Ramazan ve Oruç

0
Ramazan ve Oruç
Ramazan ve Oruç - M. Sami Ramazanoğlu
Sayı : 387 - Mayıs 2018 - Sayfa : 30


Allah Teâlâ buyuruyor:
“Ey mü’minler! Haram olan şeylerden nefsinizi sakınmanız için sizden evvelki geçen ümmetlere farz kılındığı gibi sizin üzerinize de oruç farz kılındı.” (Bakara Sûresi, 183)
Yani, ey ehl-i îmân! Bâtınınızı tasfiyeye hâdim olan oruç tutmak size farz oldu. Nitekim sizden evvel geçen ümmetlerin cümlesine farz olduğu gibi. Bu orucu tutmak sebebiyle sizin haramdan ittikânız, sakınmanız me’muldür.
Beyzâvî’nin beyânı vechile Hazret-i Âdem’den Ümmet-i Muhammediye’ye gelinceye kadar bilcümle enbiyânın şerî­atında oruç tutmak bir ibâdet-i kadîme olduğu gibi bu âyet-i celîle ile de Ümmet-i Muhammed’e farz kılınmıştır.
Oruç tutmak insanların nefsine ağır gelib meşakkatli bir ibâdet olduğundan kulûb-ı mü’minîni tatyîb için yalnız Üm­met-i Muhammed’e oruç farz kılınmamış, sizden evvel geçen ümmetlere de farz kılınmıştır ve onlara farz kılındığı gibi size de farz kılınmıştır, diye vârid olmuştur.
Yalnız, evvelki her şerîatte orucun keyfiyeti ve adedi başka başka sûretlerde muhtelif şekillerde emrolunmuş ise de Şerîat-ı İslâmiyye’de ramazan ayında imsak vaktinden başlayarak akşam namazı vakti olan gurûb-ı şemse kadar yemekten ve içmekten ve cinsî mukârenetten nefsi men etmek suretiyle meşrû kılınmıştır.
Orucun Farzıyyeti:
Oruç, hicret-i nebeviyyeden birkaç sene sonra Şâbân-ı şerîfin üçüncü günü farz kılınmıştır. Cenâb-ı Hak azze ve celle âyet-i kerîmede: “Orucun farzıyyeti sizin ittikanız için…” buyurmuştur. Çünkü oruç insanın kuvve-i şehvâniyesini kırdığı gibi nefsin hevâ ve hevesini kırarak bütün âzâları günahdan, isyandan ictinâb ile zühd ü takvaya sebeb olacağı beyân buyurulmuştur. Çünkü insanların dünyevî mesâisi başlıca iki şeye münhasırdır: Biri tatlı tatlı yiyip içmek arzusudur. Diğeri de kuvve-i şehvâniyedir. Bu iki arzu da ancak oruç ile men edilmiş olduğu gibi tasfiye-i cesed ve bazı emrâz-ı kalbiyenin tathîrine de oruç vesile olur. Ve tıbben de midenin tashihine vesile olduğu malûm bir hakîkattir.
Hadîs-i şerîflerde buyurulmuştur ki:
“Ramazân-ı şerîfin duhûlüyle rahmet-i ilâhiyenin nüzûlü için cennet kapıları açılır ve menhiyâttan ictinâb sebebiyle cehennem kapıları kapandığı gibi şeytanlar da zincirle bağlı olarak hapsolunurlar. Şu kadar ki nefsine esir ve mağlûb olanlar şeytanın mahbûsiyetinden istifâde edip de mazhar-ı hayr olamazlar.” (El-Câmiu’s-Sağîr)
“Ramazan-ı şerîfte sıdk u yakîn ile oruç tutanlar namazlarını terk etmeksizin teravih namazını da edâ etseler günah-ı sağâiri mağfûr olur.” (Tirmizî)
“Oruç nâra karşı bir kalkandır. Oruçluyu nefsâni ihtiraslardan muhâfaza eder. Oruçlu kimse, câhilâne fenâ söz söylemek isteyen kimseye iki defâ: Ben oruçluyum, desin. Rûhum yed-i kudretinde olan Cenâb-ı Allâh’a yemin ederim ki: Oruçlunun ağzının açlık kokusu Allah Teâlâ hazretleri indinde misk kokusundan daha etyab ve temizdir.” (Buhârî)
Cenâb-ı Hak buyurmuştur ki: “Oruçlu kimse benim rızâm için yemesini içmesini ve cinsî arzusunu bırakmıştır. Oruç doğrudan doğruya bana edilen ve riyâ karışmayan bir ibâdettir. Onun sayısız ecrini de doğrudan doğruya ben veririm. Halbuki başka ibâdetlerin hepsi on misli ile ödenmektedir.” (Buhârî) buyurmuştur.
Hadîs-i şerîfde:
“Sâim, oruçlu için iki ferahlık, sevinç, sürûr vardır: Birisi iftar vaktindedir. Diğeri de Rabbisine mülâkî olduğu vakittedir.” buyuruldu.
Ramazanoğlu M. Sâmi, Musâhabe-4, s. 32-41

 

Yorum Yazın

Facebook