Birr'ü İhsan ve İnfak

Birr'ü İhsan ve İnfak

İslâmiyet; insâniyet âlemine huzur ve sükûn teminine ve ferdler ve cemaatler arasında «muhabbet, şefkat, merhamet» esaslarının tesbitine son derece harîs olduğu içindir ki; müslümanlara sadece zekât farîzalarını icbâr ile iktifâ etmiyor. Muhtelif suretlerde tecelli ederek başka isimlerle anıldığı halde gâye ve mâhiyetleri bir olan çeşitli yardımlaşmaların hepsine teşvik ediyor.

Âlem-i beşeriyet için en müdhiş husran ve mahrûmiyet ocakları olan ihtiras, tamâ, buhl gibi çok fenâ huylara alışmaktan İslâmiyet şiddetle nefret eder. Semâhate, kereme, şefkate doğru teşvîk eder. Ve buna sadaka, hak, zekât, birr ü ihsan, sıla mâun gibi türlü türlü isimler verir. Çünkü isimlerin ve tarzların değişmesiyle buhle mâil olan nefisler biraz daha kolay râzı edilir. İhsana varmayan sıkı eller biraz daha çabuk açılır.

Sonra İslâmiyet birr ü ihsânın sarf cihetini yalnız fukarâ ile bîçarelere hasretmiyor, çok şumullü, çok umûmi tutuyor.

Evet fukarâ ile bîçârelere ihsânı nasıl teşvîk ediyorsa yetimlere, dullara, yolda kalmışlara, kölelere, câriyelere bezl-i muâvenet (yardım) etmeyi, de öylece emrediyor.

Kezâlik anaya, babaya, akrabaya, uzaktaki, yakındaki komşulara, yol arkadaşına iyiliğe -velevki muhtâç olmasınlar- şiddetle emir ediyor. Maksat insanlar arasındaki muhabbet, merhamet râbıtalarını kuvvetlendirmek, ruhları birbirine ısındırmak suretiyle yabancılığın ortadan kalkması, münâferet ve ihtilâf hislerinin kalblere yol bulmamasıdır.

Şüphe yoktur ki, birr ü ihsan, rıfk ile muâmele muzır temayülleri fena fikirleri def' edecek en büyük kuvvetlerdir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

«Akrabalarına, biçârelere, yolda kalmışlara, sende hakları olan iyiliği edâ et ve malını isrâf ile dağıtma!..» (İsrâ Sûresi; 26)

«Neyi ve kime infak edeceklerini sana soruyorlar, onlara de ki: hayıra dair ne infâk ederseniz ananıza, babanıza, akrabanıza, yetimlere, biçârelere, yolda kalmışlara verin. Hayır namıyle ne işlerseniz Allah onu bilir.» (Bakara Sûresi; 215)

«Yâhud açlık gününde akrabadan bir yetim yahud yerde sürünen bir biçâreyi doyurmak ve imân edip de birbirine sabır ile, merhametle tavsiyede bulunanlardan olmak işte sağ tarafa geçecek olanlar bunları yapanlardır.» (Beled Sûresi; 14-18)

İslâmı sâir dinlerden ayıran cihetlerden biri de fukarâ ve bîçâreler hakkında muâveneti muhtelif nevilerle ayırmasıdır.

Bunların bir kısmı vâcibdir ki, terki haramdır. Bir kısmı şerîatin rağbet ettiği şeylerdendir ki yapanlar ecir alır. Bir kısmı da ukûbettir ki şeriâtın tâ'yin ettiği ahvalde müslümanlar üzerine edâsı farzdır.

Hâlik-ı Hakîm, beşer rûhunun güzel şeylere karşı bahil (cimri) kıymetsiz şeyler için semîh (cömerd) bir fıtratda olduğunu pek iyi biliyordu. Bunun için durmayıp âyet üstüne âyet indiriyor. Harîs ve mâ'lul ruhları yola getirmek maksadıyle ehl-i tevhîde vasiyette bulunuyordu. Ellerindeki malın en kıymetlileri üzerinde fukarânın, bîçâregânın, dulların, öksüzlerin, babaların, akrabanın... evet hepsinin muayyen bir hakkı olduğunu hatırlarına getiriyordu.

Cenâb-ı Allah, rezzakdır. Erbab-ı servetin nesi varsa erbab-ı istihkaka noksansız olarak tevzi' edilmek üzere kendilerine ilâhî hazineden verilmiş emânetten başka bir şey değildir,» diyordu.

Ayet-i Celilelerde de şöyle buyuruluyor:

«Hangi şeyi infak ederseniz yerine Allah başkasını verir, O rezzakların en hayırlısıdır.» (Sebe Sûresi; 39)

«İnfâk edin ki hakkınızda hayırlı olsun, kim nefsinin hırsından, azâde kalırsa, işte felâh bulacak onlardır.» (Teğabûn Sûresi;16)

«Allah'ın sizleri vekil edip üzerinde tasarruf ettirdiği mallarınızdan infakda bulunun, şüphe yoktur ki içinizden îmân ve infak edenler için büyük ecir vardır.» (Hadlid Sûresi; 7)

«Sonra ümmetin içinde öyleleri var ki, Allah'a ve âhiret gününe inanır ve infâk ettiği şeyleri Allah'a yaklaşmak ve Resûlullah'ın şefaatine mazhar olmak için vesile bilir. Şüphesiz o sadakalar kendileri için yakınlaşmak vesilesidir. Allah onları rahmete dâhil edecektir. Allah Gafûr'dur. Rahim'dir.» (Tevbe Sûresi: 99)

İşte farz olan bu malî ibâdet sâyesinde İslâm, fukarâyı, bîçâreleri, yetimleri, dulları, yolda kalmışları servet sâhiplerinin malından ehemmiyetli bir surette ve tam hakkâniyet ve tevâzün üzere hissedar ediyor.

Hulâsa, İslâmın birr ü ihsan fazlı, insan zümreleri arasında vücudu, yaradılış kanunu îcâbından olan servet fırkalarının körüklediği kin, hased ve ihtiras ateşlerinden sîneleri kurtarmak içindir.

Bir uzva isâbet eden âfet bütün âza-yı bedende harâretler, ıztırablar tevlîd eder ki tedâvisine koşmak dinî bir vecibedir.

Hadis-i Şerifte:

«Nefsiniz için istediğiniz bir hayrı, diğer insanlar için de istemedikçe, tam mü'min olamazsınız...» buyurulmaktadır.

(Ramazanoğlu Mahmud Sâmî Musahabe - 2 s. 149, 154, 157, 159, 164.)