TALEBELERLE EĞİTİM FIRSATI

0

Bilindiği gibi eğitimin hedefi, vasıflı insan yetiştirmektir. Eğitimli olmak kaliteli insan için “olmazsa olmaz” bir şarttır. Ancak bu şart, “İslamî insan tipi”ni yetiştirebilmek için daha rafine, daha detaylı bir görüntü arz eder. Ayrıca her şeyden önce şu unutulmamalıdır ki; kişisel manevi eğitimde “ikmal” bakımından çıtayı aşamadıkça, “itmam” gerçekleşmez. Eğitimde “ikmal” bir yönüyle kulun kesbiyle/cehdiyle alakalı iken “itmâm” tamamen “vehbî” bir keyfiyete işaret eder.

Fakir, nâçizane, bu ikmal yolunda elimizdeki talebe hüviyetli insan malzemesini, her yerde, her zaman ve her şart ve durum tahtında, eğitim atölyemizde işlemek üzere, umreye niyet edip yola çıktık.

Mütevâzı yolculuğumuzun başında sa’yimiz ebter olmasın diye Peygamberimizin (sav) tavsiyesine uyduk ve gönül besmelemizi çekip iki rekât sefer namazını sünnet üzere kıldık. Allah (cc) kabul etsin.

Yaklaşık yirmi günlük zaman sermayemizde amelî ve teorik iki yönlü eğitime yer verdik. Başta bu fakir de talebe olmak üzere, hep beraber kendimizi eğitmeye, yenilemeye çabaladık. Rabbim bu kalîl amelimizi, nâçiz gayretimizi Habibi (sav) hürmetine kabul etsin.

Birbirinden ayrı iki grup talebe vardı.

Teorik olarak seminerlere kapı açtık, öğle namazına müteakip, hep beraber Peygamberimizin (sav) ve sahabesinin dünyasında gezindik, Kur’an, hadis ve hikemiyat vadilerinde dolaştık. İslam, iman, ihsan piramidine tırmanmaya gayret ettik.

Mekke’nin ve Medine’nin, çilenin ve o çilenin meyvesi olan İslam devletinin, toplumunun ifade ettiği manaları okumaya çalıştık. Suriye, Irak, Filistin gibi yaralarımızı yeniden yaşadık. Zikirle, salavatla gönül bahçelerimizi tazelerkenÉ Hatta mükemmel olmayan Arapçaları, İngilizceleriyle, Hintli, Pakistanlı, Faslı, Cezayirli, EndonezyalıÉ vs başta olmak üzere diğer ülkelerin Müslümanlarıyla teâruflar/tanışmalar, tanımalar gerçekleştirme çabasına giriştiler.

Böylece o kutsal topraklarda birinci elden tüm dünya Müslümanlarını kısmen de olsa, zihinlerine nakşetmiş, ümmet bilincine yükselmiş oldular, bütünü gördüler.

Allah (cc) ve meleklerin salavatının, aslında insan-ı kâmil olma yolunda bize sunulmuş bir lütuf olduğunu fark etmeye/ fark ettirmeye gayret ettik. Bu sebeple bol bol salavatlar çektik.

Allah’ın ve Resulünün (sav) rengine bürünmeyi hedefledik, hep beraber talebelerimizle.

Ayrıca bu eğitim süresinde herkes mutlaka bir kitap bitirmeliydi, ferağ vakitlerindeÉ Kitap okurken zihin beslemesi, bilgilenme, tefekkür ve anlamak yolunda ilerlemek önemliydi.

Mesela, fakir, Hz. Musa-Hz. Hızır kıssasına dair Niyazî-i Mısrî’nin bir risalesini okuduk.

Pratik olarak da yapılacak çok şeyler vardı. Önce namaz sevgisini, şuurunu elde etmek üzere murakabelere, tefekkürlere daldık, sonra da Peygamberimizle (sav) beraber kılıyormuşuz gibi namazı huşu ile ruhuyla/ihlasla kılmaya yöneldik.

Kur’an okumamızı artırdık hep beraber. Manasını da hazmederek, özümseyerek ve gücümüz yettiğince yaşayarak. Herkes kesinkes bir hatim yapmalıydı. Ve hamdolsun yapıldı daÉ

Yolda mescide geliş gidişlerde nazar ber kadem formunda sürekli zikirler, salavatlarla iştigal etmeye çalıştık, boş lakırdıları terk ettik. Sukût terbiyesini anlamak yolunda hep beraber üç-beş adım yürümeye çalıştık. Susmayı öznelleştirdik.

Yerde gördüğümüz kâğıt vs. gibi çöpleri toplayarak sokağın hakkını ödemeyi denedik. Yerlere tükürmedik. Mü’min kardeşlerimize nezaketle, şefkatle muamele etme konusunda çabalarımız oldu.

Talebelerimiz yaşlılara yürürken koluna girerek yardım ettiler, onların arabalarını sürdüler, sıcakların şiddeti altında hep tebessüm çiçekleriyle etrafa esintiler sundular. Susuzlara su dağıttılar. Zayıflara destek oldular. Kötülükleri görmeme faziletine sarıldılar.

Gençler çoğunlukla mescitte kalmaya gayret ettiler. Otellerde az kaldılar. Hamdolsun az uyudular bu yüzden. Ve ruh tembelliğinden kurtuldular, dipdiri, zinde oldular.

Eğitim maksadıyla mescidin dış duvarlarının ardında sokakta 70-80 kişilik gariban iftar sofrası açtılar. Her gün tatlı bir disiplinle, hurma, yoğurt, elma, muz, kaju, ekmek alıp Musa Efendimizden (ks) kalan titizlikle sofrayı düzenlediler. Mü’minleri iftar için sofraya buyur ettiler. Bu hizmeti verirken ikram etmeyi, yedirmeyi, îsârı, infakı, cömertliği içselleştirmeye çalıştılar. Bu konuda şuur seviyesi kazanmayı hedeflediler.

Ayrıca, öff bile dememeyi öğrendiklerini sanıyorum.

Hepsi de hamdolsun namazlarını muhterem hocamızın gölgesinde kıldılar. Nazarları ve dualarıyla şereflendiler. O kudsî muhabbet temasıyla ruhları aşılandı, yeniden doğmuş gibi oldular

Ravza’nın, Ka’benin edebine riayet ettiler, hamdolsun. Talebelerin bir kısmı itikâfa da girdi, böylece kendi sınırlarını keşfettiler. Ruhları daha bir hassasiyet kazandı.

Kendi aralarında tesanüde, nezakete, saygıya, yardıma riayet ettiler. Toplu hareket etme alışkanlığını elde etmeye çalıştılar. Ümmeti gördüler, damla-umman bağlantısını anladılar.

Mekke’de tavaf yapmadan önce Kâbe’nin içimizdeki hakikatini yaşamaya çalışıp, o manayı hissettikten sonra tavafa girdiler. Fakir, Sami Efendimizin (ks) Altınoluk murakabesini izah ettik, onlar da uyguladılarÉ Hamdolsun hepsi kendi ruhlarının miraçlarını yaşadılar, vuslatın manasını fark ettiler.

Ayrıca orada canlı siyer okuması da yaptık. Tur rehberleriyle geziler yapıldı. Uhud ziyaretinde Peygamberimizin (sav) çektiği sıkıntıyı, Hz. Hamza’nın (ra) şehadetini hissettik, Akabe Be’yatı’nın yapıldığı yerde sanki biz de Hz. Peygamber’e (sav) dinimize sahip çıkmak üzere söz verdik, yedi mescitlerde Hendekteki zorluklarla yüzleştik, Kuba’da hicrete aşina olduk, Hira’da İkbal’in dediği gibi Cebrâil’in (as) kanat seslerini duymaya çalıştık; “ikra” yı okuma çabası gösterdik, Sevr’de müşriklerden Allah’a (cc) sığınmayı gördük, Hz Hatice (ra) annemizin huzurunda için için ağladık, Hudeybiye’de Mekke özlemini, bey’atı gördük. Huneyn’de tek başına devesini düşman üzerine süren Hz. Resulullah’ın (sav) cesaretine hayran olduk, Medine’de kabrini ziyaret ederken gözyaşlarına boğuldukÉ Mina, Arafat, hicret yolu, doğduğu ev, Safa, Merve, Hicr-i İsmail, Tevbe Kapısı ve olanca ihtişamıyla Hz. KâbeÉ Bütün bunları dışarıdan içimize, kalbimize, imanımıza taşıdık. O genç talebeler, heyecanla siyeri yaşadılar.

Cellabiye giymelerini ve o bembeyaz ruhani kokulu elbiseye leke bulaştırmamaya çalışmalarını ve takkesiz olmamalarını tavsiye ettik. O manevi atmosfere girebilmeleri için bu gibi şeklî unsurların da önemini anladılar. Hatta fazla ısrar etmesem de hepsinin o manevi atmosferde sakal sünnetine yapıştıklarını gördüm. Sevindim. Muhabbet ve çevreyle kaynaşma-etkileşme psikolojisiydi buÉ

Bir kısmına birer riyaller verdim, sadaka alışkanlığı kazansınlar diyeÉ Onlar da orada görevli Bangladeşli fukara işçilere dağıttılar. Sanırım paylaşmadaki ruhani lezzeti gereği gibi yaşadılar.

Ve ne güzel bir olay ki, orada televizyon, bilgisayar gibi zehirli tekasür unsurları yoktu. Sanki hepimiz ahirete, cennete gitmiş ordaymışız gibi, saadet günleri yaşadık. HamdolsunÉ

Yeniden kullukla formatlanan talebeler, inşallah yeni, temiz bir hayata adım atacaklar.

É Ve zaman. Her zamanki vefasızlığıyla su gibi aktı gitti. Vade doldu mecburî olarak o cennetten yeryüzüne indik. Şimdi talebeler oradan aldıkları aşıyla dünyevileşmemek için çaba gösteriyorlar.

Artık o güzel yürekli talebeler, başlarındaki talebeyle birlikte, Mekke’nin Medine’nin ruhaniyetini, buraya memleketlerine taşımaya çalışıyorlar.

Kısa süre de olsa oradaki bu teorik ve pratik eğitim, ideal Müslüman insan tipolojisini ne kadar inşa eder bilemiyorumÉ Ama fakir, âcizane elimden gelen bundan ibaret. Başarılı talebelere umre gibi manevi ödüller sunmak, çok uzun zamanlardan beri fakirin değişmez bir eğitim politikası olarak hamdolsun devam ediyor.

Artık ihtiyarlık çağında bunu ne kadar sürdürebilirim bilemiyorum. Çünkü artık ölüm her zamankinden daha yakınÉ küllü âtin fât!... Her gelen, sonunda burada kalmaz gider, vesselam.

Allah (cc) cümlemizin umresini kabul etsin! Amin

Yorum Yazın

Facebook