Yorgunum

0
Yorgunum
Yorgunum - Neslihan Nur Türk
Sayı : 393 - Kasım 2018 - Sayfa : 52

Yol Sen’in yolundur, Nûr senin kulundur!
Yorulsa da lûtfet, yolunda bulundur!

Bu yol uzun, yokuşu çok, derin sular var, derlerdi, anlayamazdım. Hiç bilmezdim bu sözlerin içinde ne sırlar gizlendiğini… Yokuş ne, çukur ne, uzun yol, derin su ne merak ederdim; lâkin bilmezdim. Sonra, bir de baktım ki yoldayım.
Alabildiğine uçsuz bucaksız… Şerit şerit ve bazen alabildiğine şedit. Her şeritte, farklı meşreplerde nice insan… İşâretler, kurallar, yasaklar, sapaklar… Yol kenarında değişip duran manzaralar, uçurumlar, tepeler, dağlar… Bazen ağır, bazen hafif kazâlar…
Keşfetmeyi severdim. Bu sebeple her şeye rağmen câzipti yol. Hele de sonu Hakk’a varıyor olunca, daha çok sevdim. Çünkü, tâ çocukluğumdan O’na meyyâl, O’na hasrettim. Hasret çektiği sevgiliye kavuşmak için yola çıkar da karşılaşacağı çukuru ve yokuşu dert eder mi insan? Hem, her zorlukla berâber bir kolaylık yok mudur? Vardır. Bildim.    
Yol boyunca bazen cevvâl, bazen durgun, bazen pek ham, bazen olgun… Bazen kavî, bazen zayıf, bazen câhil, bazen ârif… Arada cesur, arada korkak! Arada nemli, arada kurak. Bazen bir tatlı hayâl, bazen bir acı gerçek… Bazen nahif bir kadın, bazen sanki bir erkek! Bazen yasta, bazen pek şen, bazen hasta, bazen gülşen! Yoldaki bir çukura düşüp yaralanmak var bazen… Bazen manzarayı seyredip ferahlayıvermek. Sürünmek de uçmak da aynı yolda. Rahmet yağmuru da yağabilir, dolu da… Bazen kovalarsın, bazen kaçarsın, bazen emin olur, bazen şaşarsın. Bazen durur, bazen dur durak bilmeden koşarsın. Bazen yersin, aç olursun, bazen hiç yemeden doyarsın. Yol hâli işte… Her ânı bir olmaz. Bazen ardında dost, içinde umut, bazen önünde set, civârında bir sürü kurt! Bazen aydınlıktır, bazen pek bir loş. Bazen dopdolu olursun, bazen de bomboş. Bazen sisli, bazen hisli, bazen karlı, bazen harlı… Bazen neşeli olursun, bazen efkârlı. Yoldur, yolcusundur, yorulursun hâsılı.
Sevenlerin der ki: Yorulma!
Sen de de ki: Çok şükür, O’nun yolunda yorgunum. Ne kadar tatlı ve ne kadar mânâlı benim yorğunluğum. Bazen huzurlu, bazen tedirgin, bazen kederli, bazen dinginim. İnsanım, koskoca bir tezatlar yurduyum.
De ki: Emekleyen, yürüyen, koşan yorulur. Tırmanan, yükselen, aşan yorulur. Duygulanan, dalgalanan, coşan yorulur. Sevgiliye götüren yolda, yorgunluktan korkmak mı olur? Korkma da sevin ki cânım, yol almakta olan, çalışan yorulur.
Sonra gel, Taif’teki taşı, Uhud’daki dişi, arpa ekmeğinden ibâret aşı düşünelim. Gel, ömrü yorulmakla geçmiş Peygamberi (s.a.v.) yâd edip  birlikte dertlenelim. Ve hadi gel, birlikte seyredelim şu anneyle bebeğini:
Bak, sütünü annesi veriyor, altını annesi temizliyor. Zıbınını annesi giydiriyor, terini annesi siliyor. Derdini annesi çekiyor, susuzluğunu annesi gideriyor. Dişi çıkarken canı yanıp huzursuz olduğunda, onu şefkatiyle annesi rahatlatıyor. Gazdan şişmiş karnını sabırla okşayıp geğirten de tehlikelerden korumak için şefkatle sarılıp kol kanat geren de anne… Geceleri uykusuz kalan, ömrünü onun gelişip yetişmesine adayan da yine anne…
Şimdi bu bebek konuşabilse, kendisi için mi yoksa annesi için mi duâ etmesi gerekir? Oku hele, şu duâlardan hangisi aklın alâmetidir?
Bir:
-Yâ Rabbî! Bana gözlerimin çapağını silecek birini nasip eyle. Yâ Rabbiî! Bana altımı temizleyecek birini ihsân eyle. Yâ Rabbî! Bana saçlarımı tarayacak birini lûtfeyle. Ya Rabbî! Bana nîmetler ver. Bana süt ver. Bana bal ver. Bana su ver. Bana beni yıkayıp paklayacak, rahatlatıp uyutacak, geceleri ağladığımda hemen duyup uyanacak ve bütün ihtiyaçlarımı seve seve karşılayacak birini gönder. Yâ Rabbî! Bana giyecekler ve o elbiseleri giydirecek eller nasip eyle!
İki:
-Yâ Rabbî! Annemi başımdan eksik etme! Onu muhafaza eyle!’
Bebeğin bütün ihtiyâcı zaten anne tarafından giderilmiyor mu? Allah, anneyi ona yardımcı olarak tâyin etmemiş mi? O hâlde ikinci duâ birinciden çok daha kısa ve öz olmasına mukâbil, çok daha kapsamlı, anlamlı ve güzel değil mi?
Mâdem öyle, boşa yorulma! El açıp duâ etmek istediğinde de ki:
-Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed!
Çünkü Allah, anneyi bebeğe rahmet olarak gönderdiği gibi, Habîbi Hazreti Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellemi de ümmete rahmet olarak gönderdi. Hâl böyleyken, duânın tamamını O’na salât ve selâm ile doldurman, akla da, mantığa da aşka da en uygun olanıdır. Ekleyeceğin diğer tüm cümleler, teferruattır, vakit kaybıdır.   
Şimdi sen, bu yolda yürürken, eğer bebeksen annen için, müridsen mürşîdin için, ümmetsen Peygamberin için duâ et. Hiç görüşmemiş, hiç konuşmamış olsan da Peygamberine selâm et!
Tanımadığın biri peşine düşse, ikide bir karşına çıkıp muhabbetle, iyi niyetle, tatlı tatlı selâmün aleyküm, dese, duygulu, ihlâslı ve sürekli olarak sana selâm verse ne hissedersin? Bu kimsenin evvelâ sîmâsını, sonra adını, sonra neler yaptığını merak etmez misin? O hâlleri tebessümüne sebep olup içini sevindirmez mi? Ve nihâyet, yahu gel de bir tanışalım, demez misin? Ne kadar çok selâmlaşırsan, o kadar çok tanışırsın. Ardından o kişi, fikrine yerleşir. Bu kadarla kalmaz, zikrine yerleşir. Bu kadarla da kalmaz, kalbine yerleşir; fakat bir defâcık selâm verir, sonra ortalarda görünmezsen, çoğu zaman unutulursun.  
İyi düşün! Sen kimin peşine düştün? Kime selâm veriyorsun? Kiminle tanışmak istiyorsun? Kime kendini tanıtmak istiyorsun? Bunca yıldır yaşıyorsun, nice iş için kendini harap ediyorsun. Bir kere de salavat getirmekten yorulduğun oldu mu, hatırlıyor musun?
Takdir et ki selâmlarıyla kalbine giren o kişi, derdini bölüşüp yükünü hafiflettikçe, kalbine temelli yerleşir. Kalpte kalmak, emek verenlerin, fedakârlık edenlerin nasîbidir. O sevgili Rasûl neden, herkesin kapısı kapansın, sadece Ebû Bekir’in kapısı açık kalsın, demiştir? Çünkü ondaki kadar sadâkat, ondaki kadar ihlâs, başka hiç kimsede görülmemiştir. O, evdekilere yalnızca Allah ve Rasûlü’nün sevgisini bırakacak ve bütün vârını ikrâm edebilecek kadar çok sevmiştir. O, bir sabah namaza giderken, evinden mescîde kadarki yola, hem selâmı, hem fakire ikrâmı, hem orucu hem de hasta ziyâretini sığdırabilecek kadar hayır ve hizmet odaklı yaşamayı bilmiştir. İyilikte herkesi, her dâim geçmiştir.  
Düşün! Sen, sevdiğinin Ebû Bekir’i olabiliyor musun? Yoruldukça bir başka işe geçip dinlenmeyi ve hakîkî dinlenmenin, vasıflı yorgunlukta gizlendiğini biliyor musun?  
Bazen gaflet, bazen gayret! Bazen vuslat, bazen hasret! De ki: Yol Sen’in yolundur! Nûr senin kulundur! Yorulsa da lûtfet, yolunda bulundur. Yolunda yor, yolunda yaşat, yolunda öldür. Âmin.

 

Yorum Yazın

Facebook