Allah Teâlâ buyuruyor:
"Âllahın kendi fazlından ihsan buyurduğu emvalde cimrilik edenler, düşkünlere muâvenetten kaçan bahiller, kendileri için hayır zannetmesinler. Belki o buhl onlar için şerdir. Zirâ lâyık olan mahallere sarf etmekten esirgediği malı başına belâ olacaktır. Yarın mahşerde kıyamet gününde malları lâle (toka) olarak boyunlarına takılır. Halbuki göklerin ve yerin mirâsı, Cenâb-ı Allah'ındır. Ve Allah Teâlâ sizin amellerinizi bilir." (Al-i İmrân: 180)
Keza:
"Kim cimrilik ederse ancak kendi nefsine cimrilik etmiş olur." (Muhammed sûresi: 38) buyurulmuştur.
Esmâ bint-i Ebi Bekir -radıyallahu anhâ'dan Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu dediği rivâyet edilmiştir:
"Ey Esmâ! Kesenin ağzını boğma! Allah da sana nasîbini imsâk eder" Bir rivâyette: Malını sayıp zabtetme Allah da sana ni'metlerini sayıp esirger. Bir rivâyette Sakın çömlekde para saklama. Sonra Allah da sana senden imsak eder. Ey Esmâ gücün yettiği kadar az olsa da sadaka ver, buyurmuştur. Zirâ saklamak tûl-i emel ve buhl alâmetidir.
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh'dan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:
Bahil ile infak eden cömerdin örneği şu iki kimsenin misali gibidir ki, bunların arkalarında göğüslerinden köprücük kemiklerine kadar vücudunu kaplayan demirden cübbeler vardır.
Bunlardan münfik, cömerd olan sadaka verir vermez o demir zırh o kimsenin bedeni üzerinde genişler. Aşağı doğru uzar. Vücudunu tamamiyle kaplar. Hatta ayaklarının parmaklarını örter. Hatta zırhın (zeyli) ucları yerde sürünüp sadaka veren kimsenin ayak izlerini örter.
Bahile gelince: O hiç sadaka vermek istemez. Derhal o zırhın bütün halkaları vücudunun her tarafını şiddetle sıkar. Bahil de bu sıkan zırhı genişletmeğe çalışır, fakat muktedir olamaz.
Bu hadis-i şerifle; sahî ve bahilin rûhi halleri beliğ bir misal ile tasvir buyurulmuştur.
Sahî olan kimse, sıkıntı içinde olan bir fakirin ihtiyacına, yardımına koşmakla gönlünde bir inşirah, kalbinde bir ferah, bir inbisat husule gelir ki bu inbisat vücudunun her tarafını istilâ eder.
Bahil olan kimse, düşkün fakirlere karşı katı yürek ve merhametsizliğine binaen yardımda bulunamadığından kalbinde bir ıztırab ve bir sıkıntı hisseder. Kalbinin bu üzüntüsü de başından ayağa kadar cismini istilâ eder. Bir fakire muavenet edip de gönlünü azab ve ıztırabdan kurtarmağa muvaffak olamaz.
Ebû Mes'ud el-Ensarî -radıyallahu anh- demiştir ki: Sadaka yani, "zenginlerin malından sadaka al!" (Tevbe sûresi 103) âyeti nâzil olup da Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem bize sadaka ile emrettiği sıralarda sadaka vermeye kudreti olmayan her hangi birimiz çarşıya gider arkasında ücretle yük çekerek -yani hammallık ederek- iki avuç hurma kazanır ve kazancından sadaka verirdi. Bugün ise bunlardan bazılarının yüzbinlerle serveti vardır.
Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ashabını sadaka ve zekât vermeğe teşvik buyurunca Abdurrahman bin Avf -radıyallahu anh- mâlik olduğu sekizbin dirhem servetinin yarısını, dörtbin dirhemini tasadduk etmiştir. Ve: "Ya Resûlallah! Servetimin nısfını işte getirip Cenâb-ı Hakk'a ikraz ediyorum. O bir yarısını bir âileme koydum." demiştir.
Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de duâ buyurup: "Verdiğin ile alıkoyduğun malına Allah Teâlâ bereket versin" demiştir. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bu duası hürmetine Abdurrahman bin Avf -radıyallahu anh-'ın malında geniş bir feyiz ve bereket hâsıl olmuştur. İrtihalinde büyük bir servet âilesine kalmıştır.
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-'den şöyle rivâyet olunmuştur:
Bir kere Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- huzuruna bir kimse (Ebû Zer) geldi. "Ya Resûlallah! Ecir ve sevab cihetiyle hangi sadaka büyüktür?" diye sordu. Buyurdular ki:
"Sevabı büyük sadaka! Senin sahih, son derece bahil olduğun halde fakrdan korkar ve zenginlikden hoşlanır bulunduğun halde, verdiğin sadakadır. Can boğaza gelip de bu malım filân içindir, şu malım filân içindir deyene kadar, o zamana gelinceye kadar bekleyip de sadakanı te'hir etme! Zirâ malının sülüsünden fazlası versenindir. Ancak malının sülüsünden vasıyeti mû'teberdir.
"Zekâtınızı vermekle malınızı muhafaza, fukaraya tasadduk ile hastalarınızı tedavi dua ve tazarrû' ile belâ ve musîbeti redd ediniz."
(Mahmud Sâmi Ramazanoğlu) (Musâhabe - 3 s. 126 - 129)