Yeniden Dirilişe Îmân

0
Yeniden Dirilişe Îmân
Yeniden Dirilişe Îmân - Cafer Durmuş
Sayı : 385 - Mart 2018 - Sayfa : 38

İbrâhîm (a.s.)’ın Sorusu Işığında
Yeniden Dirilişe Îmân
Bakara sûresinde şöyle buyruluyor: “İbrahim Rabbine: Ey Rabbim! Ölüyü nasıl dirilttiğini bana göster, demişti. Rabbi ona: Yoksa inanmadın mı? dedi. İbrahim: Hayır! İnandım, fakat kalbimin mutmain olması için (görmek istedim), dedi. Bunun üzerine Allah: Öyleyse dört tane kuş yakala, onları yanına al, sonra (kesip parçala), her dağın başına onlardan bir parça koy. Sonra da onları kendine çağır; koşarak sana gelirler. Bil ki Allah azîzdir, hakîmdir, buyurdu.”1
Kur’ân-ı Kerîm’in yolumuzu aydınlatan kıssaları içinde İbrâhim (a.s.) ile ilgili olanların ciddî bir ağırlığı var. Çünkü onun söz ve davranışlarıyla gelişen hâdiseler neticesinde insanlığın temel problemlerine hiç bir zaman eskimeyen cevaplar getirilmiştir. Buradaki âyet-i kerîme ile ilgili öncelikle şunu tespit etmemiz lâzım; İbrahim (a.s.)’ın sorusu yeniden diriltilmeye dair bir şüphe beyanı değildir. Bilakis kalbinde yakînin artmasını ve bu vesileyle kendisine verilen cevabın insanlığa örnek olmasını arzu etmiştir. Bu maksatla ölen bir canlının yeniden nasıl diriltileceğinin kendisine gösterilmesini istemiştir. Buna mukabil Allah Teâlâ ona maddî bir örnekle cevap vermiş, dirilişin mahiyetini izah etmemiştir. Çünkü insanın bilgi kapasitesi, dirilme ve canlanma olayını kavramaya elverişli değildir. Burada mühim olan, Allah’ın bütün canlıları, özellikle insanı mutlaka diriltip hesaba çekeceği inancının zihinlere nakşedilmesidir. Çünkü Allah’ın varlığına ve birliğine inandıktan sonra îmanın en önemli umdesi âhiret inancıdır; onun sahih ve sarsılmaz olmasıdır. Bizi dünyadaki sapmalardan kurtaracak ve âhiret saadetine erdirecek olan da odur.
Konumuzu teşkil eden âyet-i kerîmede, “kuşların kesilmesi ve parçalanması”ndan söz edilmediğini dillerine dolayarak zihinlere şüphe tohumları ekmeye çalışanlar olduğunu üzülerek müşahede ediyoruz. Her şeyden önce böyle mesnetsiz bir itirazın iyi niyetle yapıldığına inanmakta zorlanıyoruz. Mübtedî derecesinde gramer bilgisi olanların bile böyle bir iddiayı sahiplenmesi düşünülemez iken, bazı insanların bunu ısrarla dile getirmesindeki maksat ahiret inancını rahnedâr etmek değilse, nedir?
Âyet-i kerîmede görüldüğü üzere; Allah Teâlâ İbrahim (a.s.)’dan kuşları kendisine alıştırmasını istemiş, sonra da onlardan birer parçanın (cüz’en minhünne) dağlara bırakılmasını emretmiştir. Çünkü kesilip parçalanma işlemi yapılmadan kuşlardan birer cüz’ün dağlara bırakılması söz konusu olamaz. Yine kesilip parçalanma olmadan, kuşların alıştıkları kişiye uçup gelmeleri yeniden diriltilmeye delil teşkil edemez. Kur’an-ı Kerim’de bazı ifadeler var ki, bir bütünün parçasıdır. Dolayısıyla orada kastedilen sadece o ifadenin kendisi değil, o parçanın da dâhil olduğu bütündür. “Zikr-i cüz, irade-i kül” denilen belağat kaidesinin gereği budur. Bâzen hâdisenin bir cüz’ünden bahsedilir fakat tamamı kast edilir. Bazen de tamamı zikredildiği hâlde bir kısmı kast edilmiş olur. Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân’da sözün sarahatle ifade edildiği durumlarda bile ifadenin belagatini dikkate almak gerekir. Bu itibarla “inanmıyor musun” sorusuna verilen “kalbim mutmain olsun” cevabını, insanlığın kalbine atılan bir itmînan tohumu gibi değerlendirebiliriz.
“Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu hususta “Biz şüphe etme konusunda İbrâhîm’den daha haklıyız”2 buyurmuş olmasına gelince, Efendimiz (s.a.v.) bunu söylerken; Allah’ın ölüleri diriltmesi konusunda ben şüphe etmediğime göre, İbrâhîm (a.s.) öncelikle şüphe etmiyordu.3 demek istemiştir. Nitekim konumuzu teşkil eden âyet-i kerîme nâzil olduğu zaman bazı Müslümanlar “İbrâhîm şüphe etmiş, bizim peygamberimiz şüphe etmemiştir” deyince, Efendimiz (s.a.v.) tevazu gereği ve İbrâhîm (a.s.)’ı kendi nefsine tercih ederek “Ben ondan daha aşağıdayım. Ben şüphe etmediğime göre İbrâhîm nasıl şüphe eder?”4 buyurmuştur.”5
İnsanda, bir gün yeniden diriltileceği ve yaptıklarından hesap vereceği duygusunun canlı tutulması, günlük hayattaki tercihlerin Allah’ın emir ve yasakları çerçevesinde şekillenmesi adına önemlidir. Buradaki her yaptığımın ahirette bir karşılığı var şuuruyla yaşama disiplini kazanılması adına mühimdir. Bunun yanında cömertlik ve infak gibi İslâmî erdemlerin şahsiyette kişilik hâline gelmesinde de etkili olacağını söyleyebiliriz. Nitekim konumuzu teşkil eden âyet-i kerîmenin devamında “Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir dane gibidir... “6 buyrulmuştur.
Dipnotlar: 1) Bakara sûresi, 2/260. 2)  Buhârî, Tefsir, 42; Müslim, Îman, 238. 3)  Nevevî Şerhi, II/183; Begavî, I/323. 4)  Nevevî Şerhi, II/283; Begavî, I/323. 5)  Abdurrahman Ateş, Ölülerin Nasıl Diriltildiğinin Kuşlar Üzerinden Hz. İbrahim’e Gösterilmesi. İ.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi Bahar 2016/7(1) 9-34. 6) Bakara sûresi, 2/261.

İYİYİ KÖTÜDEN AYIRMAK
Enfâl sûresinde “Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınarak takva sahibi olursanız O, sizi Furkan sahibi kılar yani size iyiyi kötüden kötüyü ayıracak bir sezgi ve anlayış verir...”7 buyruluyor.
Burada, insanların elinden kayıp giden ‘iyiyi kötüden ayırt etme melekesi’ni yeniden elde etmenin yolu gösteriliyor ki o yol, takvayı gözetmektir; haramlara yaklaşırım endişesiyle şüphelilerden uzak durmaktır, dikenli bir tarlada yürüyenin eteklerini topladığı gibi, tercihlerinde dikkatli ve seçici olmaktır.
Bilindiği gibi iyi olan aynı zamanda doğru ve güzeldir. Yanlış ve kötü olanlar da aynı zamanda çirkindir ve hâdiseleri fıtrî olarak değerlendiren bir insan için bunları ayırt etmek gayet kolaydır. O kolaylığı elde tutmanın şartı ise nelerin iyi, nelerin kötü olduğuna dair –başkalarınca yapılan tanımlama ve yönlendirmeleri değil- dinin getirdiği ölçüleri esas almaktır. Nitekim bu anlamda Bakara sûresinde; “takva sahibi olanlara, bilmediklerinin (Allah katından) öğretileceği”8 buyrulmuştur.
Yoğun iletişim bombardımanı ile zihin ve gönül dünyası işgal edilen günümüz kuşaklarının, iyiyi kötüden ayırt etme şuurunu muhafaza etmeye her zamankinden fazla ihtiyacı var. Öyleyse bu günün duâsı “Allahım, bize eşyanın hakikatini göster!”9 diye yalvarmaktır. Göster ki, faydasız işler uğruna kıymetli vakitlerimizi hebâ etmeyelim. Aslında birer ateş parçası olan şeylere, yaldızlı görüntüsüne aldanarak el uzatmayalım.
Dipnotlar: 7) Bkz; 8/29. 8) Bkz; 2/282. 9)  Aliyyü’l-Karî, Mirkat, 8, 3453.

 

Yorum Yazın

Facebook