Türkiye’nin Büyük Hamlesi Zeytin Dalı Harekâtı ve Ötesi

0
Türkiye’nin Büyük Hamlesi Zeytin Dalı Harekâtı ve Ötesi
Türkiye’nin Büyük Hamlesi Zeytin Dalı Harekâtı ve Ötesi - Beytullah Demircioğlu
Sayı : 384 - Şubat 2018 - Sayfa : 58


Afrin harekatı, hiç yapılmaması yapılmasından daha vahim sonuçlar doğuracak bir “açık kalp ameliyatı”na benzetilebilir. Elbette, tıbbi müdahalelerde olduğu gibi, tüm komplikasyon ve enfeksiyon risklerinin minimize edilmesi ve ameliyat sonrası dönemin dikkatle planlanması, en az ‎ameliyatı yapan cerrahi ekibin başarısı kadar önem taşıyacaktır.
Savunma analisti Dr. Can Kasapoğlu böyle tanımlıyordu Türkiye’nin gerçekleştirdiği “Zeytin Dalı” harekâtının hemen öncesinde yaptığı analizinde.
Gerçekten de yerinde bir benzetme. Suriye krizi, müttefiki diye bildiği çevrelerin tutarsızlıkları hatta ihanetleri sebebiyle Türkiye açısından hayat memat meselesine doğru hızla ilerliyordu.
Müdahale edilmezse beka sorunu haline gelecek bu ameliyatı/harekâtı tüm risklerine rağmen gerçekleştirmek zorundaydı. Türkiye de yapılması gerekeni yaptı. ABD’nin kaypaklığına, tehditlerine, Rusya’nın çekincelerine, ikircikli tutumuna rağmen, söz konusu, ulusal güvenliği olduğu zaman, kimseye güvenmeden, kendi göbeğini kendisinin keseceği konusunda blöf yapmadığını gösterdi.
Terörle kuşatma planına karşı Afrin’de, Türkiye cumhuriyeti tarihinin en kapsamlı ve en başarılı terörle mücadele harekâtını gerçekleştirdi…

SÜRECE BAKIŞ
Türkiye’yi açık kalp ameliyatına zorlayan süreci kısaca özetlemeye, ardından bu ameliyatın/harekatın gerçekleşmemesi halinde karşı karşıya kalacağımız riskleri ve harekat sonrası muhtemel komplikasyonların neler olabileceğini değerlendirmeye çalışalım.
Önce bir durum tespitinde bulunalım. Yedi yıldır süren Suriye’deki iç savaşta özellikle son “Zeytin Dalı” harekâtına kadar gelinen noktanın Türkiye açısından iç açıcı olmadığı bir vakıadır. Rusya ve İran’ın, yıkılmakta olan Esed rejiminin imdadına yetiştiği tarihten bu yana Suriye’de dengeler hızla değişmiş, Rusya, Suriye’de en etkili güç haline gelmiştir.
ABD’nin yüzüstü bıraktığı ılımlı muhalifler alan hâkimiyetini önemli ölçüde kaybetmiştir. Terör örgütü DAİŞ ile mücadeleyi, müttefiki Türkiye’nin olanca itirazlarına rağmen bir başka terör örgütü PKK/PYD ile yapmayı tercih eden politikayı, Obama yönetimi gibi Donald Trump da sürdürmüş ve terör örgütüne verdiği destek ile PKK/PYD’nin Suriye’deki alan hakimiyetini genişletmesini sağlamıştır.
Nihayetinde PKK terör örgütünün uzantısı değil bizzat kendisi olan PYD başta Türkiye sınırı olmak üzere Suriye topraklarının üçte birinde kontrolü ele geçirmiştir.


TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNDE BARDAĞI TAŞIRAN
SON DAMLA
 Amerika’nın Suriye’de terör örgütü PKK/PYD ile kurduğu bu ilişki her geçen gün derinleşirken buna paralel olarak Türkiye-ABD ilişkileri de kopma noktasına doğru hızla yol almıştır.
 ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı koalisyonun sözcüsü Albay Dillon son olarak Suriye’de ağırlıkla SDG’den oluşan 30 bin kişiyi bulacak “Sınır Güvenlik Gücü” kuracaklarını açıklaması, uzun zamandır gerim gerim gerilen Türkiye-ABD ilişkilerinde tabir caizse bardağı taşıran son damla olmuştur.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan; “Amerika, ülkemiz sınırları boyunca bir terör ordusu kurduğunu ikrar etmiştir. Bize düşen de bu terör ordusunu daha doğmadan boğmaktır. TSK, Afrin ve Münbiç meselesini halledecektir. Hazırlıklarımız tamamlanmıştır.” diyerek “harekâtın her an başlayabileceği” mesajını vermiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca; “Teröristlerdeki işaretleri sökün ki teröristlerle birlikte onları toprağa gömmek zorunda kalmayalım” şeklinde oldukça sert ifadelerle ABD yönetimini uyarmıştır.
Türkiye’den en üst perdeden dillendirilen bu eleştirilerin ardından Amerika’dan geri adım diye okunan bir takım açıklamalar gelmiş, “Türkiye’nin kaygılarını anlıyoruz” tarzında artık Türkiye’de hiçbir karşılığı olmayan zevahiri kurtarma çıkışları netice vermemiştir. 20 Ocak 2018 tarihinde de Afrin’e, “Zeytin Dalı” adı verilen harekatı başlatılmıştır.


ZEYTİN DALI HAREKÂTI SONRASI BEKLENTİLER
Harekatın en önemli ve öncelikli hedefi belirtildiği gibi “Afrin bölgesinde, PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ’a mensup teröristleri etkisiz hale getirmek, dost ve kardeş bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmaktır.”
10 bin kilometrekarelik bir alanın, ÖSO nüfuzuna geçmesini sağlamak.. Doğu Akdeniz’e ‎ulaşmayı hedefleyen PKK kuşağını tamamen engellemek… PYD/PKK’nın Amanos Dağları üzerinden Türkiye’ye yaptığı sızmaları önlemek… Terör örgütünün Akdeniz’e ve buradan ‎dünyaya açılmasını engellemek gibi hedefleri de harekatın kapsamı içinde.
-Bu hedefler doğrultusunda başlayan “Zeytin Dalı” harekâtının, kısa ve uzun vadede sonuçları neler olacak? Harekat Suriye’deki dengeleri nasıl etkileyecek?
- “Zeytin Dalı” harekâtı sonrası Münbiç operasyonu başlayacak mı?
-Sahada değişen dengeler masaya nasıl yansıyacak?
Evet, bu satırlar yazıldığı günlerde gündemi meşgul eden sorulardı tüm bunlar.
“Zeytin Dalı” harekâtı sonrası bölgeyi nelerin beklediğini, bölgesel ve küresel aktörlerin mevcut pozisyonlarının ne olduğunu, bu pozisyonlarının değişip değişmeyeceklerini analiz etmeye çalışacağız.
Öncelikle Afrin operasyonunun neden hayati hale geldiğini analtmalıyız.
Yedi kasaba ve 365 köyden oluşan Afrin’in nüfusu 400 bin civarında, yüzde 40’ı Kürt... PKK ve YPG’nin “Rojava” dediği üç kantondan biri aynı zamanda. Afrin, Esed rejiminin Temmuz 2012’de çatışmaksızın PYD/PKK’ya devretmesiyle, ‎örgütün iç savaş boyunca en fazla yuvalandığı alanlardan biri oldu.
Fırat Kalkanı harekâtının ardından Afrin’de gerçekleştirilen “Zeytin Dalı” operasyonunun başarıya ulaşması halinde Doğu Akdeniz’e ulaşmayı hedefleyen PKK kuşağı tamamen engellenmiş olacak. Bir başka deyişle Akdeniz’e kadar yayılan bir “Terör devletçiği” kurulması ile Türkiye’yi, petrol ve doğalgaz boru hatlarında by-pass etme hayali suya düşürülmüş olacak. Başarıyla icra edilen harekât ile bu hayalin şimdiden suya düşürüldüğünü söylemek mümkün.


TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ MUHTEMEL RİSKLER
 Türkiye’nin Afrin konusunda kendi güvenliği açısından haklı ve gerekli adımı atarken, ABD karşısında olduğu gibi, Rusya, İran ve Suriye rejimi karşısında da “güven” değil “temkin” içerisinde hareket etmesi gerektiğinin altı çiziliyor hemen hemen tüm analizlerde.
Türkiye’nin karşı karşıya kalabileceği risklerin başında ise terör örgütünün özellikle Batı dünyasında kolaylıkla satın alınacak kara propagandası geliyor.
Harekâtın sivilleri katlettiği yönündeki algı operasyonu, Türkiye’yi terör örgütleri ile değil de Suriyeli Kürtlerle savaştığını gösteren Batı medyasında bu kara propagandanın kolaylıkla geniş yer bulacağını tahmin etmek zor değil.
Ancak “Zeytin Dalı” harekâtının sahada olduğu kadar diplomasi alanında da başarılı bir biçimde yürütüldüğünü söylemek mümkün. Nitekim uluslararası toplumdan “Zeytin Dalı” harekatına yönelik gelen tepkiler genellikle Türkiye’nin terörle mücadelesindeki haklılığını teyit eder mahiyette oldu.
Terör örgütü ve uzantılarının Afrin operasyonunun, “Suriyeli Kürtlerin kazanımlarına yönelik bir saldırı” olduğu yönündeki propagandanın içeride de satın alınma riski olduğu dillendirilse de Türkiye’deki hendek siyasetinin sonuçlarının görülmesinden sonra bu propagandanın karşılık bulmayacağı söylenebilir. Nitekim öyle de oldu.
 Bir de harekatın, Afrin sonrası Menbiç ve Fırat’ın doğusuna taşınması halinde Türk ve Amerikan askerlerinin karşı karşıya gelme riskinin olduğunu belirtmek gerekiyor.
Zeytin Dalı Harekâtı ve Rusların Yaklaşımı
“Zeytin Dalı” harekâtı öncesi Rusya’nın tutumunun ne olacağı, Suriye hava sahasını açıp açmayacakları çokça tartışıldı. Harekâtın başlamasıyla Türkler ve Ruslar arasında yaşanan yoğun diplomasi trafiğinden ve yürütülen pazarlıklardan sonuç alındığı anlaşılmış oldu.
Türkiye ile Rusya arasındaki pazarlığa ilişkin bir takım iddialar öne sürülse de Türkiye’den yapılan resmi açıklamalarda Türkiye ile Rusya arasında al-ver şeklinde bir pazarlığın olmadığının altı çizildi. Pazarlık konusundaki iddiaların ne kadar gerçeği yansıttığına ilişkin ciddi şüpheler var yani. Ancak net olan bir şey var ki o da, Kürt kartını tamamen ABD’ye kaptırmak istemeyen Rusya, Türkiye ile PKK/PYD arasında yapması gereken tercihini Türkiye’den yana kullanmıştır. En azından şimdilik. Harekat sonrası Rus medyasına yansıyanlara bakılacak olunursa da YPG’nin tamamen ABD’nin yörüngesine girmesinin Rusya’nın Türkiye’ye yeşil ışık yakmasında etkili olduğu dillendiriliyordu.
Nitekim, operasyon sonrası terör örgütü YPG de Rusya’nın yeşil ışık yakmadan Türkiye’nin Afrin harekatına girişemeyeceğini söyleyerek, Rusya’yı eleştirdi. Rusya’nın Kürt kartını ABD’ye kaptırma riski pahasına Türkiye’nin Afrin müdahalesinin önünü açmasından Moskova’nın PYD kartını tamamen ABD’ye teslim edeceği çıkarımında bulunmak mümkün değil elbette. Bunu ileriki günlerde muhtemelen daha net göreceğiz.


ZEYTİN DALI HAREKATININ ARKASI GELECEK Mİ?
Cumhurbaşkanı Erdoğan Afrin operasyonunun başladığını ilan ettiği gün, arkasının geleceğini ve Münbiç’e de operasyon yapılacağını söyledi. Öyle gözüküyor ki Afrin operasyonunun nasıl şekilleneceği Münbiç operasyonunun da olup olmayacağını belirleyecek. Ancak sayın cumhurbaşkanının kararlılığı Münbiç operasyonun da kapıda olduğunu gösteriyor.
“Afrin bizim kontrol alanımızda değil” deyip topu Ruslara atan ABD yönetiminin, önemli miktarda askerinin de bulunduğu Münbiç’e yönelik Türkiye’nin muhtemel operasyonu karşısında nasıl bir tutum sergileyeceği önemli. Malum, Afrin’de söz sahibi Rusya iken Münbiç ise Amerika’nın etkisi altında.
ABD’nin, muhtemel Münbiç ve Fırat’ın doğusuna yönelik muhtemel bir harekat karşısındaki tutumunun ne olacağı, Suriye’deki iç savaşın evrileceği yön itibariyle de büyük önem arz ediyor. Bölgede olabilecek en kötü senaryonun TSK operasyonuyla Türk ve Amerika askerlerinin karşı karşıya gelmesi olduğunda herkes hemfikir.
Ancak şunu da vurgulamak gerekiyor, Türkiye açısından Fırat’ın doğusu, batısından çok daha büyük tehdit ihtiva ediyor. Türkiye’nin ne yapıp edip bu tehdidi bertaraf etmesi gerekiyor. Ancak Fırat’ın doğusuna yapılacak operasyon, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi kolay olmayacağı da muhakkak. Umarız ABD yönetimi de “Zeytin Dalı” harekâtı sonrası PKK/PYD’ye verdiği sınırsız destek politikasını yeniden gözden geçirmek zorunda kalır…
Sonuç olarak başarıyla yürütülen “Zeytin Dalı” operasyonu Suriye satrancında dengeleri değiştirecek bir harekat olmuştur. Türkiye, söz konusu ulusal güvenliği olunca çekinmeden hareket edeceğini sözde bırakmamış, fiiliyata da geçirmiştir. “ABD’ye rağmen Afrin’e harekât yapılamaz” iddiaları da böylece boşa çıkartılmıştır. Suriye yeniden şekillendirilirken Türkiye de sahada ağırlığını artırarak masadaki konumunu güçlendirmiştir.

HAREKAT SIRASI MÜNBİÇ’DE
Münbiç, Halep ilinde Fırat nehrinin 30 km batısında bulunan bir şehir. Osmanlı Devletinin son döneminde Halep Vilayetinde bir kaza idi ve 93 Harbinden sonra bölgeye Çerkesler yerleştirilmişti. Halep İli’ndeki önemli Türkmen yerleşim birimleri arasında yer alıyor. Suriye’nin kuzeyinde yer alan Münbiç kenti, Türkiye’ye yaklaşık 40 kilometre mesafede bulunuyor. İç savaş öncesi yapılan nüfus sayımına göre, kentte yaklaşık 100 bin kişi yaşıyordu. Çoğunlukta Arapların yaşadığı Münbiç 2012 yılında Özgür Suriye Ordusu’nun denetimine geçti. Daha sonra 2014 yılında DAİŞ, kentin kontrolünü ele geçirdi. Ağustos 2016’da ise yaklaşık iki ay süren bir kuşatmanın ardından çoğunluğunu terör örgütü PYD’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri, ABD’nin desteğiyle kenti işgal etti. ABD yönetimi, defalarca söz vermesine rağmen, YPG’li teröristlerin Münbiç’ten çıkmasını, Fırat Nehri’nin doğusuna çekilmesini sağlamadı.

ABD Suriye ve Ortadoğu’da Ne Yapmak İstiyor?
Hem bölgesel hem küresel aktörlerin uzun zamandır Suriye ve Irak’ta DAİŞ sonrası için yatırım yaptıkları biliniyor. Suriye’de kontrolü önemli ölçüde Ruslara kaptıran ABD, Suriye’yi tamamen Ruslara bırakmak istemiyor. Bunun için DAİŞ ile mücadele ediyor gerekçesiyle terör örgütü PKK/PYD’ye uzun zamandır yatırım yapıyor.
Terör örgütüne binlerce tır dolusu silahın verilmesi ABD yönetiminin iddia ettiği gibi konjonktürel değil stratejik bir tercih niteliği taşıyor. Bu silahların DAİŞ ile mücadelenin çok daha ötesinde hedefler taşıdığı açık.
Peki ABD terör unsurlarıyla kurduğu ittifak ile ne yapmak istiyor?
- Kürtler üzerinden Türkiye-Suriye sınırı boyunca uzanan bir “terör” kuşağını tahkim etmek. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatı ile bu hedef önemli bir darbe aldı.
- Şayet başarsaydı ABD bu kuşak ile Türkler, Araplar ve İranlılar arasına bir duvar örmüş olacaktı. İsrail ve kimi Arap ülkelerinin de desteklediği bu kuşak projesi ile onlara göre hem Türkiye’nin “Yeni Osmanlıcılık” hülyasının, hem de İran’ın Şii yayılmacılığının ve Akdeniz’e inme projesinin önüne geçilmiş olacaktı. Dolayısıyla özellikle İran’ın baskılanmasıyla hem İsrail’in güvenliği  sağlamlaştırılacak, hem de kimi Arap ülkelerinin, Türkiye ve İran’a yönelik endişeleri giderilmiş olacaktı. Bir başka deyişle kuşak projesi, ABD, İsrail ve Körfez ittifakının yeni Ortadoğu stratejilerinin bir parçasıydı.
- İsrail’in güvenliğini esas olan bu strateji doğrultusunda hareket edilirken PKK/PYD milisleri maşa gibi kullanılarak Amerikalı conilerin can güvenliği de riske atılmamış olacaktı.

Emperyalizm Elindeki “Kürt Kartı”
1. Dünya Savaşı’ndan bu yana Batı emperyalizminin, Ortadoğu’ya nüfuz etmek için en çok kullandıkları kartlardan biri olmuştur “Kürt Kartı”. Kullanılan, devlet olma vaadiyle kışkırtılan Kürt grupları günün sonunda hep ihanete uğramış, yüz üstü bırakılmıştır. Batı emperyalizmi ile bunun sayısız örneğini yaşamışlardır.
Yüzyıldan bu yana değişen bir şey yok. Ortadoğu’daki sömürü düzenini kaybetmemek, yeniden tahkim etmek adına kendilerince bu kullanışlı kartı ellerinden bırakmak istemiyor küresel aktörler.
Irak’a demokrasi getirmek adına iki milyon insanı katleden Amerika’nın, Kürt halkının özgürlüğü için çabaladığına inanmak mümkün mü? Ya da İsrail’in bir Kürt devleti kurulması yönündeki gayretleri Kürt halkı için mi yoksa kendi güvenliğine matuf oyunlar mı?
Sıcak denizlere inmek uğruna kimyasal silah dahi kullanan Esed rejimini himayesine alan, onun zulmüne ortak olan, en az onun kadar Suriyelinin kanına giren Rusya mı Kürtlerin dostu olacak?
Şurası çok açık ve net; Batı emperyalizmi bölge halklarının huzuru için bu bölgede bulunmuyorlar. Sahip oldukları bütün kartları İslam coğrafyasını sömürmek için kullanıyorlar. Buna “Kürt Kartı” da dahil. Bu uğurda Türkü, Kürdü, Arap’ı, Farisi’yi birbirine kırdırmaktan çekinmiyorlar.
Evet, bu oyunun bozulması lazım. Ama önce İslam coğrafyasındaki tüm halkların, emperyalizmin elinde oyuncak olan terör örgütlerinden tutun da diktatör rejimlere varıncaya kadar tüm kuklalardan kurtarılması lazım.

 

Yorum Yazın

Facebook