Hem Dağımız Hem Çağımız Yaralı Turuncu Yara

Ey azizan! Meclisimizi toplayıp sohbete başlayalım. Görelim çağın, dağın hâli ve insanlığın pürmelâli nedir?

Ey azizan! Meclisimizi toplayıp sohbete başlayalım. Görelim çağın, dağın hâli ve insanlığın pürmelâli nedir?

- Ey akıl! Bu sıralar ülkeyi çok geziyorsun, neler gördün anlat da bizim de haberimiz olsun?

- Neler görmedim ki? Yollar, tüneller, köprülerle bezenmiş her yer. Arabalar güvenle yol alıyor, trafik kazaları bile azaldı. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

- Anlattıkların iyi, güzel de dikkatini çeken başka şeyler görmedin mi?

- Yok kardeşim! Ben kendi terazimde ölçüp tarttım gördüklerimi ve söyledim söyleyeceklerimi.

- Peki gönül, sen ne dersin bu konuda?

- Akıl arkadaşımızın söylediklerine katılıyorum ama…

- Evet, ama…

- Dağlar gördüm ulu, yeşil dağlar. Ağaçlar boy atmış, çiçekler çelenk örmüş. Kurt, kuş yuva yapmış güvenle. Dağlar gördüm; şairin, “Dağlar birer yiğittir, dağlar birer alperen,/ Var mı hiç şimdiye dek dağlardan kemlik gören?” dediği soylu dağlar… Fakat gördüğüm dağların çoğunun bağrı yaralıydı.

- Aynı senin gibi mi?

- Evet, tam da benim gibi. Tamam, yollar, tüneller, köprüler yapılmış. Bu arada dağlardan dolgu malzemesi ve madenler çıkarılmış. Bir bakıyorsun yemyeşil dağın böğründe turuncu yaralar. Bu yaralar tez zamanda yeşille sarılmalı. Yoksa dünyaya kazık olarak dikilen dağların âhını alırız. Âh almaktan çok korkarım çok…

Çağ Yarası

- Teşekkürler gönül kardeş. Ey akıl! Çağın gidişatıyla ilgili fikirlerini alabilir miyim?

- Teknolojinin geliştiği bir çağda yaşıyoruz. Koskoca dünya, küçücük bir köy oldu. Bundan güzel ne olabilir?

- Çağımız yaralandı, diyorlar…

- Yaralanırsa yaralansın! Bunu dert etmeyin kardeşim. Teknolojiyle tedavisi yapılır. Merak etme sen.

- Ey gönül! Sen bu konuda neler söylersin?

- Âh ki âh azizim! Teknoloji, bizlere çok şey verdi ama karşılığında insanlığımızı aldı. Bu çağda mazlumun yanında olanlar azaldı. Ayhan İnal’ın dediği gibi “İnsanlar çula düştü,/ Paraya, pula düştü./ Sana gönül vermek de/ Bu garip kula düştü.” Çağ, gönül sahibi birilerini bekliyor yarasının sarılması için.

- Ey nefis! Dünyada âh u figan semâyı kaplıyor. Ne edip ne yapmalı?

- Böyle laflara benim karnım tok arkadaş. “Gemisini kurtaran kaptandır.” İnsanlar âh u figan edeceğine çalışıp gemisini yüzdürsün. Ben kendi derdim dururken başkalarının derdini çekemem. Sen git, gönülle konuş bu konuları.

- Ey gönül! Anladım ki bu sıkıntıyı ancak seninle paylaşabilirim.

- Doğru dersin azizim. Bu iş, gönül işi... Biz, hanemize cümle sevinci ve üzüntüyü sığdırabiliriz. Çok şükür ki Yüce Mevlâ bizi böyle donatmış. Parayı harcarsan bir gün bitebilir. Hayatı yaşarsan bir gün sona erebilir ama duygu öyle mi? Sevinci paylaşırız, çoğalır; üzüntüyü paylaşırız, azalır. Sen ne yapıyorsun, dersen cümle insanlığın derdiyle hemdert oluyorum. Ne yapayım, benim elimden ancak bu geliyor.

Tarafımız Belli Olsun

- İnsanlar çok perişan ey gönül! Başka neler yapabiliriz?

- Hz. İbrahim’i (AS) ateşe atacakmış Nemrut. Karınca da ağzında bir damla suyla koşuyormuş onu söndürmek için. Nereye gidiyorsun, diye alay ederek soranlara şu cevabı vermiş: “Tarafımı belli etmeye gidiyorum. Biliyorum, bir damla suyla bu ateş sönmez ama benim gücüm buna yetiyor.” Biz de karınca gibi yapıyoruz azizim. Ümmetin ve mazlum insanlığın derdiyle dertleniyor, imkânımız ölçüsünde maddî yardımda bulunuyoruz. Biraz önce nefis, “Gemisini kurtaran kaptan.” demişti ya… İnsanların âhı birleşir ve dalga dalga gelirse ortada gemi de kaptan da kalmaz. Dağlara kaçsan, saraylara sığınsan kurtulamazsın. Gönül ehli olanlar, “Alma mazlumun âhını, çıkar âheste âheste.”, celal ehli olanlar da “Alma mazlumun âhını, gökten indirir şahini.” demişler. Daha ne söyleyeyim azizim.

İnsanlık Yaralandı

- “Gemisini kurtaran kaptan.” bir atasözü değil mi gönül kardeş?

- Eyvallah azizim ama atalar sadece o sözü söylememiş ki: “El eli yıkar, el de döner yüzü yıkar.”, “Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz.” da atasözü. Kitabın iki tarafı da okumalıyız. “Gemisini kurtaran kaptan.” diyenler, zorda kalınca başkalarından yardım istemeyecekler mi? İsteyecekler. O zaman atalarımız cevap versin: “Ne ekersen onu biçersin.” Biliyor musun azizim? Meyve, sebze ve hayvanların genleriyle oynadılar. En acısı insanlığın genleriyle de oynadılar. Allah (CC) sonumuzu hayreylesin.

- Sağ olasın, var olasın ey gönül! Mazlumlar öksüz, sevgiler yetim kalmış…

- Azizim, muhabbet çınarımız öyle gümrah olmalı ki onun gölgesinde mazluma da sevgiden mahrum kalana da yer olsun. Hanemizi geniş ve temiz tutacağız. Allah (CC) yere, göğe sığmaz ama bir müminin gönlüne sığar.

 

Dost Yüreğin

Geniş Olsun

Bağrı yanık dağlar gelir,

Dost yüreğin geniş olsun.

Gözü yaşlı çağlar gelir,

Dost yüreğin geniş olsun.

Güneş batsa ay doğmalı,

Semâdan ışık sağmalı.

İçine dünya sığmalı,

Dost yüreğin geniş olsun.

Gözü gönlü açlar vardır,

Himmete muhtaçlar vardır,

Hüzün yüklü göçler vardır,

Dost yüreğin geniş olsun.

Mazlum öksüz olabilir,

Sevgi yetim kalabilir,

Hak misafir gelebilir,

Dost yüreğin geniş olsun...

 

Çağımız Yaralandı

Kınalı kekliğin göğsüne

Vurduk zalim kepçeyi,

Greyderle çizdik karizmasını,

Kimse tutmaz yasını.

Köroğlu heybetli, yiğit edâlı

Dağımız yaralandı.

Toprak, ana gibiydi,

Alın terimiz, altın,

Kanaat, tükenmez bir hazine.

Genleriyle oynadık bereketin,

Tarumar oldu bahçe,

Bağımız yaralandı.

Hayâ duvarını yıktı duygular,

İçimizde dışımızda ne varsa

O şeyler öne çıktı.

Biz’i yıktı ‘ben’ seli,

Bireyler öne çıktı.

İpek misali gönül

Ağımız yaralandı.

Sıkıldı aşk bağından,

Firar etti yürekler…

Korkarım bundan sonra

Boşa gider emekler,

Boyun büker çiçekler,

Çağımız yaralandı.

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle