Hadis-i şerifte buyurulur:
• «Siz (ey millet!) ne halde bulunursanız, başınıza da öyle idare eden adamlar geçirilir.» (Deylemî)
Hükûmetler ictimâî bünyelerden doğarlar. Bünye yani millet ne kadar iyi ve sağlam olursa onun hükûmeti de öyle olur. Bünyeyi ihmal edip de her işi hükûmetten beklemek hatadır. Evvela ferd olarak kendimizi, sonra cemiyetimizi ıslah edelim, o vakit görürüz ki, herşey düzenine girmiştir.
* * *
• «Ey insanlar! Andolsun ki, Allah’ın size emrettiği neyse ben size ondan başkasını emretmiyorum. Sizden nehyettiği şeylerden başkasını da yasak etmiyorum. Rızkı aramakta iyi ahlaklı olun, hilekarlığa, ihtirasa gayr-i meşrûya sapmayın! Ebu’l-Kasım’ın rûhu (kudreti) elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, herhangi birinizin rızkı ecelinin onu aradığı gibi kendisini arar. O halde ondan (rızıktan) size çetin bir güçlük gelirse (rızkınızı çıkarmakta çetin zorluklara uğrarsanız) onu Aziz ve Celil olan Allah’a itaatte arayın. Allah’ın emirleri dairesinde hareket edin.» (Taberânî)
* * *
• «Allah, amel sahibinin yani iş adamının iş yapınca iyi ve güzel yapmasını sever.» (Taberânî)
«İhsan» şu mânâlara gelir:
1- İyilik etmek.
2- Bir şeyi iyi ve güzel yapmak.
3- Bir şeyi iyi ve gereği gibi bilmek.
4- Bir hadîs-i şerifte beyan buyurulduğu vechile «Cenâb-ı Hakk’a O’nu görür gibi kulluk etmek.»
Bu dört mânânın herbirine göre hadîs-i şerifin mealleri:
1- Cenab-ı Hakk, herhangi bir âmilin iş ve hareketinde daima iyilik etmesini nefsinden başkalarına da faydalı olmasını sever.
2- Cenab-ı Hakk, herhangi bir iş sahibinin yaptığı işi güzel yapmasını (baştan savma yapmamasını) sever.
3. Cenab-ı Hakk, iş sahibinin yaptığı işini iyi bilmesini sever.
4. Cenab-ı Hakk, herhangi bir amel ve harekette bulunan kimsenin Allah’ı görür gibi davranmasını sever.
Birinci mânâ; maddeci, hodgam ve muhteris insanları takbih eden, her işde cemiyetin ve ictimâî nizamın daima düşünülüp korunmasını tavsiye eyleyen âlî bir düsturdur. İslâm’da diğergamlık esastır. Bir hadîs-i şerifte meâlen: «İnsanların hayırlısı, insanlara en çok faydalı olandır» buyurulmuştur.
İkinci mânâ; herhangi bir meslek ve sanata mensub olan adamların o meslek ve sanatlarında daima yenilikler yapmasını, işi hep güzele ve kemale götürmesini terakki hamlelerini bir an gevşetmemesini öğütleyen bir teceddüd ve tekâmül rehberidir.
Üçüncü mânâ; bize intisab ettiğimiz iş ve mesleğin sırlarını öğrenmeyi, o iş ve meslekte «ihtisas» elde etmemizi körü körüne hareket ve taklidlerden kaçınmamızı, cehaletin ve geri bırakan göreneklerin demir perdelerini yırtarak her işte akl-ı selim ile işe yarayan faydalı bilgi kaidelerini rehber edinmemizi işaret buyuran bir mealdir.
Dördüncü mânâ; bütün bu mânâların mânevî istikamet vechini gösteren yüksek bir irşad kaynağıdır. Amel ve hareketlerimizde «Cenab-ı Allah’ımızı görüyormuşuz» gibi davranmamız, onun gizli ve aşikar her şeyimizi görmekte, işitmekte ve bilmekte olduğunu düşünmemiz ve buna tam bir ihlas ile inanmamız, bizi yanlış yollara sapmaktan kurtaracağı gibi aramızda ve hayat mücadelemizde de daima taze kuvvet ve hamleler kazanmamızda en büyük murakıp ve âmil olur.