Cehennem Ehli

Cehennem Ehli

Allah Teala buyuruyor:

"Muhakkak ki göklerin ve yerin yaradılışında, gece île gündüzün birbiri ardınca gelişınde, insanlara faide vermek uğruna yararlı şeyleri denizde akarak taşıyan gemilerde, Allah'ın semadan indirerek yer yüzünü ölümden sonra dirilttiği suda, deprenen her hayvanı orada üretip yaymasında, gökle yer arasında musahhar kılınan rüzgarları ve bulutları evirip çevirmesinde akıl edip düşünen bir topluluk için nice ayetler, ibretler vardır. İnsanlar içinde Allah'tan gayrısını O'na denk tutan kimseler de vardır ki onlara yalnız Allah'ın layık olduğu bir sevgi gibi sevgi beslerler. İman edenler ise her şeyden ve herkesten fazla ve en sarsılmaz şekilde Allah'ı severler. Allah'a eş tutarak zulmedenler azabı görecekleri zaman bütün kuvvet ve kudretin hakikaten Allah'ın olduğunu ve Allah'ın pek çetin bir azabı bulunduğunu ah bilselerdi...

O zaman kendilerine tabi' olunanlar, kendilerine tabi' olanlardan hızla uzaklaşmışlardır. Hepsi o azabı görmüşlerdir. Aralarındaki bağlar da parçalanıp kopmuştur.

Ve tabi' olanlar şöyle demişlerdir "Bizim için dünyaya ah bir dönüş olsaydı da bugün onlar bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık " Böylece Allah onlara bütün yaptıklarını hasret ve nedametler halinde kendilerine gösterecektir ve onlar cehennemden çıkacak da değillerdir." (Bakara;164-167)

Süddî demişdir ki: "Kıyamet gününde bu ehl-i küfre ve ehl-ı nifaka cennet gösterilir ve kendilerine denilir ki "Eğer Allah'a itaat etmiş olsa idiniz işte şuralar sizindi" Onlar cennetten zayi' ettikleri yerlerini görünce hasret ve nedametle dövünmeğe başlarlar. Fakat ne kadar hasret ve nedamet ederlerse etsinler ateşten çıkacak değillerdir"

Ayet-i celîlede

"Ayetlerimizi inkar île kafir olanları ateşe yaslayacağız, derileri pişdikce azabı devamlı tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz, şüphesiz ki Allah her şeye mutlak gaalibdir, her işinde mutlak hüküm ve hikmet sahibidir."(Nisa, 56)

Susayan su isteyecek, fakat kaynar su verilecek içmek üzere ağzına yaklaştırdığı vakit yüzü yanıp düşecek. Güçlükle birkaç yudum aldıktan sonra dişleri dökülecek. Sonra boğazı pişecek, sonra bağırsakları parçalanacak, sonra tekrar derisi yanıp dökülecek. Ateş içinde bu şekilde azabları devam edecek. Ölemeyecekler, tekrar eski hayatlarına kavuşamıyacaklar, ve oradan çıkarılmayacaklar.

"Ey insanlar! Yerdeki şeylerden helal ve temiz olmak şartıyle yiyin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size hakikaten apaçık bir düşmandır.

O size ancak kötülüğü, hayasızlığı ve bilmediğiniz şeyleri Allah'a iftira etmeği emreder.

Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun" denildiği zaman onlar "Hayır, biz atalarımızı izi üzerinde bulduğumuz şeye tabi oluruz" derler. Ya ataları bir şey anlamayan, doğru yolu bulamayan kimseler idiyseler?

O küfredenlerin hali, bağırıp çağırıştan başka bir şey duymayan (hayvan)lara bağıran, haykıranın haline benzer. Onlar bir sürü sağırlar, dilsizler ve körlerdir. İşte onlar bir şey anlamazlar. (Bakara,168171)

Bu ayet, kötü ecdada bakmamaya işaret ettiği gibi, heva hevesine uyan, hak yoldan hiç bir şey bilmeyen dünya sevgisi çölünde yolunu kaybetmiş, ilim ehlinden olmadıkları halde alim olduklarını iddia eden bid'at sahibi kişilere tabi olmayı da reddetmektedir. Zahirde alim gözükseler bile, bu ilmi mal ve mansıb kazanmak için vasıta yaparlar. Gerçek hak yoluna girmek isteyenlerin yollarını keserler.

Salim akıl sahibi bir mu'mine yaraşan dünya ziynetine kapılmayıp ondan ancak helal ve tayyîb, yani haramdan uzak ve temiz olanını tedarik etmeye çalışmalıdır.

Hasan Basrî derki: "Helal ve tayyîb demek, kıyamet gününde bir suale ma'ruz bırakılmayacak rızık demektir", işte mu'mine gereken budur.

Hadisi şerifde:

"Allah Tayyibdir. Ancak tayyîb olanı kabul eder. "buyurulmuştur.

İlim ve hikmet ancak helal lokmadan zuhur eder. Aşk ve kalb rikkati ancak helal lokmadan husüle gelir. Yersiz gadab, haramlara meyil, mübahlara düşkünlük de haram ve şüpheli lokmalardan zuhüra gelir. Hülasa olarak, lokma helal ve tayyîb ise salih amel, helal ve tayyîb değilse fasid amel zuhüra gelir. Cenabı Hak ayet-ı celîlede "Ey Resuller! Tayyîb şeylerden yeyin ve salih amel işleyin" buyurmuşdur. (Müminün,51)

Tayyîb demek, haram şüphesi bulunmayan demektir.