İbadetler Allah'ın emri ve Sevgili Peygamberimiz'in tebliği ile yapılır ki, buna "taabbüdi emir" denilir. Şüphesiz her ibadete bimi tam veya eksik anlayabileceğimiz nice dünyevî faydalar da vardır. Fakat bu nokta ikinci derecede kalır. Eğer bir mümi-nin mesela şişmanlığı gidermek, veya tansiyonu düşürmek için açlığa katlanırsa o açlık örfi manada oruç sayılmaz
Ameller ancak niyetlere bağlıdır. Mesela namaz bir dünyevi idmandır denemez. Zira o doğrudan taabbüdi bir emirdir. Bununla beraber bu emrin ifası zımmında elbette dünyevi faydalar da vardır. Hele "aylık aidat" ve "giriş ücreti" gibi külfetlere ve merasime tabi olmayan ve tam eşitliğin timsalini teşkil eden cemaatın içtimai faydaları ne kadar açıktır. Fakat biz bunlarda birinci derecede taabbüdi emri düşüneceğiz, bunları Allah'ın emri diye yapacağız.
Bu hadisi-i şerifte orucun sağlık üzerindeki müsbet tesirine işaret buyurulması, ikinci derecede böyle dünyevi ve bünyevi bir faydası da bulunduğunu açıklamaktadır. Bugün bu durum tıbb ilmince de isbat ve itiraf edilmiştir.
Orucun daha nice faydaları vardır ki, nefs hakimiyeti, açlığa ve zorluğa tahammül, açların haline vukuf ve merhamet... bunlardandır.
"Kim Ramazan orucunu tutupda Şevval'den altı günü, onun ardından oruçlu geçirirse bütün yıl oruç tutmuş gibi olur. "(Müslim)
Bütün yıldan maksad, Ramazan Bayramı'nın birinci günü ile Kurban Bayramı'nın ilk dört gününden halî senedir. Çünkü o beş gün oruç tutmak haramdır.
Şevvalin altı günü Ramazan Bayramının birinci gününden sonraki günlerdir. O günlerde birbiri ardınca altı gün oruç tutmak sevabdır. Şevval ayı içinde fasılalı da tutulabilir.
Bu altı gün orucunun bütün yıl oruç tutmaya muadil olması ibadetlere en az bire on ecir vaad buyurulmasındandır. Ramazan'ın otuz günü asgari 300 güne, Şevval'in altı günü de yine asgari 60 güne muadil sayılmıştır.
"Ramazan ayının orucu, on ay oruç tutmaya, ondan sonraki altı gün orucu da iki ay oruç tutmaya bedeldir. İşte bu senelik oruç gibidir." (Ahmed b Hanbel)
"Rasülullah -sallallahu aleyhi ve sellem eyyam-ı biyz orucunu seferide de hazarda da terketmezdi." (Taberani)
Eyyam-ı biyz, beyaz günler demektir. Ki kameri ayların onüç, ondört ve onbeşinci günleridir. O günlerin gecelerinde ayın aydınlığı olgunlaştığı için o ad verilmiştir.
Bazı rivayetlere göre Nuh aleyhisselam haram olan bayram günleri müstesna olmak üzre bütün yıl oruç tutardı. Davud aleyhisselam bir gün tutar, bir gün bırakırdı. İbrahim aleyhisselam da her ayın üç gününü oruçlu geçirirdi.
"Kim farz olmayan bir orucu -Allah rızası için ve kimse ona muttali olmamak üzre- tutarsa Cenab-ı Hakk onun için cennetten başka bir sevaba razı olmaz. Yani onun mükafatı doğrudan doğruya cennettedir."
"Amelden ancak güçleriniz yeteceğini alın. Çünkü nihayet siz usanırsınız, Allah usanmaz." (Buhari, Müslim)
Müminlerin muhterem anaları ve bu hadis-i şerifin ravisi Hazreti Aişe radiyallahu anha diyor ki:
Resul-i ekrem sallallahu aleyhi ve sellem öyle sürekli oruç tutardı ki, biz artık o ay oruçsuz geçirmeyecek derdik. Öyle devamlı oruçsuz kalırdı ki, artık bu ay hiç oruç tutmayacak derdik. Ben Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin Ramazan'dan başka hiçbir ay orucunu tam tuttuğunu görmedim. Diğer aylardan Şaban'dan fazla oruç tuttuğunu da görmedim. O, "Amelden gücünüzün yetebileceğini alın; çünkü, nihayet siz usanırsınız Allah usanmaz." derdi.
Ebu Süleyman ed-Darani demiştir ki: Benim için bir tek helal lokma ile oruç tutup iftar ekmekliğim gece gündüz midemdeki haram lokma ile namaz kılmaklığımdan hayırlıdır.
Karnında haram lokma bulunan kimseye tevhid güneşini müşahede haramdır. Hulasa, Allah yolunun yolcusu haram lokmadan son derece ictinab etmelidir.
Hakikat ehilleri derler ki:
Bizim üç bayramımız vardır:
Birincisi iftar anındaki bayramımız. Bu, beşer tabiatının bayramıdır.
İkincisi, ölüm bayramı iman-ı kamil ile ruhu kabzolunan bir müminin büyük bayramıdır.
Üçüncüsü, Tecelli bayramıdır ki müminlerin Hakkı gördüğü andaki, bayram, buda bayramların en büyüğüdür.