Afv ve Musâmaha

Afv ve Musâmaha

Allah Teâlâ buyuruyor:

“Ya Ekreme’r-rusûl halk ile afv ve mülâyemete yapış; aklen ve şer’an iyi olan şeyleri emret! Delil kabûl etmeyen musırr cahillerden yüz çevir, mücâdele etme!”(Âraf Sûresi 199) yahut «Habîbim, halkın kusûrlarını affet! Ma’ruf ile emret! Kendini bilmez câhillerden yüz çevir.» şeklinde tefsir edilmiştir.

Ma’rûf Cenâb-ı Allah’ın vahiyle iyiliğini haber verip beyân buyurduğu şeydir. Bu âyet-i celîlede Cenâb-ı Hakk kularına üç şeyi emrediyor:

1- Halk ile münasebet ve muâmelede afva sarılıp insanların kusurlarını bağışlamayı âdet ve huy edinmek.

2- Allah Teâlâ’nın emirlerini halka nasihatla duyurmak, münker ve fenâ şeylerden sakındırmakla hayırhah olmak,

3- Söz dinlemez, delîle kanaat etmez, muannid ve küfründe ısrarlı olan kimselerden uzak durmak; yüz çevirmek, Ebû Cehil ve etbâı gibi.

Bu âyet-i celîlede her ne kadar Rasûlullah -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem-’e hitab buyurulmuşsa da hakikatte hitâb umûm müminleredir. Binaenaleyh biz müminlerin de mümin kardeşlerimizin kusûrlarına bakmayarak onlara afv ile muamele etmemiz lâzımdır.

Beyzâvi ve Hâzin’in beyânları vechile bu âyet-i celîle mekârim-i ahlâkı cem’etmiştir.

Câfer-i Sâdık Hazretleri «Kur’an-ı Azîmü’ş-şan’da bu âyet-i celîleden ziyâde mekârim-i ahlâkı, cem’eden bir âyet yoktur,» demiştir.

Sahih-i Buhâri’de Abdullah bin Zübeyr -radıyallahu anh-’ın rivâyetine göre «Allah Teâlâ, Peygamber’ine insanların ahlâkından affa sarılmasını emretti.» demiştir.

Fahr-i Râzi’nin beyanına nazaran bu âyet-i celîle nâzıl olduğunda Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Cebrail -aleyhisselâm’dan bu ayetin ahkâmını izâh etmesini istemiş, Cibril-i Emin de:

– Yâ Rasûlallah, Rabbin teâlâ senden sıla-i rahmi kat’edene sıla etmekle, seni mahrûm edene atıyye ihsân etmekle, sana kötülük edene iyilik etmekle emrediyor, demiştir. İşte İslâmiyette ve beşeriyyette en yüksek ahlâk budur.

Fahr-i Râzî, Fethûl-beyân ve Hâzîn’in beyânlarına nazaran bu âyet-i celîle nâzil olunca Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in,

Gadabımızı ne yaparız yâ Rabbi! demesi üzerine gadap halinde şeytanın vesvese fitnesini izâle yolunu göstermek üzere şu âyet-i celîle nâzil olmuştur:

“Habibim, eğer sana şeytandan bir vesvese ârız olursa o vesveseyi def’ etmek için Allah Teâlâ’ya iltica et! Zira Allah Teâlâ senin duanı işitici, hâlini bilicidir.” (Fussilet Sûresi 36) Binaenaleyh biz mü’minler şeytanın vesvesesine dûçâr olduğumuzda derhâl Allah Teâlâ Hazretlerine iltica ve ondan istiaze etmemiz vâciptir. Çünkü her ne kadar bu istiaze emri Rasûlulah -sallallahu aleyhi ve sellem'e ise de hakîkatte bil-umûm tâlim ve terbiye için emirdir.

` ` `

Musâ -aleyhisselâm-:

«Yâ Rabbi, senin ind-i ulûhiyetinde en aziz kulun kimdir? diye sorduğunda Cenâb-ı Hakk:

– Kendisine ezâ edenin cezasını vermeğe kudreti olduğu halde afveyleyendir, buyurdu.

İntikama kadir olduğu halde kendisine zulmedeni afveyleyen kimseyi Cenâb-ı Allah yevm-i kıyâmette afveder.

– Ümmetimin güzideleri gadap halinde nefislerine mağlûp ve esir olup fenâlık yapmayan hür kimselerdir. Onlar Allah rızası için öfkelerinden rücü ederler. İşte bunlar bahtiyar ümmettir.

Sirke balı ifsâd ettiği gibi gadap da imanı ifsad eder; lütuf, şefkat, merhamet, hilim, afv gibi evsâf-ı cemileyi izâle eder.


Mahmud Sâmi Ramazanoğlu, Musâhabe-6, s. 99-106)