SONSUZ SALAT VE SELAM O’NA…

0

Allah Teâlâ buyuruyor:

“Şüphesiz Allah da melekleri de o peygambere çok salât ederler ve onu tekrîm ederler. Ey îmân edenler! Siz de salât edin, tam bir teslimiyetle selâm verin.” (Ahzâb Sûresi, 56)

Salât, ehl-i lügatten bir çoğuna göre duâ, tebrik, temcid ve tâzim mânâlarına­dır.

Ragıb el-İsfahânî; “Cenâb-ı Hakk’ın ve peygamberinin müslümanlar hakkındaki salâtı onları tezkiye ve rahmetine mazhar buyurmasıdır. Meleklerin salâtı, duâ ve istiğfardır. İnsanların salâtı da öyledir. Namaza salât denilmesi aslının duâ olmasındandır.” diyor.

Cürcânî, “Allah’tan salât, rahmet; meleklerden salât, istiğfar; mü’minlerden sa­lât, hayır ve duâ demektir.” diyor.

Bazıları da “Allâh’ın Peygamberi’ne salâtı onun şerefini îla ve tekrîm, melek­lerin salâtı onun mükerremliğini izhar, ümmetin salâtı da onun şefaatını talebdir.” demişlerdir.

Hazret-i Ali -radıyallahu anh-’den şöyle rivâyet olunmuştur. Âyetin başındaki (ÍÓ« «ÓÍÒÔÁÓ«)nın (ÍÓ«)sı nefse, («ÓÈÒÔ)sü kalbe (ÁÓ«)sı rûha hitaptır. Sanki Cenâb-ı Hakk, habîbine salât ederken, “Onun şanını yalnız dilinizle değil, nefsinizle, kalblerinizle, rûhlarınızla da ta’zim ve tekrîm edin.” buyurmuştur.

(«Ó‰‰ÒٰÁÔÂÒÓ ’Ó‰Ò ŸÓ‰ٰÈ ÂÔÕÓÂÒÓœÌ) “Yâ Allah, Muham­med’in zikrini îla, dâvetini galip ve şerîatını dâim kılmak sûretiyle onu dünyada da âhirette de tekrîm ve tâzim buyur. Onu ümmeti hakkında şefaatçi kıl, ecrini derecesini kat kat artır.” demektir.

Cenâb-ı Hakk’ın habîbine salâtı, O’nu melekleri nezdinde senâ buyurması, meleklerin O’na salâtı da kendisine duâ etmeleridir.

Yukarıdaki âyet-i celîle nâzil olunca Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- kendisine selâm verilmesini ashâbına emretti. Ashâb-ı kirâm ve sonra gelenler de gerek mübârek kabr-i nebevîlerini ziyârette ve gerek ism-i âli-i nebevîleri anıldığı zaman O’na selâm vermekle me’mur olmuşlardır.

Hadis-i Şeriflerde şöyle buyurulmuştur:

“Kıyâmet günü insanların bana en yakını üzerime çok salât edenidir.” (Tirmizî)

“Hakîkat, Allah Teâlânın yeryüzünde seyahat eden öyle melekleri vardır ki, onlar ümmetimden bana olan selâmı ulaş­tırırlar.” (Ahmed Bin Hanbel)

Selam, itaat mânâsınadır ki, teslim de buradan gelir. Nitekim Cenâb-ı Hakk:

“Öyle değil, Rabb’ına andolsun ki, onlar aralarında kimi oraya, kimi buraya çektikleri; kavga ettikleri şeylerde seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden yürekleri hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça îmân etmiş olmazlar.” (Nisâ Sûresi / 65) buyuruyor.

Selâm, selâmet; dış ve iç âfetlerden âzâde olmaktır. Allah Teâlâya “selâm” denilmesi kendisine layık olmayan şeylerden sâlim ve münezzeh bulunmasındandır.

Peygamberimiz -sallallâhu Teâlâ aleyhi sellem-’e zaman ve mekan ile tahdid edilmeksizin salât etmek icmâ ile farzdır. Çünkü Cenâb-ı Hakk ona salât etmemizi emir buyurmuştur. Selef ve tefsîr ulemâsı bu emri vucuba hamlediyorlar. Allah Teâlâ hazretleri bütün halkına peygamberi üzerine salât etmelerini ve teslimiyetle selâm getirmelerini farz kılmış ve bu farzın îfâsını muayyen bir vakte hasretmemiştir. Binâenaleyh kişinin ona salât ve selâmı çok yapması ve bunu terk etmemesi vâcibdir.

İmam Mâlik ve ashâbı ile birçok ilim erbabına göre, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem'e tam bir samîmiyet ve îmân ile vakit ve miktar da tayin etmeksizin ve yalnız namaza münhasıran olmaksızın salât etmek farzdır. Kim ömründe bu sûretle velev bir defâ salât ederse uhdesiden farz sakıt olur.

Ramazanoğlu M. Sâmi,Musâhabe-5, s. 37-40

Yorum Yazın

Facebook