Allah'a Sığınmak

Allah'a Sığınmak

Hadîsde vârid olmuşdur ki:

"İhsan erbâbına cennetde dereceler vardır. Hatta sadece kendi ehl ü ıyâline ve etba'ına ihsan ile muâmele edenlere dahi."

İhsan ta'birinin muhtevası geniş ise de hakîkati, her işini Allah'ın seni her an gördüğüne inanarak yapmakdan ibârettir. Bu da sadece gözle görülen şeyleri görürcesine hareket etmek gibi dar bir anlatış içinde değil, mâsivâdan tamamen yüz çevirmek suretiyle her yaptığını Allah rızâsını düşünerek yapmakda rusûh peyda etmek, (maharet sahibi olmak) Allah'ın hazretine teveccüh-i tam ile (Her şeyimizle, göz, kulak ve kalbimizle yönelmek.) teveccüh etmekdir.

Bu da elinde, dilinde ve gönlünde Allah'dan gayrisinin arzu ve sevdası bulunmaması halinin tahakkukuyla gerçekleşir. Bu durum "müşâhede" ta'biriyle anlatılmışdır. Çünkü kul, kulluk vazifelerini hakkıyle edâ etmeğe gayret ederse Allah'ın âsârını ve âyâtını basîret gözüyle devcamlı olarak müşahede eder. Ârifler bunu: "Hayalin gözümdedir, zikrin dilimdedir, hubbun kalbimdedir, nereye kaybolacaksın." Meâlindeki beyt ile ifade etmişlerdir.

Muttakî olmayan mü'minin âhiretde nasîbi muttakî olana göre azdır. Bazı ârifler demişlerdir ki:

"Dünya fenâ bulan bir altın, âhıret de fenâ bulmayan bir çanak çömlek kabilinden basit bir şey olsa idi âhiret dünyadan yine de hayırlı olurdu. Kaldı ki dünya fenâ bulacak bir toz toprakdan ibâret, âhiret fenâ bulmayan bir altın gibidir.

Süfyan bin Uyeyne'den rivâyet olunduğuna göre: "Mü'min hasenâtının mükâfatını hem dünyada görür hem de âhiretde, fâcir ise dünyada menfaatlenir, âhiretde ise nasîbi yokdur, dedi ve:

"Biz rahmetimizi kime dilersek ona nasîb ederiz. Yaptığı işi rızâ-yı Hakka muvafık yapma gayreti içinde olanların ecrini zayı' etmeyiz!" (Yusuf sûresi: 56) ayetini okudu.

İbrâhim bin Edhem'den hikâye olunduğuna göre, bir gün hamama girmek istemiş, sâhibi ücretsiz sokmamışdı. İbrâhim ağladı ve:

Şeytan evine ücretsiz sokmuyorlar, enbiyâ ve sıddîkler evine nasıl olur da ücretsiz sokarlar? Dedi.

Ya'kub -aleyhisselâm-:

Mü'minin Allah'a tevekkül ve itimad etmesi, gayrilerin hıfz u emânına güvenmemesi lâzımdır. Çünkü Allah'dan gayri her şeyin kendisi hıfz edilmeye muhtacdır.

Allah Teâla ise zâtıyle kâim olub başka hiç bir kimseye, hiç bir şeye muhtac değildir. Nitekim Yûsuf'u kuyuda o muhafaza etmişdir.

Kezâ Danyal -aleyhisselâm-'ı Buhtunnasr kuyuya attırıp üzerine de iki arslan bırakınca arslanlar ona zarar vermediler ve hizmetine koyuldular.

Cibrîl gelib:

Ya Danyal diye seslendi. Danyal:

Sen kimsin? Deyince Cibrîl:

Ben Rabbinin gönderdiği elçiyim. Bak sana taâm gönderdi, dedi. Danyal da:

Kendisini zikredeni unutmayan ve onu her yerde hıfz eden Allah'a hamd ü senâlar olsun, dedi.

Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-:

"Allah'ım iki ayağı üzerinde yürüyenlerin, dört ayağı üzerinde yürüyenlerin, karnı üzerinde yürüyenlerin (sürünenlerin) şerrinden sana sığınırım," buyurmuşlardır.

Ya'kub -aleyhisselâm- evvelâ Yûsuf hakkında:

"Onu kurt yemesinden korkarım" demişdi. Kardeşleri gelib "Kurt yedi" demeleriyle Ya'kub mübtelâ kılındı. Bünyamin hakkında da: "Siz yol kesicilier tarafından çevrilmedikçe onu bana getireceğinize söz verirseniz onu sizinle bırakırım" dedi. Değiği gibi de oldu, hem onlar ihâta olundular, hem de Bünyamin onlara verilmedi.

"Belâ ağızdan çıkan söze bağlıdır."

Fakat neticede: "Allah ne güzel hıfz edicidir" dedi, Allah da onları hıfz edeceğini va'd etti.

Kula gereken şey, şu dünyada itibâr olunacak, yapılacak sebebler ile hiçbir zaman itimad olunmayacak sebebleri ve ancak kulluk için yapışılması zarurî olan sebebleri birbirine karışdırmadan her birini yerli yerince bilmeli ve takdîrine rızâ ile bağlanmalı, tedbîrini alıb Allah'a itimad etmeli ve ondan gayri her şeyden ümîdini kesmelidîr.

Sebebe sarılmayı terk etmek yiğitlik değildir. Asıl yiğitlik sebebe sarıldıktan sonra hiç bir an Allah'dan irtibatını kesmeden himmetini âlî tutarak yolda yürümekdir. Burada tecrid şarttır. Yani sebebe sarılmakla birlikde Allah'dan gayri hiç bir kimseden bir şey beklememek, yani insanların yardımını Allah'ın yardımına perde yapmamak. Çünkü insanların yardımı da ancak Allah'ın lûtfuyle olmakdadır.

Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî -kuddise sirruhu- buyurdu ki:

"Yiyecek ve içecek imkânı olmayan bir yere düşen bir kimse günde kırk kere "Yâ Samed" ism-i şerîfini okumağa devam etsin, Samediyyet, yeme ve içme zaruretinden müstağnî bulunmak demekdir ki ihlâs ile buna devam edene Cenâb-ı Hak Es-Samed ism-i Celîlili ile açlık ve susuzluğun acısını duyurmaz, müstağnî kılar.