Allah Teâlâ buyuruyor:
“İbrâhim, Cenâb-ı Allah’ın emir buyurduğu ahkâmın cümlesini itmam ve îfâ etti.” (Necm Sûresi; 37)
Beyzâvî’nin beyânı veçhile İbrâhim -aleyhisselâm-’ın sabrının kemâline ve başkalarının tahammül edemeyeceği şeylere tahammül ettiğine işâret için “İbrâhim -aleyhisselâm-’ın, ahdine vefâ ettiği...” sarâhaten beyan buyurulmuştur.
Çünkü İbrâhim -aleyhisselâm- Nemrut’un ateşine göğüs gerdi. Hiçbir kimseden meded beklemedi. Hatta Cebrâil -aleyhisselâm-’dan bile yardım talep etmedi. Oğlunu kurban etmeyi taahhüt etti, ahdini yerine getirdi. Her gün bir fersah mesafe gider, misâfir arar, bulur ise ikram eder, bulamazsa oruç tutardı.
Binâenaleyh İbrâhim aleyhisselâm ahdini vefâ ile senâya mazhar olmuştur. Kendisine nâzil olan ilâhî emirleri ve sübhânî nehiyleri tamamen yerine getirerek asla noksan bırakmadı.
Ehl-i Hakk Ne Güzel Söylemişler!
“İbrâhim, nefsini nîrânâ, kalbini Rahmân’a, oğlunu kurbana, malını ihvâna bezletmekle ahdine vefâkârlığını göstermiştir.” (Rûhu’l-Beyân / 4-168)
y
Ebu Zerr-i Gıfârî -radıyallahu anh-’den rivâyet olunmuştur:
Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e sordum:
– Yâ Rasûlallah! Allah teâlâ kaç kitap indirdi? Cevaben buyurdular ki:
– 100 küçük, dört büyük kitap indirdi.
Âdem’e 10 suhuf,
Şît’e 50 suhuf,
İdris’e 30,
İbrâhim’e 10 suhuf;
sonra Tevrat’ı, İncil’i, Zebur ve Kur’ân’ı indirdi.
Tekrar sordum:
– Yâ Rasûlallah! İbrâhim’e indirilen sâhifelerde neler vardı?
– O da diğer kitaplar gibiydi. Misâl olarak şunlar vardı:
“Ey türlü illetlerle mübtelâ olan mağrur melik! Ben seni, dünyayı üst üste yığman için göndermedim. Seni mazlumların imdâdına yetişmen için gönderdim. Zîra ben kâfir bile olsa mazlumun duâsını reddetmem.”
Yine İbrâhim -aleyhisselâm-’ın suhufunda olan misâllerden biri de şöyle idi:
“Aklına mağlup olmayan akıl sâhibi vakitlerini şöyle üç kısma taksim eder. Bir kısmını Rabbine niyaz ve âsâr-ı kudretini tefekkürle geçirir, bir kısmını ilerisi için ne gibi ameller yapıp yapamadığının hesabını nefsine sormakla geçirir, diğer kısmını da yiyip-içmesinde haram ve helâli gözeterek ihtiyacının temini yolunda sarf eder.
Akıl sâhibi zamanına dikkatli olup neyi ne zaman yapacağını bilmelidir. Lisânını mâlâyânîden muhâfaza etmelidir. Kim ki söylediği sözün bir amel olduğunu ve onun hesabını vereceğini düşünürse az konuşur.” (Rûhu’l-Beyân / 4-162)
y
Yine kıyâmet günü ashâbımdan bazı kimseler sol tarafa -cehennem tarafına- götürülürler. Ben “Ashâbım, ashâbım!” diye Allah’tan onları dilerim. Bana ise: “Emin ol ki sen onlardan ayrıldıktan beri onlar ökçelerine basarak geri dönmüş mürtedlerdir!” denilir.
Ben de Allah’ın sâlih kulu ve peygamberi Îsâ bin Meryem gibi diyeceğim.
“Yâ Rabbî! Bunların içinde bulunduğum müddetçe üzerlerine şâhit ve nigehbân oldum. Beni Sen vefat ettirince onlar üzerine yalnız Sen murâkıb oldun. Esâsen Sen Rabbim her şeye şâhitsin. Eğer onlara azap edersen şüphesiz onlar Senin kullarındır. Eğer mağfiret edersen şüphesiz ki Sen azîzsin, ne dilersen yaparsın, hakîmsin, âdilâne yaparsın! (Mâide Sûresi / 117 – 118)
Yine İbn-i Abbas –radıyallahu anhûmâ-‘dan gelen bir rivâyete göre şöyle demiştir:
“Nebî -sallallâhu aleyhi ve sellem-, muazzez hafidleri (torunları) Hasan ve Hüseyin –radıyallahu anhüma-‘ya şu duâyı okur ve derdi ki:
“Babanız İbrâhim –aleyhisselâm- da bu duâyı oğulları İsmail ve İshak’a okurdu.
“Allah’ım insin, cinnin ve şeytanın şerrinden zehirli haşerattan, dokunan her kötü gözden senin şifa veren kelimelerine sığınırım.” (Tecrid-i Sarih Tercemesi; 9/149)