Cennet Yolcuları

Cennet Yolcuları

Hadis-i şerifte varid olmuştur ki:

"Allah Teala mahlukatı cem ettiği zaman bir münadi:

- Nerede ehl-i fazilet olanlar? diye çağırır. Ehl-i fazilet hemen kalkıp sür'atle cennete doğru koşarlar. Melekler onları karşılayıp:

- Cennete süratle koşup gittiğinizi görüyoruz. Siz kimlersiniz? derler. Onlar da kendilerinin ehl-i fazilet olduklarını söylerler. Melekler onlara faziletlerinin ne olduğunu sorduklarında:

- Zulme uğradığımızda sabrettik, kötülük gördüğümüzde de affetdik, derler. Melekler de:

- Öyle ise hemen girin cennete, böyle ameller işleyenlerin ecri ne güzeldir" derler.

Sonra bir münadi daha:

- Ehl-i sabır nerededir? diye çağırır. Bir kısım kimseler de kalkıp sür'atle cennete doğru koşarlar. Melekler onları da karşılayıp kendilerine kimler olduklarım sorarlar. Onlar da:

- Biz ehl-i sabrız, derler. Kendilerine neye sabrettikleri sual edildik de:

- Allah'a itaata sabrettik, Allah'a isyan olacak şeylere karşı sabrettik, derler. Melekler de:

- Öyle ise siz de girin cennete!, derler.

Sonra bir münadi daha çağırır ki:

- Nerede birbirlerini Allah için sevenler? Bunu duyan bir kısım zümre hemen kalkıp koşarak cennete doğru giderler. Melekler onları da karşılayıp kimler olduklarını sorarlar. Onlar da, Biz birbirimizi Allah için sevenleriz, derler. Kendilerine bunun ne olduğu sorulunca, Allah'ın rızasını kazanmak uğrunda birbirlerimizi sevdik, cennette de beraber olmak istiyoruz derler.

Yine bir hadisde buyurulmuştur ki: Başına bir musibet gelen kul:

"Biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz" "Allahım uğradığım bu musibete mukabil ecrimi Sen ver ve kaybettiğimden daha hayırlısını ihsan eyle!" derse Allah o musibete mukabil ecrini verir ve kaybettiğinden daha hayırlısını ihsan eder."

Said b. Cübeyr demiştir ki: Uğradığı musibetlere mukabil şu ümmetin nail kılındığı ecre hiç bir ümmet nail kılınmamıştır. Sabır kalb işidir. Allah'ın o işdeki lütuf ve hikmetini anlamağa çalışmak, onun kaza ve kaderine gönülden ram olmaktır. Kul, Allah'ın sahib olduğu mülküne, dahildir. Kul, nasıl olur da malikiyle münazaa, münakaşa eder ve kazasına razı olmaz?

Büyükler demişlerdir ki: Kul, Allah'dan gelen bir musibete sabretmekle mükelleftir ve bu sabırdan ecir alır. Çünkü Allah'dan gelen birşey ancak O'nun adl ü hikmetinin muktezasıdır. Mümin Allah'ın ancak hakkı kaza edeceğine iman ederek kazaya razı olur. Fakat başa gelen musibet zorba kimseler tarafından açıkça zulmedilmek maksadı ile gelmişse ona sabırla mükellef bulunmayıp mukabele etmeli, zulmü def etmeğe, hakkını da temin etmeğe çalışmalıdır. Bu hususda öldürülürse şehid olur. Ayrıca bilmelidir ki gelen her bela insandaki bir şeyi temizler.

İmam Gazali -kuddise sirruhu'l demiştir ki:

Nasihat kolaydır, zor olan onu kabul etmektir. Zira o, hevasına tabi olana göre acıdır. Çünkü yasaklanan şeyler onların kalplerinde sevimlidir. Vaiz ise, ancak hakiki mümine faydalı olabilir.

Allah Rasulünün ümmetine yaptığı nasihatlerden biri de şu mübarek sözleridir:

- Allah'ın kulundan yüz çevirmesinin alameti kulun malayani ile meşgul olmasıdır. Yaratılış gayesinin dışında bir saat ömür geçiren kişi ne kadar, üzülüp pişmanlık duysa sezadır. Kırkını geçen kimsenin hayrı şerriden fazla değilse, Cehennem'e hazırlansın." İşte bu nasihatte ilim sahihleri için yeterli ibret mevcuddur.