Bu Ne Hiddet Kadına Şiddet

Bizde bir söz vardır: “Avradını boşayan, dönüp topuğuna bakmaz” diye... İşte hakiki namus budur... Şimdi hapse girince “temizlediğin namusunu yıllar boyunca “paspas” edersin... Sana o kadar dedik: “Şeytan’a uyma” diye... Bak şimdi şeytan, bacak bacak üstüne atmış gülüyor.

Değerli emekli arkadaşlarım! “Korona” diye söze başlasam hepiniz:

– Yeter artık! diyeceksiniz. Haklısınız... Bu alçak virüs sinirlerimizi bozdu. Hayatımızı değiştirdi, planlarımızı altüst etti. Olan bizim emekli arkadaşlara oldu:

– 65 yaş üstü... dediler, başka bir şey demediler.

Maskeyi takanlar onlar, mesafeyi koruyanlar onlar, elini yıkayanlar onlar, camiye giderken seccade taşıyanlar onlar, seyahati kısıtlananlar onlar... Ey 65 yaş altı olanlar, biraz da siz katlanın: Maskenizi takın, elinizi yıkayın, kalabalıklara karışmayın... Görüyorsunuz değerli emekli arkadaşlarım bu konu her zaman not defterimizi işgal ediyor. Arada sırada deprem oluyor da konu biraz değişiyor. Bu sefer de irili-ufaklı “deprem biliciler” ortaya çıkıyor:

– Bu deprem, Büyük İstanbul Depremi’nin habercisi olabilir, diyor.

– Deprem, gelmeden önce haber mi veriyor?

– Vermiyor ama bekliyoruz(!) Otobüs bekler gibi Büyük(?) İstanbul depremini bekliyoruz...

– Otobüs ne zaman gelir?

– Belli olmaz, her an gelebilir. Beklemek ne kadar zordur biliyorsunuz. Bazen beklemekten yorulursunuz da:

– Ne olursa olsun! dersiniz. Galiba biz o noktadayız... İyi ki sevindiren olaylar da oluyor. Yetkililer: – Karadeniz’de doğalgaz bulundu diyor. Birileri ille de keyfimizi kaçıracak ya:

– Heveslenmeyin, o gaz cebinize yansımaz, diyor.

Bunu diyenin gazla derdi yok, bizle derdi var... Olsun be kardeşim... Bizim cebimize yansımasa da devletin cebine yansısın. Bir gün gelir sana da bana da yansır, en kötü ihtimalle torunlarımıza yansır... Değerli emekli arkadaşlarım! O halde size bir kavga sahnesi anlatayım; olayın kahramanı, emekli arkadaşım Ziya... Kahraman diyorum ama Ziya’nın yaptığı kahramanlık ona pahalıya patladı. Aynen şöyle anlattı:

– Abi, arabayı park edecektim, o anda “zırt” diye bir otomobil geldi:

– Baba! O park yeri benim... Sen kendine başka bir yer bul! dedi.

– Oğlum! Önce ben geldim, sen başka bir yer bul dedim.

– Ben senin nerden oğlun oluyorum! diye köpürdü. Ben şaka yollu, yumuşak bir ifade ile:

– Sen bana “baba” dedin ya... der demez arabasından indi. Benim kapıyı açtı, yakamdan tutup çekti:

– Çık ulan dışarı! dedi. Ben ne diyeceğimi bilemedim. Dayak yemek an meselesiydi. Belki korkuturum diye:

– Ben boksörüm ha! Sonra “demedi” deme... dedim. Adam:

– İyi... Demek ki şartlar eşit, ben de (88) kiloda boks yapıyorum! dedi. Başladı vurmaya... Kendimi korumaya çalıştım ama ne mümkün? Bütün kemiklerim sızladı, gardım düştü:

– Tamam, sen park et, zaten benim arabam buraya sığmaz! dedim. Geri geri gittim... Görüyorsunuz değerli emekli arkadaşlarım, insanlardaki bu şiddet duygusu ne hale gelmiş. Bizi bu hale getiren nedir? demiyorum. Buna uzmanları cevap versin... Şimdi gelelim “Kadına Şiddet” meselesine: Her gün buna benzer haberler duyuyoruz: “Namusu için eski eşini öldürdü.”

– Ne demek “eski eş” yahu? Sen onu terk etmişsin ayrılmışsın... O artık senin eşin-meşin değil...

“Namus” arıyorsan yeni eşinde ara... Bizde bir söz vardır:

“Avradını boşayan, dönüp topuğuna bakmaz” diye... İşte hakiki namus budur... Şimdi hapse girince “temizlediğin namusunu yıllar boyunca “paspas” edersin...

Sana o kadar dedik:

“Şeytan’a uyma” diye... Bak şimdi şeytan, bacak bacak üstüne atmış gülüyor. Eski eşini öldürdün yeni eşin sürünüyor. Bize ne oluyor?

Unutmayalım ki:

“Öfkeyle kalkan, zararla oturur.” Bu iş her zaman böyledir. Kim dinler bu emekli kardeşinizin sözlerini bilmem ama bakarsın dinleyen bir kişi bulunur, ona selam olsun.

Hoşça kalın değerli emekli arkadaşlarım. Şunu da bir not olarak düşeyim “Eski eşine böbreğini veren fedakâr ve cefakâr hanımlar da var, yeter ki çocukları babasız kalmasın diye... Onlara da selam olsun.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle