Allah Teâlâ buyuruyor:
فَاَوْحٰىٓ اِلٰى عَبْدِهِ مَآ اَوْحٰى
“Allah, tarafından kuluna (Habibine) vahyedilecek her şeyi vahy eyledi.” (Necm Sûresi, 10)
Denildi ki, Allah Teâlâ ona vahyetti. Ve vahyinde şöyle buyurdu: “Yâ Muhammed! Sana bu gece ümmetinin üçte birini bağışladım. Kıyâmet gününde yani mahşerde de senin, benim katımdaki makâmının, mahlukâta beyân olunması için onların üçte ikisini orada bağışlayacağım!
Denildi ki: Allah Teâlâ ona şöyle vahyetti:
– “Yâ Muhammed! Ümmetin itâat ediyor. Ve günah da işliyorlar. Onların itâatı rızamla, isyanları kazamladır. Rızâmla onları kabul ederim; Kerîm’im. Kazamla olanları affederim; Rahim’im.”
Denildi ki: Allah Teâlâ vahyinde şöyle buyurur: “Yâ Habibim! Ümmetine kalbleri katılaşmasın diye çok mal vermedim. Tevbe etmekten mahrum olmasın diye ânî ölüm vermedim. Kabirlerinde çok beklemesinler diye onları en son ümmet kıldım. Yâ Muhammed! Bütün enbîyadan önce sen Cennet’e gireceksin.”
*
Rivâyet edilmiştir ki: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Mi’rac’a ulaştığında Allah Teâlâ şöyle buyurur:
– “Yâ Muhammed! Bütün mahlûkatı senin için yarattım. Seni de kendim için yarattım. Hepsi de benim rızâmı taleb etmektedirler. Ben ise senin razı olmanı dilerim. Hepsi benden istemektedirler. Yani talibdirler, sen ise benim matlûbumsun! İste, verile!” Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur:
– Allah’ım, sana babam, anam için duâ etmiyor, fakat ümmetimi, kurtar diye yalvarıyorum, Allah -celle celaluhu- şöyle buyurur:
– Yâ Muhammed! Ben Allah’ım, Lâtifim, sen nebîsin, Şerîfsin, ümmetin zaîftir. Lâtif ile Şerif arasında zaîf nasıl gözetilmez.
– Yâ Muhammed! Sen “Ümmetim ümmetim” diye çağırıyorsun! Ben “Rahmetim Rahmetim” diye nidâ ediyorum.
وَرَحْمَتِى وَسِعَتْ كُلَّ شَىْءٍ
“Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır”
*
Rivâyet edilmiştir ki:
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Mi’raca çıktıklarında Allah -celle celâluhu- ona şöyle buyurur:
– Yâ Habîbim! Her sevgili, sevgilisinin yanına geldiğinde hediyeler getirir, sen bana ne getirdin?
Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem- Allah Teâlâ’ya cevâben şöyle der:
– Yâ Rabbi! Senin hazînelerinde olmayan iki şey getirdim.
Allah Teâlâ bildiği halde:
– Nedir onlar ya Muhammed?
Rasûl-i Zişân:
– Onların biri ibâdetlerin noksanlığı, ikincisi ümmetimin isyânıdır. Hak Teâlâ şöyle buyurur:
– Yâ Habibim, mâdem ki katıma âcizliği i’tiraf ile geldin. O halde sana ecir ve mükâfatımı kat kat vereceğim. Ümmetinin noksan ve isyânını gufrâna çevireceğim:
فَاُولٰئِٓكَ يُبَدِّلُ الّٰلُ سَيِّاتِهِمْ حَسَنَاتٍ
“Bunların kötülüklerini Allah -celle celaluhu- iyiliğe çevirir.” (Furkan Sûresi, 70)
Sonra Allah Teâlâ, Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-’e şöyle buyurur:
Yâ Muhammed sağına bak!
Hz. Peygamber sağ tarafına baktığında çok dalgalı büyük bir deniz görür. Denizin içinde bir ada, adanın içinde bir ağaç, ağacın üstünde bir kuş, kuşun gagasında az bir toprak, çamur dânesi görür ve
– Evet yâ İlâhi, der.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
– Yâ Muhammed! Bu büyük deniz, benim Rahmet deryamdır. Şu küçük ada, dünyadır. Üzerindeki ağaç dünyanın yeşilliği, nimetidir. Ağacın üstündeki kuş, insanlardır. Kuşun gagasındaki bir damla çamur, insanların masiyeti, günahıdır.
Bu bir damla çamur, mümkün müdür ki, benim bu büyük Rahmet denizimi bulandırsın? Eğer Rahmet deryası bir dalgalanacak olursa o küçük zerre yok olur, gider. Sen Şefiu’l-müznibîn yâni günahkâr ümmetin şefâatcısısın. Ben “Erhamurrahimînim”, merhamet edicilerin en merhametlisi. (M. Sâmî Ramazanoğlu - Hz. Ebû Bekir Sıddîk (r.a.), s. 136)