Cenâb-ı Hak Teâlâ Hazretleri, neyi infâk edeceklerini soranlara da affı infâk edin buyuruyor. Af, kolaylık, zorluğu kolaylaştırmak demektir. Buna göre mânâ: “Kolay geleni ve elde olanı infâk et, infâkı zor gelmeyeni infâk et” demektir.
Cenâb-ı Hak Teâlâ Hazretleri, neyi infâk edeceklerini soranlara da affı infâk edin buyuruyor. Af, kolaylık, zorluğu kolaylaştırmak demektir. Buna göre mânâ: “Kolay geleni ve elde olanı infâk et, infâkı zor gelmeyeni infâk et” demektir. Mala göre infâk, infâkı kolay olan maldan infâk et demek olur. Cehd ise infâkı zor olanı infâk demektir.
Ömer İbnü’l-Hattab (r.a) anlatıyor:
“Bir gün Rasûlullah (s.a.v.) bize, elimizde olanlardan tasadduk etmemizi emretti. Bu da yanımda mal bulunduğu bir güne rastladı. Kendi kendime dedim ki:
“Bari bugün Ebû Bekir’i geçeyim.” Ve elimde verilebilecek ne varsa yarısını tasadduk ettim. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) sordu:
- Evine ne bıraktın?
- Elimdekinin yarısını, dedim. Ebû Bekir’e:
- Sen evine ne bıraktın? diye sorunca Ebû Bekir:
- Allah’ı ve Rasûlünü bıraktım, diye cevâb verdi.
Ben de kendi kendime: “Bundan sonra hiç bir işte seninle yarışmam yâ Ebâ Bekir” dedim. Sonra Nebîyy-i Ekrem bize dönüp:
- “Aranızdaki fark, söylediklerinizin arasındaki fark kadardır” buyurdular.
Yine âyet-i celîlede buyurulduğu veçhile yetimlerle meşgul olup onların ıslâhına çalışmak yüksek ahlâk sahibi kimselerin ahlâkındandır. Bunun bilhassa yetimle meşgul olup onu ıslâha çalışana daha büyük faydası vardır.
Nebîyy-i Ekrem (s.a.v.):
- “Kim yetimin başını şefkat ve merhametle okşarsa elinin değdiği her bir saçı adedince hasene kazanır” buyurmuştur.
Hadis-i şerifte buyurulmuştur ki:
“Üç zümre vardır ki kıyamet gününde arşın gölgesi altındadır: Birincisi: Kocası ölüp de yetimleri kalan, sonra başkaları tarafından istendiği halde varmayıp: “Şu yetimler ve ben ölmedikçe vallahi bunları yetiştirinceye kadar bunlara bakacağım” diyen kadın. İkincisi: Zengin olup da yemek yapan ve yaptığı güzel yemeğe yetim ve miskinleri çağıran ve yediren kimse. Üçüncüsü: Sıla-i rahmi ihmâl etmeyen. Ayrıca bu kimselerin rızıkları artar, ömürleri uzatılır, kıyamet gününde de arşın gölgesi altında olurlar.”
Yetimin vasîsi bulunan kişi, yetimi, kendi çocuğunu nasıl terbiye ediyorsa öyle terbiye edecektir. Kıyamet gününde bundan sorumludur. Onun durumunu düzeltecektir. Terbiye etme, tehdit, dövme, menfaatlerini kısma, ihsân ve iyilik gibi çeşitli şekillerde olabilir. Zirâ insanlar kabiliyet bakımından farklıdır. Bazıları, disiplinle terbiye edilir, yumuşaklık bunları bozar. Bazıları da aksinedir. Cenâb-ı Allah, kulların yapmış olduğu kötülüklerin, ölçüsüne göre had ve tazir cezâları koymuştur. Hür ve soylu insanların terbiyesi sultanlara, (devlet idarecilerine) köleler ve çocukların terbiyesi de efendiler ve babalara âittir. Bunlar, terbiyeden sorumlu ve bunu yerine getirmelerinden dolayı da mecûr olacaklardır.
Mahmud Sâmî Ramazanoğlu, Bakara Sûresi Tefsiri, s.310