Sevmek Fakat Putlaştırmamak

0
Sevmek Fakat Putlaştırmamak
Sevmek Fakat Putlaştırmamak - Ali Rıza Temel
Sayı : 393 - Kasım 2018 - Sayfa : 50


Sevgi ve nefret iki zıt kutuptur. Sevgi yapar, nefret yıkar. Sevgi çeker, nefret iter. Varlık sevgiyle kaimdir. Sıfatlarının çoğu “sevgi” ifade eden yüce Mevlâ bu alemi sevgi ve rahmet üzerine bina etmiştir. Âlemin devamı da Onun sevgisi sayesindedir. “Eğer Allah insanları kazandıkları günahlar yüzünden hemen yakalayıp cezalandıracak olsaydı yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı.” (Fâtır, 45)
Fettâh, Ğaffâr, Halim, Tevvâb, Mucîb, Rahman, Rahim, Raûf, Rezzak, Tevvâb, Şekûr, Vehhab, Vedûd gibi sevgi ve rahmet sıfatlarının sahibi yüce Mevla mahlukatı, öncelikle de insanı bu sevgiden nasiplendirmiş, bu sayede hayatı yaşanmaya değer kılmış, sevgiyi hayatın mihveri, cazibe merkezi yapmıştır. Sevgi taşımayan yürek ölü olduğu gibi esası sevgi olmayan toplum da ölüdür.
Sevgiye en ziyade lâyık olan, içimize sevgi tohumunu eken yüce Mevladır. O sevdirmeseydi biz sevemezdik. Verdiği sevgiyi O’ndan esirgemek insana yakışmaz. O’nu sevmek, O’nun için sevmek imanın kemâlindendir. Yunus’un dediği gibi “Yaradılanı Yaradandan ötürü sevmek” bizim şiarımızdır.
Sevgide öncelik Yaradan’a aittir. Yaradılanı Yaradan’dan daha çok sevmek şirktir. “İnsanlar arasında Allah’tan gayrı tanrılar edinen ve onları Allah gibi sevenler vardır. Mü’minlerin Allah sevgisi ise daha kuvvetlidir. (Bakara, 165)
Yaradılanlar arasında sevgiye en fazla layık olanlar ise, bize Yaradan’ı tanıtan, onu sevmeyi öğreten peygamberler ve özellikle de son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) dir. Allah ve peygamber sevgisi hesâbî değil hasbîdir. Şartlı sevgi ticari sevgidir. Eğerli, çünkülü sevgi değil, her şeye rağmen sevgi esastır. Eğer şöyle olursan, şöyle yaparsan severim. Severim çünkü güzelsin, zenginsin sevgisi değil, her şeye rağmen severim sevgisi samimi sevgidir.
Her şeyde ölçü ve denge asıl olduğu gibi sevgide de ölçülü olmak asıldır. Dengeli hayat ifrat ve tefritten uzak durmakla mümkündür. Her aşırılık aşırı bir sıkıntı doğurur. İşlerin en hayırlısı evsat (en dengeli) olanı, ümmetin en hayırlısı ümmeti vasat (dengeli ümmet) dir.
Dengeli bir hayatı yaşayan ve öğreten Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Bir şeyi aşırı sevmen seni kör ve sağır yapar.” (Ebu Davud, Edeb, 126) Aşırı nefret de öyledir. İmam Gazali’nin şu tespiti çok önemlidir: “İnsan oğlunun iki önemli zaafı vardır. Sevdiğinde kusur sevmediğinde meziyet görmez.”
Yaradılanlar arasında sevgiye en lâyık olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir dedik. O’na karşı olan sevginin de ölçüyü aşmaması gerekir. Bir gün birisi Hz. Peygambere gelip: “Ey Muhammed! Ey Efendimiz, efendimizin oğlu, bizim en hayırlımız ve en hayırlımızın oğlu” şeklinde hitap etmişti. Bunun üzerine Allah Resûlü şöyle buyurmuştu: “Ey insanlar! Takva dışına çıkmayın. Sakın şeytan sizi aldatmasın. Ben Abdullah oğlu Muhammed’im, Allah’ın kulu ve resulüyüm. Vallahi ben, sizin beni yüce Allah’ın bana verdiği makamın üstüne çıkarmanızı istemem” (Ahmed ibn Hanbel, 3/154). Kişileri Allah’tan fazla sevmek putperestliğe götürür. Hz. Peygamber (s.a.v.) daima mütevazi bir kul olarak yaşamış, kendisinin putlaştırılmasına yol açacak davranış ve sözleri yasaklamıştır. Hz. Ömer’in naklettiğine göre efendimiz şöyle buyurmuştur. “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övmekte aşırı gittikleri gibi siz de beni övmede aşırılık göstermeyin. Şüphesiz ki ben Allah’ın kuluyum. Onun için bana Allah’ın kulu ve resulü deyin.” (Buhari, Enbiya 48)
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bu husustaki titizliğini şu olayda açıkça görmekteyiz. Bir gün kelime-i şehadet getiren birisi “şehadet ederim ki Muhammed Allah’ın resulü ve kuludur” demiş. Efendimiz ise “Ben resul olmadan önce kul idim” buyurarak derhal müdahale etmiş ve “Allah’ın kulu ve resulü” şeklinde cümleyi düzeltmiştir. (Musannef 2/205). Efendimizin bu hassasiyeti; kendisinin putlaştırılmasına yol açacak söz ve davranışlara karşı ne kadar titiz davrandığını göstermektedir. Zira o put olmaya değil putları yok etmeye gelmişti.
İnsanlar güçlü, başarılı ve önemli kişileri putlaştırma temayülü taşırlar. Abartmaya meyyaldirler. Özellikle peygamberlerde “beşer üstü”lük “melek”lik vasıfları ararlar. Mekke müşriklerinin Hz. Peygambere karşı çıkmalarının bir sebebi de bu yanlış peygamber telakkilerdir. Şöyle söylüyorlardı: “Bu ne biçim peygamber! Yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor.” (Furkan, 7)
Rasûlullah kendisinden; yerden su fışkırtmasını, göğe çıkmasını, kitap indirmesini isteyen, bağ-bahçe sahibi olmasını, altından eve malik olmasını talep edenlere karşı: “Rabbimi tenzih ve tesbih ederim, ben sadece insan olarak gönderilmiş bir elçiyim.” (İsra, 93) diyerek karşılık vermiş, beşer üstü bir güce sahip olmadığını ifade etmiştir. Şayet o, kulluk vasfını ön plana çıkarmada bu şekilde hassas davranmasaydı kısa zamanda putlaştırılırdı. Tevhidi hakim kılmak için gönderilmiş bir peygamberin putlaştırılması tevhid akidesini dinamitlemek anlamı taşır.
İnsanların yanlış peygamber algısı ve beklentisine dair şu misal oldukça ilginçtir. Künyesi Ebû Rimse olan sahabi Hz. Peygamberle ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor: “Babamla birlikte Rasûlullah’ın yanına gittik. Onu gördüğümde babam: ‘Bu kimdir biliyor musun?’ dedi. ‘Hayır’ dedim. ‘Bu Allah’ın resulü Muhammed’dir’ dedi. Babamın bu sözü üzerine şaşırdım kaldım. Çünkü ben Allah elçisini insanlara benzemeyen farklı bir şey olarak hayal ederdim. Oysa onun saçları uzun ve kınalıydı, üzerinde de iki yeşil cübbe vardı.” (A. İbn Hanbel, 2/228)
Hz. Aişe validemiz Efendimizi tanıtırken “O, herkes gibi bir insandı. Elbisesini temizler, koyununu sağar ve kendi ihtiyaçlarını kendisi görürdü. (A. İbn Hanbel, 6/256) Bir gün kendisiyle konuşmaya gelen bir zatın heyecandan titrediğini görünce onu şöyle teskin etmişti: “Korkma! Ben bir kral değilim. Ben sadece güneşte kurutulmuş et yiyen bir Kureyşli kadının oğluyum.” (İbn Mace, Et’ime, 30)
Putlaştırma tarih boyunca süre gelmiş beşeri bir hastalıktır. Şirk ehli tevhid ehlinden daima fazla olmuştur. “İnsanların çoğu ancak Allah’a ortak koşarak inanırlar.” (Yusuf, 106)
Hz. Peygamber (s.a.v.), ümmeti tarafından en çok sevilen kişidir. Ashab-ı kiram onun abdest suyunu üzerlerine sürerler. O suyu yudumlarlar, saçlarını, tırnaklarını muhafaza ederler, dokunduğu yerleri bereketli sayarlardı. Neden böyle yapıyorsunuz? dediğinde “Allah ve Resulünü seviyoruz” derlerdi. Bunun üzerine Rasûlullah şöyle buyurdu: Şayet Allah ve Resulünün de sizi sevmesini istiyorsanız size bir şey emanet edildiğinde ona riayet edin, konuştuğunuz zaman doğru söyleyin ve komşularınızla iyi geçinin.” (Taberani, Mü’cemü’l-evsat, 6/320)
Buradan da anlaşılıyor ki; kuru kuruya sevmek yeterli olmuyor. Sevmenin gereğini yerine getirmek gerekiyor. Kendisi için ayağa kalkılmasını bile istemeyen bir peygamberin ümmeti olarak bizler her hususta olduğu gibi sevmede de ölçülü olacağız. Hiç kimseyi hâşâ Allah mertebesine çıkarmayacağız. Peygamberleri, siyasi liderleri, tarikat şeyhlerini, mezhep imamlarını, kanaat önderlerini putlaştırmayacağız. Herkese lâyık olduğu makul konumu içinde saygı ve sevgi göstereceğiz. Zira ölçüsüz sevginin, abartmanın nelere mâl olduğunu, insanımızı nasıl körleştirdiğini ve köleleştirdiğini açık şekilde yaşadık.

 

Yorum Yazın

Facebook