Yeni Nesil Eski Nesil

0
Yeni Nesil Eski Nesil
Yeni Nesil Eski Nesil - Ali Rıza Temel
Sayı : 397 - Mart 2019 - Sayfa : 12

İnsanoğlu, faydasını zararını hesap etmeden yeniyi benimseme, eskiyi terk etme gibi bir zaaf taşır. “Her yeni hoştur” derler. Aslında her yeninin hoş veya boş olduğu tecrübe edilerek bilinebilir. Bir şeyin faydalı veya zararlı olduğuna peşinen hükmedilmez. Milli şairimiz Mehmet Akif ne güzel söylemiş: “Eski eski olduğu için atılmaz. Kötü ise atılır. Yeni de yeni olduğu için alınmaz iyiyse alınır.”
Çağdaşlık(!) adı altında bütünüyle eskiyi terkedip yeniye yönelme hastalığı neslin kimyasını bozdu. Toplumu ayakta tutan temel değerler sarsıldı, dayanıksız, köksüz, gâyesiz, meseleler, nesiller türetti.
“Sonra onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı terkettiler, nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekecekler.” (Meryem, 59) Fert ve toplumları ayakta tutan değerlerin terkedilip şuursuzca yenilik peşinde koşmanın en önemli sebebi, ayette de işaret edildiği gibi nefsî arzuları ön planda tutmaktır. Nefsi arzulara karşı direnmek zorduu. Kuvvetli bir irade ve muhakeme ister. İradesiz insanlar rüzgarın önündeki yaprak gibi sağa sola savrulurlar. Arzularının kölesi, bencil ve çıkarcı insanlarla sağlam bir toplum oluşturulamaz.
Materyalizmin, vahşi kapitalizmin ortaya koyduğu hayat tarzı manevi ve ahlâkî değerleri toplum nezdinde değersizleştirdi, dinin dışlandığı, menfaatin ön plana çıktığı bir dünya oluştu. Bu dünyada eski nesille yeni nesil arasındaki anlayış ve yaşayış farkı derinleşti, adeta ayrı dünyaların insanları oluştu. Aynı zaman ve zeminde bu derece ayrı ve farklı bir hayat yaşamak ister istemez çatışmalara sebep olmakta, eskiyle yeniyi uzlaştırma yerine eski güzellikler yeni çirkinliklere mahkûm edilmekte.
Utanmanın pısırıklık, edepsizliğin açıkgözlük, paylaşmanın enayilik, fedakârlığın aptallık sayıldığı bir toplumda insanlıktan söz edilemez. Manevi ve ahlâkî değerler dışlanarak oluşturulan ve sergilenen hayat tarzı ve bunun ortaya koyduğu yıkım ve çürümenin faturası son derece ağır olmaktadır. Bu fatura gittikçe daha da ağırlaşmaktadır. Büyüğe saygının, küçüğe sevginin kaybolduğu, hak-hukuk, haram-helal, görev-sorumluluk mefhumlarının zedelendiği toplumların geleceği yoktur. Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, manevi ve ahlâkî zemin sağlam olmazsa yıkım ve tahribat korkunç olur. Gecekondunun yıkılmasıyla gökdelenin yıkılması aynı olmaz. Bencilik üzerinde yükselen bir teknolojinin yıkıntıları kolay kolay temizlenemez.
İstismar ve insanın zaafları ve nefsani arzuları üzerine bina edilen bu yeni hayat tarzı bir cümbüş ve festival havası içinde insanlığı felakete sürüklemektedir. Ailevi değerler sarsılmakta, ticari hayat kumarlaşmakta, zengin-fakir uçurumu derinleşmekte, fuhuş, uyuşturucu, yağma ve talan yaygınlaşmakta. silahlanma yarışı, katliamlar, terör, mafya, istikrarsızlık kanıksanır hale gelmekte, kötülüğe ve haksızlığa karşı direnme gücü ve duygusu kaybolmaktadır.
Bu olumsuzlukları karamsar bir tablo çizmek için dile getirmiyoruz. Ortada bir yangın varsa bunu görmezden gelmek yerine söndürmek için çare ve tedbir üretmek en makul yoldur.
Evliliklerin azaldığı, boşanmaların çoğaldığı bir gerçektir. Eşler nikah esnasında söz verdikleri şekilde iyi günde kötü günde birbirlerine destek olacaklarına dair verdikleri sözleri kısa zamanda unutmakta, en uzak bir problemi bahane ederek ayrılma cihetine gitmekte, böylece ocaklar sönmekte, toplum yapısı temelden sarsılmaktadır. Eskiden geniş aile yapısı sapasağlam iken çekirdek aile yapısı sarsıntı geçirmektedir. Büyük masraf ve emeklerle kurulan aile yuvası sudan bahanelerle yerle bir olmaktadır. Aile mukaddes bir kurumdur, menfaate dayalı bir şirket değildir. Hayırlı ve yararlı nesiller yetiştirmenin tezgahıdır. Bu yapının çimentosu sevgi ve saygıdır. Gelin, kaynananın kızı, damat da kayın pederin oğludur. Bunlar birbirlerine emanet edildikleri için kendilerine karşı daha fazla titizlik gösterilmelidir.
Eskiden eğitim-öğretim imkanları daha az olduğu hale insanlar arasında sevgi-saygı, hürmet daha yaygın idi. Küçük büyüğe yol verir, sesini yükseltmez, oturuşuna-kalkışına dikkat eder, emir ve yasaklara daha fazla riayet ederlerdi. Şimdi eğitim-öğretim yaygınlaştığı, tahsil oranı arttığı halde saygı ve hürmet azalmakta, kurallar kolaylıkla çiğnenmekte, bencilik ve şahsi çıkar ön plana geçmektedir. Otobüste, metroda, tramvayda büyüğüne yer vermeyen, özürlüyü, hastayı, hamileyi, çocukluyu görmezden gelen gençler bir kaç fakülte bitirse bile topluma ne fayda sağlar? Bunların eğitimi için yapılan masraflar boşa gittiği gibi bu vurdumduymaz tavırlarıyla başkalarına da kötü örnek olmaktadırlar.
İdeal Anadolu Müslüman gençliğinin terbiye ocağı olan ahilik sistemine göre gencin eli açık (cömert) kapısı açık (misafirperver) sofrası açık olmalıydı. Harama karşı gözü bağlı, kötü söze karşı dili bağlı, ırz ve namus hususunda beli bağlı olmalıydı. Verilen eğitim ve yaşanan hayat tarzı bu güzellikleri yaşatıyordu.
Çağdaşlık ve modernlik maskesi altında eski neslin temsil ettiği değerler ayaklar altına alınmakta. edepsizlik ve saygısızlık medenilik sayılmaktadır.
Merhum Mehmet Akif, günümüzde daha iyi boyutlara varan bu kötü tabloyu şöyle dile getirmektedir.
“Haya sıyrılmış inmiş, öyle yüzsüzlük ki heryerde
Ne çirkin yüzleri örtermiş, meğer bir incecik perde
Vefa yok, ahde hürmet hiç, emanet lafz-ı bi medlul
Yalan rayiç, hıyanet mültezem, heryerde hak meçhul
Yürekler merhametsiz, duygular sûflî, emeller hâr
Nazarlardan taşan mana ibadullahlı istihkâr.”
Yeni neslin bu kadar sorumsuz ve laçka oluşunun sebeplerinden birisi de imkanların çoğalması, hayatın kolaylaşması, lüks ve israfın artması, dolayısıyla da gençlere zahmet çekmeden bedava bir hayat sunulmasıdır. Bu lükse ve bedavacılığa alışma onlarda bir karakter haline gelmekte böylece kendilerini verici değil daima alıcı konumunda görmektedirler. Neticede dünyaya gelmelerinin faturasını anne ve babalarına yüklemektedirler. Demek istiyorlar ki, madem ki dünyaya getirdiniz öyle ise bizi daima sırtınızda taşıyın. Böyle derken ileride kendilerinin de anne-baba olacaklarını hiç hesaba katmamaktadırlar.
Nesiller arası bu anlayış ve davranış farkının mutlaka ortadan kaldırılması gerekir. Aksi halde bu durum gün be gün çürüme ve çökmeyi hızlandırır. Toplum bünyesi bunu kaldıramaz.
Aslında yenilik ve yenilenmek hayatın değişmez kuralıdır. Mühim olan bunun müsbet çizgide devam etmesi ve köke bağlı kalmasıdır. Köksüz yenilik kalıcı değildir. Geçmişten gıdalanmayan gelecek sağlıklı olamaz. Noel ağacının dallarına iliştirilen yemişler kısa zamanda çürür. Hayat, kaynağı kurumayan bir nehir gibidir. Devamlı akması kaynağa bağlıdır.
Bizdeki bu yeni nesil-eski nesil arasındaki uçurum batılılaşma macerasıyla başlamış, bir dönem sonra eğitim politikasına dönüşmüştür. İlkokulda çocuklara “Eskiyi unut, yeni yolu tut” şeklinde telkinler yapılmıştır. Neticede üstad Necip Fazıl’ın dile getirdiği manzara ortaya çıkmıştır.
“Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!
Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,
Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,
Alt kat: Kız kardeşimin (Tamtam) da çığlıkları.
Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;
Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!
Bütün mesele, yaşlısıyla genciyle ev halkını ortak anlayış ve davranış çizgisinde buluşturmaktır.

 

Yorum Yazın

Facebook