Zâlimleri Dost Edinmeyin

Zâlimleri Dost Edinmeyin

Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri buyurur ki: "Mü'minler, mü'minlerin gayrı kâfirleri dost ittihâz etmesinler! Eğer bir kimse mü'min'in gayri kâfiri dost ittihâz ederse o kimse Allah'ın dostluğundan bir şey üzre değildir." (Âl-i İmran süresi, 28)

"Ey mü'minler! Kendi emsaliniz mü'minlerin gayri kâfirleri dost ittihaz etmeyin! Zira Kâfirler sizden zarar ve fesad verecek şeyi men'etmezler." (Âl-i İmran süresi, 118)

"Ey mü'minler! Kendi kardeşleriniz olan mü'minlerin dûnunda kâfirleri dost ittihaz etmeyin! Kâfirleri dost ittihâz etmekle Allahu Teâlâ için aleyhinize açık ve zâhir beyyine, huccet kılmak mı murâd edersiniz? Ve bu sebeple nefsinizi nâr'a müstahak kılmak mı istersiniz?" (Nisâ sûresi, 144)

"Ey imân edenler! Eğer küfür ve inkâr edenlere itâat ederseniz sizi ökçelerinizin üstünde (gerisin geri küfre) çevirirler de (dünyâda ve âhirette) büyük zarara uğrayanların hâline dönersiniz. Hayır!.. Sizin Mevlânız, yardımcınız Allahü Teâlâ'dır. Halbuki Allahü Teâlâ yardım edicilerin hayırlısıdır." (Âl-i İmran Sûresi, 149 - 150)

Binâenaleyh, bütün işlerinizde ve bilhâssa muztar olduğunuz zamanlarda Allahu Teâlâ'dan yardım talep edin. Zirâ düşmanların şerrini sizden defedecek O'dur. Ondan gayrı bir Mevlâ yoktur.

İtâat ile murad, onlarla müşâveredir. Ve sâir husûsâtta emirlerine itâattır.

Âyetteki hüsran, dünyâ ve Âhiret'e şâmildir. Dünyâda hüsrân; kâfirlere itâat ve tezellül ve düşmana arz-ı ihtiyâç etmek gibi şeylerdir. Düşmana boyun eğmek, envâ-ı zilleti câmi'dir. Âhirette hüsran; Cehheneme girmek ve Cennet'ten mahrûm olmaktır.

"Her kim ki kâfirlerle müvâlât ve dostluk eder, o kimse Hakkın velâyetinden ve dostluğundan hiç bir şeyde değildir." (Âl-i İmran Sûresi, 28) Yani Hak Teâlânın velâyetinden tamâmiyle münselihtir (sıyrılıp çıkmıştır). Çünkü muvâlât (dostluk) ile müâdât (düşmanlık) bir şeyde cem' olmaz.

Her kim ki, Hak Sübhânehü ve Teâlâ Hazretlerinin muhabbeti da'vası üzerindedir. Fakat onun a'dâsından teberrî eylememiştir, o kimse da'vâsında kâzibtir.

Bu husûsta ba'zı müfessirler demişlerdir ki:

O kimse Hak Dîninden bir şey üzre değildir. Ve her kim ki Dinden bî-nasîbtir, kurb-i Haktan ve Ma'rifetullahtan nice hissedar olabilir?

"Ey mü'minler!.. Eğer babalarınız ve kardeşleriniz küfrü imân üzerine tercih ve ihtiyâr ederlerse, onları dost ittihâz etmeyin. Eğer sizden bir kimse onları dost ittihaz ederse, işte o dost ittihâz eden kimseler zâlimlerdir." (Tevbe süresi: 23)

Zîrâ kâfirlere mukârenetle nefislerine zulm etmişlerdir. Çünkü yakîn olan kimselere onların küfür ve dalâleti sirâyet eder. Ve bilhâssa akrabanın akrabaya te'siri daha ziyâde olur.

Fahr-i Râzî ve Hâzin'in beyânları vechile bu Âyet-i celîleden maksad, mü'minleri kâfirlerden ve münâfıklardan hiç bir ferd ile dostluk etmekten nehy'dir. Yani, "hiç bir mü'min hiç bir kâfiri ciddiyetle dost ittihâz etmesin. Velev ki o kâfir mü'minin anası babası ve birâderi gibi yakın akrabasından olsa bile." demektir.

Çünkü Cenab-ı Hak bu âyette "Eğer şu umur-i dünyâ size dînden  daha ziyâde muhabbetli ise âkibet gelecek belâyı gözetin!" buyurmuştur. Bu ise umur-i Din'e riâyet olunmadığı sûrette her türlü tehlike mevcûd olduğunu beyân etmektir.

Hûd Sûresi 113. âyet-i celilede de:

"Siz zalimlere meyil etmeyin ki, vücûdunuza ateş yapışmasın. Halbuki Allah'tan gayri sizin dostunuz yoktur. Binâenaleyh, zâlimlere meyil ettikten sonra hiç kimse tarafından yardım olunmazsınız."

Fahr-i Râzî, Hâzin ve Kâzî'nin beyânlarına göre  "Velâ Terkenû": azıcık meyil ile kalbte muhabbet etmek mânasınadır. Veyahut onların zulümlerine rızâ göstermektir. Buna nazaran ma'nâ-yı ayet:

"Zâlimlere kalbinizle muhabbet eder ve zâlimâne işlerine rızâ gösterirseniz Cehennem ateşi sizi yakar. Şu halde onlara muhabbet etmeyin ki, ateş sizi yakmasın.

Eğer yakarsa sizi kurtaracak Allah'tan gayrı bir dostunuz olmadığı gibi, bir kimseden de yardım görmezsiniz." demektir. Veyahud, "onlara müdâhene edip zâlimâne emirlerine itâat etmeyin," demektir.

Zulüm, cemi' edyânda haramdır. Zirâ insanların nazarında, makbûl ve âlemin intizâmına hâdim olan adâletin zıddı zulüm olduğu cihetle âlemin harâbetine, milletlerin inkırâzına da zulüm sebep olduğundan zulm etmek şöyle dursun, Cenâb-ı Hak Azze ve Celle Hazretleri zulm edenlere meyl etmekten dahî nehy buyurmuştur.

Ebû Dâvud'un Sünen'inde: Sehl İbn-i Muâz -radıyallahü anh-'in rivâyetine göre Rasûlullah -sallalahu aleyhi ve sellem- buyurmuştur:

"Her kim ki bir mümini bir münâfıktan himâye eder, korursa Kıyâmet günü Cenâb-ı Hak bu himâye eden mü'min'in vücûdunu Cehennem ateşinden sıyânet için bir melek gönderir."

(Ramazanoğlu Mahmud Sâmî, Musâhabe - 1, s. 130 - 141)