Gece Karanlığı Teheccüdle Aydınlanır

"Bilmez misin ki, Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye katmaktadır. Güneş ve Ay’ı da buyruğu altına almıştır. Bunların her biri (Allah’ın takdir ettiği) belli bir vadeye kadar hareketine devam eder. Ve Allah yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.” (Lokman, 29)

"Bilmez misin ki, Allah geceyi gündüze, gündüzü geceye katmaktadır. Güneş ve Ay’ı da buyruğu altına almıştır. Bunların her biri (Allah’ın takdir ettiği) belli bir vadeye kadar hareketine devam eder. Ve Allah yaptıklarınızdan tamamen haberdardır.” (Lokman, 29)

İlahi kelamın bu ayetleri hayatın nasıl bir zaman çizgisinde akıp gittiğini bildirirken bir husus daha hatırlatılmaktadır. O da geceler ve gündüzlerin yüce Yaratıcının her şeyden haberdar olduğu şuuru ile ihya edilmesi gerektiğidir. Yaşadığımız her anda Hakk’ın razı olacağı ve kulundan istediği amel/davranış ne ise kul onu arayacak, bulacak ve onu yaşayacaktır. Zira insan için, uygulayacağı zaman programını bizzat Cenab-ı Hak beyan etmiş, Peygamberleri de bu programın nasıl uygulanacağı hususunda en güzel örnekler olmuşlardır.

Geçmiş İslam büyüklerinin eserlerinde “Amel’ül-Leyl ve’n-Nehâr” (gece ve gündüz yerine getirilmesi gereken ameller) başlığı ile bir mü’minin gün boyunca uygulayacağı hayat programı ayet-i kerime ve hadis-i şerifler çerçevesinde beyan edilmiştir. Gerçekten kul olarak geceler ve gündüzlerde hem mükellefiyetlerimiz yani sorumluluklarımız hem de o anlarda bize sunulan ahiret sermayemiz olacak ilahi fırsatlar bulunmaktadır.

Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh efendimiz, Hz. Ömer (radıyallahu anh)’a: “Ey Ömer! Allah’ın sende gece bir hakkı vardır sakın onu gündüze bırakma, gündüz de bir hakkı vardır onu da geceye bırakma” diye vasiyet etmiştir.

İnsanlık tarihinde gecesi ve gündüzü ile hayatın bütün alanlarında Üsve-i Hasene (en güzel örnek) şüphesiz Sallallahu aleyhi ve sellem efendimizdir. Sahabe-i Kiram efendilerimiz de -Allah onlardan razı olsun- büyük bir muhabbetle O'na bakarak onun izinde yaşama gayreti içerisinde olmuşlardır.

Resulullah Efendimizin 23 yıllık risalet hayatının gündüzleri vahyin tebliği, talimi ve bir toplum düzeni olarak tatbiki ile geçerken geceleri de daha özel olarak ibadet ve ilticalarla ümmeti için ayrı bir örnek olmuştur.

Cenab-ı Hak: “Ey örtünüp bürünen (Resûlüm)! Geceleri kalk namaz kıl. Sana (taşıması) ağır bir söz vahyedeceğiz. Gece kalkışı (kalp ve uzuvlar arasında tam bir uyuma ve sağlam bir kıraate) daha elverişlidir. Zira gündüz vakti sana uzun bir meşguliyet vardır. (Öyleyse gece) Rabbini an, bütün varlığınla O’na yönel.” (Müzzemmil, 1-7) buyurarak Habibi ve O’nun şahsında Ümmet-i Muhammed için gecelere özellikle dikkat çekmektedir.

“Gecenin bir kısmında uyanarak sadece sana mahsus bir nafile olmak üzere namaz kıl (böylece) Rabbinin seni makam-ı Mahmuda (övgüye değer bir makama) göndereceğini umabilirsin.(İsra, 79) ayeti kerimesi ile de Allah Teâlâ çok sevdiği Habîb-i Edîbine daha fazla lütuflarda bulunmak, O’nun bu bereketli vakitlerden bolca istifade etmesini temin etmek için teheccüd namazını O’na hususi bir farz kılmıştır. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- bu emirden sonra gecenin bu en feyizli zamanlarında namaz kılmayı, Kur’an okumayı ve dua etmeyi hiç bırakmadı. Öyle ki hastalandığı, ayağa kalkamayacak kadar takatsiz kaldığı zamanlarda dahi teheccüd namazından geri kalmayıp seherleri oturarak değerlendirdi. (Ebu Davud, Tatavvu 18)

Teheccüd, Peygamber Efendimiz için hususi bir farz kılınırken beş vakit namazın farziyyeti ile biz ümmeti için müekked bir sünnet olarak kalmıştır. “Sevgilinin yaptığı her şey sevimlidir” ölçüsü ile hem gecelerde Cenab-ı Hak ile daha farklı bir maiyyet/beraberlik ve akrabiyyet /yakınlık yaşamanın zevkine varabilmek hem de Rasûlullah Efendimiz ile manen ve kalben beraber olmak için müminlerin teheccüde devamı elbette ki çok önemlidir. Zira kişi sevdiği ile beraberdir.

Teheccüde Devam Et

İbn-i Abbas -radıyallahu anhüma-’dan rivâyet olunduğuna göre Nebiyy-i Ekrem, gece teheccüd için kalktığında şöyle derlerdi:

“Allah’ım Sana hamd olsun. Sen bütün semâları, arzı ve onlardakileri ayakta tutansın. Hamd Sana mahsûstur ey Rabbim! Sen semâların, arzın ve onlarda ne varsa hepsinin nûrusun. Hamd Sana mahsustur ey Rabbim! Sen semâların, arzın ve onlardakilerin hâkimi ve hükümdârısın.

Ve Sana yine hamd olsun ki, Sen Hakk’sın. Sen’in va’din de hak, Sana kavuşmak da hak, sözün de hak, cennet de hak, cehennem de hak, nebîler de hak, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- de hak, kıyâmet de hak / hepsine iman ettim.

Sana teslîm oldum ey Rabbim! Sana îmân ettim, Sana tevekkül ettim ve Sana yöneldim. İnanmayanlara karşı, Sana dayanarak mücâdele ettim ve neticede ancak Seni hakem olarak kabûl ettim, benim evvelki yaptıklarımı da, sonradan yapacaklarımı da, gizli yaptıklarımı da açık yaptıklarımı da mağfiret et. Öne alan da Sen’sin, geriye bırakan da Sen’sin. Sen’den başka ilâh yoktur. Kuvvet ve kudret ancak, Allah’a dayanmakladır. (Buhârî, Teheccüd, 1)

İki veya daha fazla rekâtla kılınabilecek bir teheccüd namazından sonra okunacak bu Nebevî dua üç ana bölümü ihtiva etmektedir:

1. Bölüm: Yerler, gökler ve bu ikisi arasındakileri tefekkür edip bunları bize ve bizim emrimize veren Yüce Rabbimize hamd etmek.

2. Bölüm: İcmali bir iman. Cenab-ı Hak var, O’na kavuşmak (ahiret) bir gerçek. O’nun kitabı (Kur’an) bir gerçek. Cennet ve cehennem bir gerçek, bunları insanlığa öğreten bütün Peygamberler gerçek ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- de bir gerçek (hak). Kalbin ikrar ettiği bütün bu gerçeklerin lisanla ikrarı.

3. Bölüm: Derin bir tefekkür ve kalbin tasdik ettiklerini dil ile ikrardan sonra bütün varlığın sahibine bir iltica ve yakarış.

Habibullah Efendimizin izinde bir mü’mine düşen, özellikle bereketli bu mevsimde ve insanlığın küçücük bir virüsle imtihan edildiği bir zamanda,  gecelerde O’nun mübarek dudaklarından dökülen bu nebevî dualarla Rabbine iltica etmek, gecenin karanlığını teheccüd, dua, evrad ve ezkarla manevî bir nuraniyete büründürebilmek olmalıdır. İbrahim Hakkı Erzurûmî Hazretlerinin dediği gibi:

Aşıklar uyumaz gecelerde
hem sen de uyuma ki

Gönlün gözüne görüne
Canan gecelerde.

PAYLAŞ:                

Abdullah Sert

Abdullah Sert Bey 1948 yılında Kütahya-Tavşanlı’da doğdu. İlk ve orta tahsilini Tavşanlı’da, lise tahsilini de Balıkesir İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı. 1966 yılında İstanbul Yüksek İslam Enstitüsüne

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle