Allah Resûlü (s.a.) buyuruyor:
“Kim kendisinin (hakkı) olmayan herhangi şeyi (benimdir diye) iddia ederse bizden, bizim yolumuza gidenlerden değildir. O (şimdiden) ateşten (cehennemden) oturacağı yeri edinedursun.” (İbn-i Mâce)
*
“Eğer insanlara (mücerred) davalar ile (her istedikleri şey) verilseydi muhakkak ki, (bazı) kimseler (şu veya bu) zümrenin mallarını ve kanlarını dava ederdi. Lakin beyyine yani iddiayı isbat külfeti, davacıya; yemin de inkâr edene âittir.” (Buhârî)
*
“Bütün insanlar tarak dişleri gibi müsâvîdir yani eşittir. Ancak ibâdetle birbirinden üstün olurlar. Kendisine layık gördüğün (meziyet ve) fazîletin benzerini senin için revâ görmeyen hiçbir kimse ile sakın arkadaşlık etme!”
İşte islâm demokrasisinin insan haklarının ve insan eşitliğinin kudsî kaynaklarından biri!
Üstünlüğü temin eden ibâdet mefhûmu gerek şahıs, gerek âilevî, gerek ma’şerî ve millî, bütün insan vazîfelerine şâmildir. Çünkü bunların hepsi dînimizde ibâdettir. Bu hadîs-i şerîfte arkadaşlığın karşılıklı hak ve vazifelerine de işâret buyurulmuştur.
*
“Sizden önceki (ümmet)lerin (mahv) helâk edilmesi ancak (şu sebepten idi ki) onlar, içlerinde şeref sâhibi hırsızlık ettiği zaman onu bırakıverirler (aldırış etmezler), aralarında zayıf kimse çalınca hakkında ağır cezâ tatbik ederlerdi. Allâh’a andederim ki, Muhammed’in -sallallâhu aheyli ve sellem- kızı (yani benim kızım) Fâtıma hırsızlık etse muhakkak elini keserim.” (Buhârî, Müslim)
*
“Hâkim hükmünü verirken bütün cehd ve gayretini sarf ederek (hakka ve doğruya) isâbet ederse ona iki ecir vardır. Hükmünde yine o sûretle cehd eylemesine rağmen hatâ ederse kendisine bir ecir vardır.” (Buhârî, Müslim)
“Ben ancak bir beşerim. Hakîkat bana aralarında dâvâlaşan öyle hasımlar gelir ki onların kimi kiminden daha beliğ ve çenesi daha kuvvetli olur, delillerini güzel, açık ve süslü anlatabilir ve ben de onu doğru söyleyen bir adam sanıp lehine hükmederim. Binâenaleyh ben bir müslümanın hakkını (haksız olan herhangi) bir kimsenin lehinde hükmedersem (biliniz ki) o (hak) bir ateş parçasıdır. Artık onu dileyen sırtına) yüklensin. Yahud onu farkederek (hakka rücû) etsin.”
Bu hadîs-i şerîfin sarahatine göre zâhirî delillerle lehine hüküm verilmiş ola kimseler eğer hakîkatte haksız iseler ilâhî ve mânevî mes’uliyetten asla kurtulamazlar. O haksızlığın cezâsını dünyada çekmeseler bile âhirette mutlaka çekerler.
*
“Siz (ey millet!) Ne halde bulunursanız, başınıza da öyle idâre eden adamlar geçirilir.” (Deylemî)
Hükûmetler ictimâî bünyelerden doğarlar. Bünye yani millet ne kadar iyi ve sağlam olursa onun hükûmeti de öyle olur. Bünyeyi ihmal edip de her işi hükûmetten beklemek hatâdır. Evvela ferd olarak kendimizi, sonra cemiyetimizi ıslah edelim, o vakit görürüz ki, herşey düzenine girmiştir.
*
“Allah (halkın işlerini gören) herhangi bir emîre hayır dilediği zaman ona sâdık (özü, sözü doğru) bir yardımcı verir ki, (âmir bir şey) unutursa o, kendisine hatırlatır, (âmir) hatırlarsa ona yardım eder. (Allah ona hayırdan) başkasını murad buyurduğu vakit de kötü yardımcı verir de (âmiri) unutursa hatırlatmaz, hatırlarsa kendisine yardım etmez.” (Ebû Dâvud)
*
“Hepiniz çobansınız (bekçisiniz, murakıpsınız) hepiniz sürüsünden (idâresini ve bekçiliğini deruhde ettiği ferd ve zümrelerden) sorumlusunuz.” (Buhârî)
Ramazanoğlu Mahmud Sâmi, Musâhabe-5, s. 206-210