“Beni Mahcup Etme” Duasında Bir Hayat

“Beni Mahcup Etme” Duasında Bir Hayat

 

وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ 

 “İnsanların diriltilecekleri gün beni mahcup etme!” (Şuara-87)

 

Mustafa Sevban Öksüzler

 

 

Zarif, nahif bir müslüman İsmail Öksüzler’i 19 Mayıs 2026 günü gök kubbede hoş bir sedâ bırakarak ukbâya uğurladık.

  “İnsan nasıl yaşarsa, öyle ölür” hakikatini bir kez daha idrak ettik. Son nefesine kadar çınarlar ayakta ölür misali, hep hizmetteydi.

Vefatından bir hafta önce Konya’dan Nazilli’ye manevi görevini yerine getirmek üzere gitmiş, hâl lisanı ile son defa irşat vazifesini yerine getirmişti.

 

Ege’den Konya’ya Uzanan Bir Mühendislik Hikayesi

İsmail Öksüzler, 1947 yılında İzmir’de dünyaya gözlerini açtı. İlk ve ortaöğrenimini Ege Bölgesi’nin bereketi topraklarında geçirdi. İlkokulu Aydın’da, ortaokul ve liseyi İzmir’de tamamladı. Teknik alanlara, üretime ve planlamaya olan yatkınlığı onu mühendislik eğitimine yöneltti. Ege Üniversitesi Makine Mühendisliğini kazandı. Üniversite yıllarında bir yandan eğitimine devam ederken, diğer yandan milli ve manevi değerlerimizin korunması, gençliğin islamî şuurla yetişmesi, onun hedeflerinin başında gelmekteydi.

İzmir Milli Türk Talebe Birliği çatısı altında, bu amaçla çalışmış hem kendini yetiştirmiş hem de gençliğin yetişmesinde katkıları olmuştur. Ege üniversitesi Makina Mühendisliği bölümünden başarıyla mezun olduktan sonra, profesyonel iş hayatına Söke Çimento fabrikasında işletme şefi olarak adım attı.

Vatani görevini tamamlamasının ardından İzmir Sanayi ve Teknoloji Bölge Müdürlüğü'nde müdür muavini olarak kamu hizmetine başladı. Ardından İzmir Sanayi ve Teknoloji Bölge Müdürü olarak görevine devam etti. Bu süreç onun kamu yönetimi ve teknik hizmetler alanında derin bir tecrübe kazanmasını sağladı. Takvimler 1978 yılını gösterdiğinde ise İsmail Öksüzler’in hayatında yeni bir sayfa açıldı. Konya'ya göç. Kendisi bunu hep hicret olarak değerlendirirdi. Konya Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü bünyesinde atölye şefi olarak göreve başladı. Dokuz yıl boyunca bu görevde bulundu.

Bu yıllarda, merhum Dr. Mehmet Hulusi Baybal ile tanışması, onun sohbetlerine devam etmesi, merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Üstadımıza intisap etmesiyle hayatında yeni bir sayfa açıldı.

 

Selçuklu’nun Kurucu Mimarı, “Teknik Belediyecilik” ve Sandıktaki Güven Seli

Refah Partisi’nin aday göstermesiyle ve Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın tensipleri ile belediyenin o çalışkan mühendisi, 1989 yılında yeni kurulan Selçuklu ilçesini inşa etmek üzere meydanlara çıktı. Halk, bu dürüst ve teknik adamı bağrına bastı. 1989 yerel seçimlerinde büyük bir oranla zafer kazanarak Selçuklu’nun kurucu belediye başkanı oldu.

İlk döneminde ortaya koyduğu dürüst, adil ve hizmet odaklı belediyecilik anlayışı, Selçuklu halkında o kadar büyük ve sarsılmaz bir güven oluşturdu ki, bu güven 5 yıl sonra sandığa bir çığ gibi yansıdı. 1994 yılındaki seçimlerde, halkın memnuniyeti ve takdiriyle oy oranını ikiye katladı. Bu muazzam başarı, onun sadece bir siyasetçi değil, halkın gönlüne taht kurmuş bir “İsmail Başkan” olduğunun en somut tesciliydi.

Onun dönemi, Selçuklu’nun modern, planlı bir şehir kimliğine kavuşması, bir mühendis vizyonuyla şehre yaklaşımı, modern yol ağlarının oluşturulması, asfalt plentinin kurulması, makine parkurunun geliştirilmesi ve belediyenin kurumsal bir kimliğe kavuşması için gece gündüz çalıştı. Bugün Konya’nın en büyük ilçesi olan Selçuklunun sağlam temelleri, onun döneminde atıldı.

Selçuklu’ya kazandırdığı sayısız hizmetlerden sadece birkaçı bile onun vizyonunu anlatmaya yeterlidir.

Rahmet Ormanı, şehre nefes aldıran ve bu devasa yeşil alan onun en kıymetli miraslarındandır.

Selçuklu’da ilk kentsel dönüşüm adımları onun döneminde yapılmıştır.

Sosyal Belediyecilikte, Türkiye’ye örnek olacak bir projeye imza atarak Hocacihan Hanaybaşı Mahallesi'nde “Şefkatevleri” adıyla ilk kadın sığınma evlerini inşa etti. Bu vizyon, Fazilet Partisi tarafından İstanbul'da “Örnek Sosyal Proje Ödülü” ile taçlandırıldı.

Bugün Türkiye markası olan Mahmut Sami Ramazanoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi onun döneminde arsası belediye tarafından bağışlanarak ve eğitim binaları yaptırılarak eğitime kazandırılmıştır.

Sporda Selçuklu Belediyesi Stadyumunu inşa etti, bisiklet takımını kurdu ve hizmet birimlerinin kurumsallaşmasını sağladı.

Türkiye'de bir ilk olarak Selçuklu Belediyesi Kadın Doğum Hastanesi onun döneminde açıldı.

 

Konya'da Çini Sanatının İhyası

İsmail Öksüzler sadece sayısal verilerle çalışan bir mühendis ya da klasik belediye hizmetleri yapan bir Başkan değildi. Onun dervişane mizacında, sanata karşı derin bir düşkünlük ve kelimelerle tarif edilemez bir nahiflik gizliydi. Şehrin ruhunun ancak estetik, sanat ve kültürle doyabileceğine inanırdı.

İşte bu ince ruhun Konya’ya bıraktığı en önemli, en asil ve ölümsüz eserlerden biri, çini sanatının bu topraklarda yeniden canlandırılması oldu.

Yüzyıllar önce Selçuklu payitahtı Konya’nın camilerini, medreselerini süsleyen fakat zamanla unutulmaya yüz tutan çini sanatını, adını taşıyan ilçede adeta küllerinden doğurdu. Geleneksel sanatlarımıza duyduğu o büyük sevgiyle, Konya'da çini fırınlarının yeniden tütmesini, bu kadim sanatın genç nesillere aktarılmasını sağladı. Onun gözünde bir şehre çini estetiği katmak en büyük altyapı hizmeti kadar elzem ve kıymetliydi.

 

Bir Dik Duruşun Hikayesi 28 Şubat’ın Gölgesinde Bir Başkan

Onun tasavvufi hâli ve derviş mizaçlı oluşu, haksızlık karşısında boyun eğeceği anlamına gelmiyordu.

Bir konuşmasında tüm fanî makamların geçici olduğunu ve asıl hesabın mülkün sahibine verileceğini şu sözlerle ifade etmişti: “Biz, insan olarak makamların geçici olduğuna inanıyoruz. Her insan toprak olacaktır. Başkan, Vali, Paşa dahi olsa toprak gibi olmalı.” ifadesini kullandı. Dönemin Garnizon komutanı bu sözleri, üzerine alarak meseleyi büyüttü ve o zorlu dönemin gölgesinde İsmail Bey haksız bir ceza ile karşı karşıya kaldı. Ancak o, zor günlerde bile sabrını ve üslubunu bozmadı, vakarından ve inancından taviz vermedi.

 

Kalbine Dünyayı Koymayan Bir Ömür

İsmail başkanın siyasetin tam göbeğindeyken bile sergilediği bu dürüst ve eğilmeyen duruşu, aslında derin bir İslam ahlakı ve tasavvufi hayat anlayışına dayanıyordu. O, “Halka hizmeti, Hakka hizmet” gören bir derviş yüreğiyle hareket ederdi. Tasavvufun özü olan nefis terbiyesini, kanaatkârlığı ve vakarı hayatın her anına ilmek ilmek işlemişti. Siyasetçi kimliğinden ziyade, tam bir gönül adamı, dervişmeşrep bir karakter sahibiydi.

Titiz, disiplinli ve düzenliydi. Okumayı çok sever, kuran ve sünnet aşığı bir zattı. İlmi kendisine mihenk taşı yapmış, kalbi rakik bir derviş idi.

Belediye başkanlığı görevini tamamladıktan sonra, Ramazanoğlu Mahmud Sami Üstadımızla devam eden manevi yolculuğunda Musa Topbaş Efendimize ve Osman Nuri Topbaş hocamıza manevi bağlılığı ile hep hizmet halkası içerisinde bulunmuş hocamızın tevdi ettiği Nazilli, Buharkent, Çumra, Sarayönü ve Ladik’te görevlerini vefatına kadar devam ettirmiştir.

 

Gönül Mühendisi

Hafızalarımızda en çok, sanayi önlerindeki o çirkin hurda yığınlarını kaldırıp o mekanları Selçuklu halkı için yemyeşil parklara dönüştürmesiyle kaldı.

O, asıl eğitimin; eğitimini aldığı makine mühendisliğinde değil insan ilişkilerinde, sanata olan bağlılığında, zarafette, adalette ve gönül inceliğinde gösterdi.

Konya adını şehrin sokaklarına, parklarına, çinilerine ve en önemlisi, tarihine altın harflerle yazan bu dürüst, dava adamını, tasavvuf ehli başkanını hiçbir zaman unutmayacaktır.

İnsana hizmet, hakka hizmet bilinci ile yürüttüğü Belediye Başkanlığı vazifesinde ve hayatının diğer alanlarında gönüllerde güzel izler bıraktı.

Merhum babamız mezar taşına, “İnsanların diriltilecekleri gün beni mahcup etme!” (Şuara-87) şuara suresinin 87. ayetinin yazılmasını vasiyet etti ve bu ayetle çokça dua ederdi.

Ruhu şad olsun, mekânı cennet olsun. Okuyucularımızdan bilcümle geçmişlerimiz ve merhum babamız için 1 fatiha, üç ihlas okumalarını istirham ederiz.