahlâk, muamelat diye sıraladığı bütün insan halleri, İslam içinde kendine özgü bir mahiyet kazanır.
İnsanın hayat yolculuğu tam da bu noktada bir imtihan mahiyeti kazanıyor.
Bu İslam - İnsan bileşimi ne nisbette gerçekleşecek?
Belli ki İslam toplumları içinde temel aidiyet noktasında bir aşınma olmadığı halde “Yaşayamıyoruz ne yapalım?” tarzında bir zaaf duygusu içine giren ve hiç olmazsa Ramazan’da toparlanma cehdini sergileyenlerimiz var.
Aslında “inandığınız gibi yaşamıyorsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız” tarzında iman - hayat münasebetindeki hassasiyeti ifade eden bir tespit de var. Onun için yaşamaya yaşamaya yüreklerimize doğru akacak bir sancının oluşma riskini gözardı etmemek lâzım.
“Ramazan Müslümanlığı”nın bir dirilik alameti olarak görülmesi daha doğrudur.
Aslında Ramazan’la birlikte istisnasız herkesin hayatında bir hamle olur.
“İbadet yoğun” bir iklim, her Müslümanın hayatını etkiler.
Aslında Rabbimiz bizleri böyle bir iklim içinden geçirerek kulluk bilincimize bir hayat suyu lutfeder.
Aslında Rasulü Ekrem sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz’in tembihleri, Müslümanın bu mevsimden cennet meyveleri toplamasını teşvik mahiyetindedir.
Aslında Ramazan içine yerleştirilen Kadir gecesi, Müslümana “kulluğa yoğunlaşın, yoğunlaşın, yoğunlaşın ki bir gecenize bin ayın bereketi sığsın” çağrısı yapıyor.
Buna göre herkesin hayatında bir “Ramazan Müslümanlığı” farklılaşması gerçekleşiyor.
Demek ki herkesin dünyasında bir Ramazan ürpertisi oluşmasına ihtiyaç var ki, Rabbimiz böyle bir farklı ibadet ayı lutfetmiş bizlere.
Bütün bunlardan gelinecek olan sonuç şu olmalı:
-Kimseyi “Ramazan Müslümanı” diye yargılamamak ve her insanda Ramazan ile birlikte oluşan güzelliğin çok daha büyük iyileşmelerin başlangıcı olabileceği ümidini beslemek.
-Herkesin kendi hayatına bakması ve Ramazan’la birlikte kendi hayatında hâsıl olan güzellikleri Ramazan’dan sonra da devam ettirmesi.
Ramazan sadece bir aydır.
Ramazan’dan sonra 11 ay daha vardır.
Ve hayat bütün zamanlarda yaşanan hayattır. Yani insanın Rabbi ile ilişkisi bir aylık ilişki değildir. Ve İslam, bu ilişkinin nefes alıp verdiğimiz tüm zamanlardaki çerçevesinin adıdır.
Belki Ramazan ve Oruç’la o şuur kıvamına tırmanma, sıçrama imkânı bulunabilir.
İslam’da “niyet”ler, yapılan işte insanın Rabbi ile ilişkisini diri kılan bir mahiyet taşır.
İşi alelade olmaktan çıkarır, “Allah rızası”na rapteder.
Namaz için Huzur’a duruyor, niyet ediyoruz.
Oruç için niyet ediyoruz.
Zekâtı Allah rızası için veriyoruz.
Haccı Allah rızası için yapıyoruz.
O (celle celalüh) istiyor ve yapıyoruz.
O bizim Mevlâmız. Rabbimiz, Halikımız, Rezzâkımız...
Biz her niyetle Müslümanlığımızı tazeliyor, kulluğumuzu yeniden idrak ediyoruz, güncelliyoruz. Tozlarını, küllenmişse küllerini kaldırıyoruz.
Onun için “Niyet amelden hayırlıdır.” denilmiştir.
“Niyet amelin iliğidir, özüdür” denilmiştir.
“Amellerin değeri niyet iledir.”
Ramazan’la birlikte hatırladığımız her şey, bizim İslam’la ahdimizi tazeleme niteliğine kavuşuyorsa, Ramazan’dan istifade ediyoruz demektir.
Belki şunu bilmek gerekiyor:
İş ciddidir.
Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz’in özü gerçekleşmeyen orucun aç kalmaktan, aynı şekilde özü gerçekleşmeyen namazın boşuna yorulmaktan ibaret kalacağına dair ikazları, aslında yaptığımız her işin özüne itina zaruretini hatırlatıyor bizlere.
İslam bir merasim değil. Yani görünelim, seyredilelim, alkışlanalım işi değil. Bu tür duygular yaptıklarımızın içini boşaltıyor aksine.
Niyet “Allah için” olacak.
İşte Ramazan’da bir ay süreyle Allah için işler yapa yapa o şuuru kazanabilirsek, Ramazan’a veda ettikten sonra da, gelecek Ramazan’la yüzü ak buluşmak için irade kuşanmış oluruz.
Tabii ki şu yok:
-Bir ay süreyle Müslümanlığı iyi yaşarsam, bu geriye kalan 11 ayı idare eder.
Elbette etmez.
İslam, öyle girilen, çıkılan, yeniden girilen yeniden çıkılan bir sınırsız alan değil.
“Din samimiyettir” buyuruyor ya Allah Rasûlü.
Zaaflarımızı bilip, onları samimiyetle Rabbimize arzedip, derlenme - toparlanma iradesini ortaya koyup, Rabbimizden yaralarımızı sarma noktasında samimi yardım dileyip, buna rağmen aksamalarımız varsa.... orada ümit de vardır.
Rabbimiz Ramazan’daki ruh kıvamımızı bütün hayatımıza taşıyabilmeyi nasib etsin inşaAllah. Amin.

 

Yorum Yazın

Facebook