Allah Teâlâ buyuruyor:
-"Haberiniz olsun ki Allah'ın velîleri için hiç bir korku yoktur. Onlar mahzun olacak da değillerdir.
Onlar iman edip takvâya ermiş olanlardır.
Dünya hayatında da, âhirette de onlar için müjdeler vardır. Allah'ın sözlerinde asla değişme ihtimâli yoktur. Bu, en büyük saadetin ta kendisidir.
Habibim! Onların lâkırdıları seni tasaya düşürmesin. Çünkü bütün izzet ve galebe Allah'ındır. O, hepsini hakkıyle işitici, kemâliyle bilicidir." (Yunus sûresi/62-65)
Saîd bin Cübeyr'den rivâyet olunduğuna göre Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e Allah'ın velîlerinin evsâfından soruldu, Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
"Görüldükleri zaman Allah'ın hatırlandığı kimselerdir" buyurdu. Yâni sîmalarındaki alâmet-i fârikaları ile, nûrâniyetleriyle ve sekinetleriyle belli olurlar. Âyet-i celîledeki:
"Onların alâmetleri yüzlerindedir" (Fetih sûresi/29) beyânı da bunu ifade eder.
Bazı büyükler demişlerdir ki:
Velilerin alâmeti, onların bütün arzularının ancak Allah ile berâber olmak bulunduğunun görülmesi, meşguliyetlerinin Allah ile olması, firarlarının ancak Allah'a olmasıdır. Mâliklerini müşâhedede bekalarıyle bu hallerinde fâni olmuşlardır. Envâr-ı ilâhiyye onları kuşatmış, kendi kendilerinden bile habersiz hâle gelmişlerdir. Allah'dan gayri kimse ile kararları yoktur. Onlar birbirlerine ancak Allah için muhabbet eden kimselerdir.
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Allah'ın öyle kulları vardır ki, kendileri enbiyâ ve şühedâdan olmadıkları halde kıyamet gününde nebîler ve şehidler onların Allah indindeki şereflerini gördüklerinde gıbta ederler." Denildi ki:
-Onlar kimlerdir ya Resûlellah? Ve amelleri nelerdir?
Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- cevâben:
"-Onlar akrabaları olmayan kimselerle ancak Allah için sevişirler ve karşılıklı menfaat beklemezler. Onların yüzleri nurdur, onlar nurdan minberler üzerindedirler. İnsanlar korktukları zaman onlar korkmazlar, insanlar mahzun oldukları zaman mahzun olmazlar."
"Onlara enbiyâ ve şühedâ gıbta ederler" demek, onların gıbta edilmeğe lâyık hallerini temsil yoluyla tasvir etmektir. Bu edebi ifadede mübalâğa tarzı istimal olunmuştur.
Kasdedilen mâna: "Bu evsafda bir zümre tasavvur olunursa ancak bunlar olurlar" demektir. Yoksa enbiyâdan gayri hiç bir kimsenin onların menzilesine erişemiyeceği münakaşa edilemez.
"Onlar için dünyâ hayatında da âhirette de müjdeler vardır."
Ölüm anlarında melekler onlara rahmetle gelirler. Âhirette ise melekler onları selâmlarlar, fevzü felâh müjdeleriyle karşılarlar.
Onlara âhirette gelecek beşâretin en büyüğü, kıdem nurunun parlaması, hudûs zulmetinin zâil olması esnâsında cemâl-i izzetten perdelerin açılması ve zât-i sübhanisinden bir rahmet olarak O'nunla mülâkatın tahakkuk etmesidir.
Rü'yet-i ilâhiyye hakkında vârid olduğu vechile, Allah Teâlâ mü'minlere tecelli ettikden sonra:
-Bundan başka nâil olmayı arzuladığınız bir şey var mıdır? buyurur. Mü'minler:
-Ey Rabbimiz, bundan sonra neyi arzulayabiliriz ki?
Cenâb-ı Hak Celle Celâlühü:
-Bundan sonra arzulayacağınız şey, sizden rızâmın devâmıdır. Bundan sonra size hiç bir surette darılmıyacağım.
"Allah'ın sözleri için asla değişiklik yoktur. İşte bu en büyük kurtuluşun tâ kendisidir."
Ayet-i celilede: "Haberiniz olsun ki, göklerde kim var, yerde kim varsa hepsi şüphesiz Allah'ındır. Allah'dan başkasına tapanlar da hakikatte Allah'a tuttukları ortaklara tabi' olmuyorlar. Onlar kuru bir zandan başkasına tabi' olmuyorlar ve ancak yalandan başka bir şey söylemiyorlar. (Yûnus Sûresi/66-67)
***
Hikâye olunur ki bir veli, Allah dostlarından bir dostu görmek ister. Ona derler ki: Filân kasabaya git, orada bir Allah dostu vardır. O kimse oraya gider, zikrullah ile meşgul birini, yanında bir arslanla berâber bulur. O kimse zikrullahdan bir an gaflet ettiği vakit arslan onun azâsından bir miktar et parçası koparmaktadır. Yanına yaklaşır ve sorar:
-Bu hal nedir? O kimse cevab verir:
-Dünyâda muradım Allah'ı zikirden gafil olmamaktır. Gaflete düştüğüm vakit bana dünya köpeklerinden bir dânesi musallat olur. Benim buna mülâzemet edişim, gafletlerimden dolayı ahirette Allah'ın bana âhiret köpeklerinden bir danesini musallat etmesinden korktuğumdandır.
Muhakkak ki dünyâ sıkıntısı, ahiret azabından çok daha ehvendir. Bu sebeple kulun ibâdet ve taattan ve hiçbir an zikrullahdan gaflet etmemesi lâzımdır. Eğer kendi kendine bundan aciz ise kendi dışındaki bir muharrikten, bir uyarıcıdan yardım ister.