Rasulullah’a Varis Olabilmek

0
Rasulullah’a Varis Olabilmek - Rabia Brodbeck
Sayı : - Eylül 2017

Rasulullah’a Varis Olabilmek - Rabia Brodbeck

Sayı : 379 - Eylül 2017


Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bütün âlemlere rahmettir. Bütün lûtf-u ihsanın menbaı odur. Bütün mahlûkât onun rahmet denizinin muhatabıdır. Allah Kur’ân’da, “Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiyâ Sûresi, 107) buyurmaktadır. Onun sayesinde rahmet ve merhamet bütün âleme yayılmıştır. O’nun (s.a.v.) irfan nuruyla bütün insanlık çiçek açan bir tevhid halkasının yaşayan organizmaları haline gelmiştir. Evrensellik güneşi yükselerek gaflet, cehalet ve şuursuzluk karanlıklarını dağıttı. İlâhi hidâyet nuru bütün kâinatta parıldamaya başladı. Âşıklığın hoş kokusu insan varlığının ufuklarını tuttu. Bütün insanlığa rahmet olarak gönderilmiş olan Allah’ın Habîb’i en saf aşk ve merhametin cisimleşmiş halidir. Allah onu, bütün mahlûkâtın içinde örnek kul olması için yaratmıştır. Kâinâtın fahri, insanların birbirleri için yaşamasının en yüce sevgi ve şefkat örneği olmuştur. Dünyevî varlığımızı büyük merhameti ve cömertliğiyle aydınlatmıştır. Bize bu dünyada nasıl diğer insanlar için yaşamamız gerektiğini öğretmiştir. Efendimizin Kur’an’da tarif edilen yüksek ahlâkı; “Şanım hakkı için, size kendinizden öyle izzetli bir peygamber geldi ki, sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir; size düşkündür ve müminlere karşı şefkatli ve merhametlidir.” (Araf, 172)

Tahiyyat’ta okuduğumuz, Efendimiz (s.a.v.) ve Cenab-ı Hakk’ın arasındaki diyalog bunu bizlere göstermektedir. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) tüm azamet, mükemmelliyet ve güzelliklerin Allah’a ait olduğunu belirtmesine karşılık yüce Allah rahmet ve bereketini habibi olan nebisine sunmuştur; “Es selamu aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetulillahi ve berekatuhu”. Efendimiz (s.a.v.) ise bizzat kendisine sunulan bu rahmet ve bereketi sadece kendisine saklamayıp tüm salih kullar ile paylaşmıştır; “Es-selâmü aleynâ ve alâ ibâdi’llahi’s-sâlihîn” “Selam bizim üzerimize ve Allah’ın salih kulları üzerine de olsun.” Allah’ın habibine olan ikramı ve habibinin bu ikramı cümle salih kullarla paylaşması sonucu cümle şahitler şehadet edebilmişlerdir; “Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasulüh.”

O’nun ümmetine olan muhabbetinin ispatı miraç gecesinde gizlidir. Habibullah Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, Yüce Mevlâ ile vuslata erdikten sonra, dünyaya geri dönmüştür. Hakk’a karîb olduktan sonra kullara hizmete dönmek Efendimiz’in “ubudiyet” vasfını temsil etmektedir. Bu nedenle, Efendimiz’in mirâç gecesi dünyaya dönüşü aşkın en büyük eylemidir. Bu, İslâm dîninin ana mesajıdır. Müminler, diğer insanlarla tevhid halinde olmadıkları sürece Allah’la da tevhid halinde değildirler. Allah’a ulaşmaya çalışmak, O’na muhabbet beslemek ancak O’nun yarattıklarına olan muhabbetten geçer.

Allah indindeki en rıza celbedici hal dünyada kul olup O’nun rızası için mücadele etmek, ilâhî mesuliyetleri sırtlanmak, o azîz emaneti taşıyabilmektir. Ebû Medyen-i Mağribî Hazretleri, “Yaratılmışlardan kaçmak, yolun mübtedilerinin samimiyetinin bir işaretidir. Allah’a varmak, o kaçıştaki samimiyetin bir işaretidir. Allah’a varmışlığın samimiyetine işaret ise yaratılmışlara dönmektir” buyurmuştur.

Yükseliş; Hakk’a yönelmek, mirâç demektir. Mirâça yükselmek; tefekkürdür, irfandır, şuur ilahidir. Mirâca yükselmek; “Ben size şahdamarınızdan daha yakınım”’ın şuuruna yükselmektir.

İniş; halka yönelmek, rahmet demektir. Halka inmek; kulluktur, hizmettir, merhamettir. Yaratılış alemine dönmek, halifetullah ve ubudiyet sıfatını giymektir. İniş, aşk kazanmaktır, aşk da kemalâta erişmektir. Ubudiyyetin zirvesine ulaşmak demektir.

İnsanın ulaşabileceği en yüksek makam, Allah’ın bu dünyada halifesi olduğunu idraktir. İnsan kendindeki hilafet sırrını kemâl ile yaşayıp ubudiyet sırrına erer. “Mahlûka hizmet et ki Hâlik’a hizmet etmiş olasın” ifadesindeki mânâ, mânevî hayatın nihaî muvaffakiyetini temsil eder. Hakiki bir Muhammedî aşık, hakiki bir kul, âlemlere rahmet olarak gönderilenin ahlâkını ne derece tevârüs edebilirse, ubudiyyet makamı da o denli yüksek olur. O kendi nefsini kurban etmiştir. Yaşayan bir şehittir âdeta. Etrafını alevleriyle aydınlatan ama bu meyanda etrafındakiler nurlanırken kendisi eriyip giden bir mum gibidir. Hakiki bir kul, gönlünün en derinlerinden dünyaya parlayan tevhîd nurunun parlak aydınlığıdır.

En güzel vârislik, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ümmetine ve mahlukata olan sevgisine varis olmaktır, kazandığımız güzellikleri, ihsanları ve muhabbeti insanoğluna aksettirmektir. Yani, mirâçtan alınan nur ile dünyayı aydınlatmaya çalışmaktır. Müminlik vasfı, Hak’tan aldığını, halka vermektir. Bu müminin en önemli düsturudur. Sema ayininin hakikati de budur. Sema eden derviş sağ eliyle Allah’dan aldığını, sol eliyle halka verir.

En büyük marifet; bu fani dünyada, madde hayatında, imanın nurunun güzelliklerini yansıtabilmektedir. Şehitler en güzel örnektir çünkü diğer insanların dünya hayatını güzelleştirebilmek ve huzur bulmaları için kendi hayatlarını yaşamaktan vazgeçiyorlar. Bir mum gibiler, diğer insanları etrafında aydınlatarak kendilerin yakıyorlar.

Hz. Fâtıma Annemiz Hz. Ali Efendimiz hakkında. fevkalade tarifi; “Sen toprak ahlâkısın, sana ne atılırsa atılsın sen ondan bir gül yaparsın, sen benliğini yok ettin. Hiç kimseden bir şey beklemez, yalnız ilâhî tecellinin yansıması gibi tüm varlıklara bir şeyler verirsin!” Muhyiddin Arabi Hazretleri der ki; “Tüm Fahr-i Kâinat ilmini H. Ali, gönlündeki Muhammedi aşkla almış ve insanlara yansıtmıştır.”

Biz de eğer Fahr-i Kainat Efendimizin nuruyla aydınlanmak ve aydınlatmak istiyorsak, ehli-beyt ve en yüce sahabeleri örnek almalı, kendimizi, dünyeviliklerimizi, ailemizi ve hatta tüm sevdiklerimizi onun yolunda feda etmeliyiz.

Yorum Yazın

Facebook