Bütün Âzalarımızla İslâm'ı Yaşamak

Bütün Âzalarımızla İslâm'ı Yaşamak

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Ey îman edenler, hep birden sulh û selama girin. Şeytan'ın adımları ardına düşmeyin..."(1) yani Allah'a teslîm olun, gizli ve aşikar tamamen ona itaat edin.

Rivayet edilir ki: Abdullah b. Selam ve arkadaşlarının Tevrat hükümlerinden, Cumartesiye saygı, develerin etleri ve sütlerini haram kabul etme gibi bazı şeylere bağlılıkları devam ediyor ve bunlardan vazgeçmenin İslâm'da da mübah olduğunu zannediyorlardı. Bu inanış her ne kadar kendi şerîatlarında vacîb ise de, daha önceki adetlerden ayrılmak kendilerine garip geldiği için bunun helalliğine inanarak bu inanç üzere devam edip dediler ki: "Ey Allah'ın Rasûlü! Tevrat da Allah'ın kitabıdır. Bize müsaade et de, gece namazımızda ondan okuyalım." Bunun üzerine Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki:

- "Neshedilen hiç bir şeye iltifat etmeyin, kendi telif ettiğiniz şeyleri bırakın, bunları bırakmayı bir gariplik sebebi saymayın. Zira Hak'la (Allah ile) beraber garîblik olamaz. Bu ancak şeytanın süslemesidir. Şeytanın adımları ardına düşmeyin. Zira o, sizin apaçık düşmanınızdır"

O halde mü'min, Allah'ın emirlerine boyun eğmeli, heva hevesten ve şeytanın izlerine tabi olmaktan sakınmalıdır.

Şunu iyi bil ki; Allah'ın "Ey îman edenler! Hep birden İslâm'a girin" kavlinde bir umumî, bir de hususî mana vardır: Umumî mana, îman eden bütün mü'minlere şamil bir hitabdır. Yani, ey mü'minler! İslâm'ın zahiri ve batınî şartları içerisine girin. O'nun şartları da Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in söylediğidir:

- "Müslüman o kimsedir ki, müslümanlar onun elinden ve dilinden zarar görmez, mü'min de, insanların itimadını kazanan kimsedir."

Hususî manaya gelince, bu da insanın şahsı ile birlikte bütün zahirî ve batınî uzuvlarına yapılan hitabıdır. İnsan, bilfiîl, bütün azaları ile İslâm'a girmelidir: Göz bakarken, kulak duyarken, ağız yerken, el tutarken ve ayak yürürken Allah'ın emrine tamamen teslim olmalı, nehiylerinden sakınmalıdır. Hatta mala yâ'ni'yi (kendini ilgilendirmeyeni) tamamen terketmelidir.

Hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmaktadır:

- "Ey Enes! Devamlı olarak abdestli olmak imkanına sahipsen böyle yap, zira ölüm meleği (Azrail), kulun ruhunu abdestli olarak kabzederse onun için şehidlik yazılır."

Çünkü abdest masiva'dan (Allah'dan başkasından) alakayı kesmeye işarettir. Nitekim namaz da Allah ile ittisâla işarettir. Yine Hadîs-i şerîfte:

- "Taharete devam et ki, rızkın artsın" buyurulmuştur. Zahiri taharet, maddî rızkın genişlemesine sebep olduğu gibi, batınî (iç) temizlik de ma'rifet, ilham gibi manevî rızkın artmasına sebep olur. İşte o zaman kalp mes'ud bir hayat ile yaşar, nefsin kötü sıfatları yok olur. Bu da ancak hakîki cihadın neticesinde sağlanır. O halde kim nefis bağından kurtulur, ölümü kendi isteğiyle tercîh ederse o, ebediyyen yaşar.

Kulun, halktan Halika yükselmesi gerekir. Nefsi için ihtiyac-ı tâmmeden, Hakka (Allah'a) bağlanarak tam zenginliğe ermesi icabeder ki, böylece bütün hayırları elde eder ve bütün felaketleri önler. Kul, Allah'a koşup, cemaline vasıl olduğu zaman ve celalini müşahedeye daldığında, Allah'ın -celle celâlüh-:

- "Sen, Allah de (geç) ve sonra onları bırak ki, daldıkları bataklıkta oynaya dursunlar"(2) kavlinin sırrını görebilir.

İnsanın, kendisini tamamen Allah -celle celalüh-'a verebilmesi için:

Önce malı, sonra evladı, daha sonra da nefsi terketmesi gerekir. Bu sebeple Akıllı insan, Allah'ı çok çok zikretmelidir. Zira zikir, iç dünyanın temizlenmesine sebep olduğu gibi kalbin cilalanmasını da sağlar. Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur:

- "Allah -celle celalüh-'ı çok anın ki, felaha kavuşasınız umduğunuzu elde edesiniz."(3)

Kulun Allah'a vasıl olmasından daha büyük felah olabilir mi?


Dipnotlar: 1. Bakara sûresi: 208 2. En'am sûresi: 91 3. Enfal sûresi: 45