Sunuş

Tevhid, bütün sebepleri tek bir sebebe bağlayabilme iradesidir. Bu iradenin fertteki teza-hürü iman, toplumdaki tezahürü ise mizandır.

Takdim

Tevhid, bütün sebepleri tek bir sebebe bağlayabilme iradesidir. Bu iradenin fertteki tezahürü iman, toplumdaki tezahürü ise mizandır. Mizan, yani denge ve ölçü adaletle sağlanır. Adalet, her şeyi yerli yerine koymak; zulüm ise aksini yapmaktır. Yeryüzü adaletin tesis edileceği bir imtihan mekânıdır. İnsan burayı kulluğu ile imar etmek için gelmiştir. Bu, ona yüklenen emanettir. Emanete hıyanet ettiğinde ortaya çıkanın adı ise fesattır.

Bir virüs yeryüzündeki ifsadı nasıl da ifşa etti. Tevhitten sapmıştı insan, şimdi eliyle işlediğinin bedelini ödüyor. Yapıp ettiğinden ötürü şımarmıştı, şimdi Allah’ın kendisine giydiriverdiği korku elbisesi ile tir tir titriyor. Rabbimizin gözle görünmez bir askeri hepimizi şâhitliğe çağırıyor: “Sakın Allah’ı zâlimlerin yaptıklarından habersiz sanma.” (İbrahim, 42) Gözle görünmez bir virüs hepimizi şâhitliği ile diz çöktürüyor: “Rabbinin ordularını ondan başka kimse bilmez.” (Müddessir, 31)

Allah Firavun sülâlesini, senelerce kıtlık ve gelir noksanlığı içinde kıvrandırmıştı. Ama düşünüp ibret almadılar. Kendilerine iyilik geldiği zaman: “bu bizim hakkımız”, bir kötülük gelince de: “işte bu Musa ile yanındakilerin uğursuzluğu yüzünden” dediler. Allah da onları sonraki öncekini aratacak peş peşe belâlarla cezalandırdı. Aradan binlerce sene geçti, değişen bir şey olmadı, çünkü insan çok az ibret aldı, öğüt verenleri ise hiç sevmedi.

Allah yarattığını en iyi bilendir. Her olan biten, O’nun âfakta ve enfüste bize göstermeyi vaat ettiği âyetlerinin ışıltısıdır. Bize düşen ibret almaktır. İbret de nimettir. Diriden ölüyü, ölüden diriyi çıkartan Rabbimizin: “hep işleri fâiktır/birbirine lâyıktır/neylerse muvâfıktır.” O yüzden biz hep “Görelim Mevlam neyler/neylerse güzel eyler” der, başa gelen her musibeti ikaz olarak görüp, halimizi düzeltme çabasına gireriz.

Virüsle şoka girmiş dünyanın çaresi, Allah’ın razı olduğu bir hayat tarzındadır. Bu hayat tarzını bize, tertemiz hayatı ile Âlemlere Rahmet Efendimiz öğretmiştir. Başka türlü kurtuluş muhaldir. Modern insan O’nun Habîb-i Edîbi’nin hayat tarzını keşfedemediği müddetçe nevzuhur bela ve musibetlerle vehminin çamurunda debelenmeye devam edecektir.

Ümmet-i Muhammed, insanlığa duruşu ve yaşayışıyla örnek olması gereken ılımlı ümmettir. Rabbimiz bizi insanlara şâhit, Peygamberimizi de bize şâhit kılmıştır. Bizler O’nun sünnetini ne ölçüde öğrenir ve yaşarsak şâhitliğimiz o kadar tesir edecektir. O zaman Rasûlullah Efendimiz’in hakkımızdaki şâhitliği de inşallah güzel olacaktır. Bu sayımızda işte bu şâhitlik şuuruna kapı aralayacağını ümit ettiğimiz bir muhtevayı istifadenize sunuyoruz.

Ay sonu itibarıyla idrak edeceğimiz Ramazan-ı Şerif’in hepimiz ve insanlık hakkında hayırlara vesile olmasını niyaz ediyor, bir sonraki sayımızda buluşmak ümidiyle hepinizi Allah’a emanet ediyoruz.

 

PAYLAŞ:                

Mehmet Lütfi Arslan

1972 yılında Vezirköprü’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Merzifon’da tamamladı. 1995 yılında Marmara Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünden mezun oldu. Aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle