Rasûlullah’ın Amca Oğlu NEVFEL İBNİ HÂRİS

0
Rasûlullah’ın Amca Oğlu NEVFEL İBNİ HÂRİS - Mustafa Eriş
Sayı : 359 - Ocak 2016 - Sayfa : 54

Nevfel ibni Hâris radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in amcası Hâris’in oğlu!..
Kureyş kabilesinin Hâşimoğlu kolundan İslâm’a giren en yaşlı sahâbi!...
Sevgili Peygamberimiz vahyin geldiği ilk günlerde, ilk yıllarda İslâm’ı gizlice anlatıyordu. Daha sonra Allah Teâlâ açıktan tebliğe izin verdi ve şu âyet-i celileleri indirdi. Meâlen:
“(Önce) en yakın akrabanı inzar et, uyar!
Sana uyan müminlere (merhamet) kanadını indir.
Şayet sana karşı gelirlerse de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak ki uzağım.
Sen O mutlak galip ve engin merhamet sahibine güvenip dayan.” (Şuarâ: 214-217)
İki Cihan Güneşi Efendimiz bu âyet-i celilelerdeki emir ve tavsiyeler üzere açıktan tebliğe başladı. Akrabalarını toplayıp yemek ikramında bulundu. Onlara önce kendisine olan güvenlerini tasdik ettirdi. Sonra İslam’ı anlattı ve onları yeni dine dâvet etti.
Nevfel ibni Hâris o zor zamanlarda maalesef İki Cihan Güneşi Efendimize destek olamadı. Toplum baskısından kurtulamadı.
O, Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in yakın akrabası oluyordu. Amcalarından Hâris’in oğlu idi. Hâşimoğulları’ndan müslüman olanların en yaşlısı idi. Hazreti Hamza ve Hazreti Abbas radıyallahu anhuma’dan daha yaşlı idi.
O, Kureyş kervanını kurtarmak ve müslümanlarla savaşmak için hazırlanan müşrik ordusuna Mekke’li müşriklerin zorlaması sonucu amcası Abbas ile birlikte Bedir Savaşına katılmak mecburiyetinde kaldı. Savaş sonrasında müşrikler mağlup olup birçok esir vererek kaçtı. Nevfel ile Abbas esirler arasında kaldı.
Bedir Gazvesi’nden sonra Rahmet Peygamberi Efendimiz esirler hakkında ashabıyla birlikte istişare etti. Değişik fikir ve görüşler ortaya kondu. Neticede Hazreti Ebu Bekir Sıddık radıyallahu anh’ın fikir ve görüşü Efendimiz tarafından kabul edildi. Buna göre esirlerden okuma yazma bilenler, ashâb-ı kirâma okuma yazma öğreterek, bilmeyenler de fidye vermek şartıyla serbest bırakılacaklardı.
Rahmet Peygamberi Efendimiz gece vakti amcası Abbas’ın iniltisini duydu ve çok üzüldü. Sahabe-i kiram sabahleyin bunu farketti ve: Ya Rasûlallah! Neye üzüldünüz diye sordular? Efendimiz de: “Bu gece amcamın inlediğini duydum” diye cevap verdi. Bunu duyan ashab-ı kiram hemen kalkıp direğe bağlı Abbas’ın ipini gevşetmek için koşuştu. Daha sonra İki Cihan Güneşi Efendimiz yanına gitti ve bağlarından tamamen serbest bıraktı ve şöyle dedi:
“Ey Amca! Kendin için, kardeşinin oğlu Ukayl ve Nevfel için kurtulmalık akçesi fidye ödeyerek kendinizi esirlikten kurtarın!” buyurdu.
Abbas: “Kendimi esirlikten kurtarmak için verecek hiç bir şeyim yok” dedi.
Rahmet Peygamberi Efendimiz amcası Abbas’a tebessüm ederek:
“Ya o altınlar!” dedi. Peşinden:
“Hani Mekke’den çıkarken hanımın Ümmü Fadl’a verdiğin altınlar!... Şayed dönemezsem şu kadarı senin, şunlar da Fadl, Abdullah, Ubeydullah ve Kusem’in diye ayırdığın altınlar!...” buyurdu.
Bu cevab karşısında Abbas hayretten donup kaldı ve:
“-Yemin ederim ki, bu altınları verirken yanımda kimse yoktu. Bunu nereden biliyorsun?” dedi.
İki Cihan Güneşi Efendimiz de:
“-Bana Allah Teâlâ haber verdi” dedi.
Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz amca oğlu Nevfel’e de aynı şekilde:
“- Yâ Nevfel fidye verip kendini kurtar” dedi.
O da amcası Abbas gibi aynı mâzereti ileri sürdü ve:
“- Kendimi esirlikten kurtarmak için verecek hiç bir şeyim yok! Ne malım var, ne de param var” dedi.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz ona da tebessüm ederek:
“- Cidde’deki süngülerini, mızraklarını versene!” buyurdu.
Nevfel de hayret ve şaşkınlık içerisinde donup kaldı ve:
“- Yemin ederim ki, Cidde’de bulunan mızraklarımı benden başka kimse bilmiyordu? Sen nereden biliyorsun?” dedi.
Fahr-i Kâinat sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Nevfel’e de:
“-Bana Allah Teâlâ haber verdi” dedi. (Köksal, İslâm Tarihi (Medine), II, 180, 193-194)
Efendimiz’in bu mucizevi cevabı karşısında Abbas ve Nevfel’in kalbi yumuşadı. Gönüllerinde İslâm’a karşı bir sevgi oluştu. Kalbleri İslâm’ın nûruna açıldı ve hemen: “Ben, şehâdet ederim ki, sen Rasûlullahsın!” dediler. Kelime-i şehadet getirerek İslâm’la şereflendiler. (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-gâbe, V, 369-370)
Nevfel ibni Hâris radıyallahu anh, bin tane mızrak verip kendini esirlikten kurtardı. O zamanlar mızrak en kıymetli, en değerli bir savaş âleti idi. Çok iyi para ediyordu.
Nevfel radıyallahu anh, artık müslüman olarak Mekke’ye döndü. Bir müddet orada dinini gizleyerek kaldı. Sonra Abdullah ibni Abbas radıyallahu anh ile beraber Hendek savaşı sırasında Medîne’ye, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yanına hicret etti. (İbn Hacer, el-İsâbe, III, 577.)
İki Cihan Güneşi Efendimiz amcası oğlu Nevfel ibni Hâris radıyallahu anh ile sevgili amcası Abbas ibni Abdülmuttalib radıyallahu anh’ı kardeş ilan etti. Onlara Mescid-i Nebî’nin bitişiğinde bir ev tahsis etti.
Onlar Câhiliyet döneminde Mekke’de birlikte silah tüccarlığı yapmışlardı. Ticaretleri ve malları ortaktı. Birbirlerini de severlerdi. Bu beraberliklerini bildiği için Efendimiz onlara Mescidin yakınında kalabilecekleri bir ev hazırlattı.
Nevfel ibni Hâris radıyallahu anh, Medîne’de, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’den hiç ayrılmadı. Onun muhabbetiyle gönlünü doldurdu. Birlikte Mekke’nin fethine katıldı. Tâif ve Huneyn Gazvelerine iştirak etti. Malıyla canıyla Allah ve Rasûlü yolunda hizmet etti.
O, gazvelerde maddi olarak büyük yardımlarda bulundu. Savaş meydanlarında büyük mahâretler, kahramanlıklar gösterdi. Bilhassa Huneyn Savaşı’nda Efendimiz’e üç bin mızrak vererek gönlünü kazandı.
Sevgili Peygamberimiz onun bu yardımından pek memnun oldu. Ona iltifatta bulundu ve sevincini şöyle ifade etti:  
“- Sanki ben senin bu mızraklarının müşriklerin sırt kemiklerini kırdığını görüyorum” buyurdu. (Hâkim, Müstedrek, III, 245-247.)
Nevfel ibni Hâris radıyallahu anh, Huneyn Gazvesinde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in sağ tarafında en önde bulunuyordu. Bir ara ön saflarda bir panik yaşandı. Bozguna uğrayıp kaçışmaya başlandı. İşte o sırada Nevfel radıyallahu anh büyük kahramanlık gösterdi. Kendisi gibi birkaç yiğit mücahid ile birlikte düşmana hücum etti ve müşrikleri bozguna uğrattı.
Onun bu kahramanca hareketi ve firasetle davranışı Ashâb-ı kiram’ın yeniden toparlanmasına vesile oldu. Bu yiğitliği sayesinde savaş, İslâm ordusunun zaferi ile neticelendi.
Nevfel ibni Hâris radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’e engin bir muhabbetle bağlıydı. Onun sünnetine temessükte son derece gayretli ve titizdi. Kitab ve sünnet çizgisinde yaşamaktan asla taviz vermezdi. Son derece kavi bir îmâna sahip olarak hayatını devam ettirdi.
O, cesaret ve şecaat sahibi bir kahramandı. Çok cömert idi. Oğulları Hâris, Mugîre ve Abdullah da sahâbî olup son ikisi Medine’de kadılık yapmıştır.
Nevfel ibni Hâris radıyallahu anh, Hazreti Ömer radıyallahu anh’in halîfeliği döneminde Medîne’de 636 yılında vefât etti. Namazını Hazreti Ömer radıyallahu anh kıldırdı. Cennetü’l-Bakî kabristanlığına defnedildi. (M. Yusuf Kandehlevi, Hayatü’s-sahâbe; DİA, XVIII, 376.)
Allah ondan razı olsun.
Cenab-ı Hak cümlemize Nevfel ibni Hâris radıyallahu anh’ın cömertliğinden, muhabbetinden, cesaret, şecaat ve  kahramanlığından hisseler nasib eyleyip şefaatlerine nail eylesin. Âmin.

 

Yorum Yazın

Facebook