Allah Teâlâ buyuruyor:
Küfredenlere dünya hayatı pek süslü gösterildi. İmân edenleri maskara etmek istiyorlar. Halbuki Allah’a itâat edip O’nun vikayesine girenler kıyâmet gününde onların üstündedirler. Allah kimi dilerse ona hesapsız rızık verir. (Bakara sûresi: 212)
Gözlerine dünya hayatı süslü gösterilenler, Abdullah bin Mes’ud, Amar bin Yasir, Suheyb bin Sinan, Hubeyb bin Adiyy, Bilal bin Rebah el-Habeşi gibi mü’minleri alaya almaya başladılar. Bunları beyinsiz addederek istihkar ederler ve: “Şu zavallılar dünya lezzetlerini terk ettiler, türlü ibâdetlerle de kendilerine eziyet veriyorlar, rahatlarından oluyorlar” derlerdi.
Dünya hayatının insanların gözüne nasıl müzeyyen gösterildiğine misal olarak şu kıssa anlatılır:
İsa -aleyhisselam- beraberinde bir yahudi ile sefere çıkmıştı. Yanında üç adet çörek vardı. Bir müddet sonra İsa -aleyhisselam- üç adet çöreği yahudiye emaneten vererek: “Bunlar biraz sende dursun,” dedi. Yahudi bir tarafa çekilip bunlardan birini yalnız başına yedi. Bir müddet geçtikten sonra İsa -aleyhisselam- “O üç çöreği ver” dedi. O da iki çöreği uzattı. “Üçüncüsü nerede?” diye sordu. Yahudi: “Zaten iki tane idi” dedi.
İsa -aleyhisselam- yahudiye yalanını ikrar ettirmeye azmetti. Yola devam ettiler. Biraz gittikten sonra üç parça külçe altın buldular. Yahudi bunları görünce hemen İsa –aleyhisselam-’a:
– Haydi bunları taksim et, dedi.
İsa -aleyhisselam- da:
– Şu biri senin, diğeri benim, üçüncüsü de üçüncü çöreği yiyen arkadaşımızın diye taksim etti, yahudi sabredemeyip:
– Üçüncü çöreği yiyen benim dedi. İsa -aleyhisselam-:
– Öyle ise benden uzak ol artık. İnsaniyyet derecen bu kadarmış. Bu üçü de senin olsun, deyip ondan ayrıldı.
Çok geçmedi üç tane hayırsız kişi geldi. Beraberce anlaşıp yahudiyi oracıkta öldürdüler. Sonra içlerinden birini yiyecek bir şeyler alıp gelmesi için şehrin çarşısına gönderdiler.
O gidince geriye kalan ikisi onu öldürüp üç altını üçe değil ikiye taksim etmek üzere anlaştılar. Ve dediler ki: “O çarşıdan dönüp geldiği zaman onu öldürürüz, altını ikiye taksim ederiz, onun nasibini de biz almış oluruz.”
Çarşıya giden arkadaşları da onları öldürüp altının hepsini almayı düşünerek aldığı yiyeceklerin içine zehir koyarak getirdi. Zehiri de bol koydu ki çabuk ölsünler.
O çarşıdan dönüp geldiği sırada diğer ikisi el birlik hücum ile onu öldürdüler. Sonra oturup ölüsü yanında onun getirdiği yiyeceği yediler. Daha yiyecekler bitmeden onlar da oracıkta öldüler.
Bir müddet sonra İsa -aleyhisselam-’ın yolu bunlara uğradı: Üç parça altın, yanında yatmakta olan dört ölü. İsâ -aleyhisselam- hayretler içinde onlara bakarken Cibril -aleyhisselam- indi ve olanları anlattı.
– İşte dünya budur! Şu insanlar niye bunun zînetine aldanıp kendilerini böyle perişan ediyorlar? dedi.
Akıllı olana gerekli olan, dünyanın çokluğuna aldanmamak, mal toplamaya ehemmiyet vermemek, ahirette biçmek için dünyada amel tohumları ekmektir. Zira dünya, ahiretin tarlasıdır. Zenginliklerinin gururu ile zenginlerin, fakirleri hakir görmemesi ve onlarla alay etmemesi gerekir. Çünkü bu vasıf kafirlerin vasıflarındandır.
Hasenelerin (sevapların) en güzeli, tevhiddir. Zirâ bu herşeyin esasıdır. Bu yüzden, o, mizanda tartılamaz. Efendimiz –sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
“İşlediğin bütün ameller, kıyamet günü mizanda tartılacak. Ancak kelime-i tevhîd kelime-i tevhîd hariç, o mizanda tartılmaz. Zira, kelime-i tevhîd terazinin bir kefesine, semâvat, yedi kat yer ve içindekiler de diğer kefesine konsa, kelime-i tevhîd daha ağır basar.”
Bütün salih ameller, iman nurunu artırır. O halde taat hasenat ve ilahi marifetlere vâsıl olmaya devam et.
Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-’e:
Amellerin efdali hangisidir ya Rasûlallah, denilince, cevaben:
– “Allah’ı bilmektir” diye cevap vermiştir.
– Biz amelden soruyoruz, siz ilimden cevap veriyorsunuz denilince; Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-:
– “Amelle, az ilim fayda verir, fakat cehaletle birlikte çok amelin de faydası yoktur,” diye cevap vermiştir.
Bu da ancak, içi tevhid aynası ile temizlemek ve çeşitli zikirlerle meydana gelir. Bunu ancak alimler düşünüp, anlayabilirler.