Allah Teâlâ buyuruyor:
"Haram ay, haram aya bedeldir. Hurmetler (yani haklar) karşılıklıdır. Onun için kim üzerinize saldırırsa siz de aynı onların saldırdığı gibi üzerlerine saldırın. Fakat Allah'ın koyduğu hududa riâyet edin ve bilin ki Allah takva sâhibleriyle berâberdir.
Allah yolunda mallarınızı harcayın ve kendinizi tehlikeye atmayın. Dâimâ güzel davranın. Allah muhakkak ki iyilik edenleri sever." (Bakara suresi; 194-195)
Bazı hikmet ehline soruldu ki:
-Ölümden daha zor nedir? dediler ki:
-Geldiği zaman ölümü temennî ettiren fitnedir.
Şunu iyi bil ki, Allah -celle celâlüh- bize, kendi yolunda savaşmamızı emretti, tâ ki, Allah yolunda varlığını harcamayı iddiâ eden kimsenin iddiası ortaya çıksın. Allah'ı sevdiğini iddia eden kimse de belli olsun diye, malı sarfederek zekât vermemizi bize emretti. Zirâ Allah yolunda savaş mahabbet-i ilâhiyyenin ölçüsüdür. Çünkü herkes yaratılışı icâbı hayatı ve malı sever. Binâenaleyh, iddiâcıların iddiâsını kesmek için insan, Allah yolunda savaş ve zekâtla imtihan olundu. Zirâ herkes Allah'ı sevdiğini iddiâ etmektedir. İşte cihaddaki sır da budur.
Bu sebeple Efendimiz Hz. Ali buyurmuştur ki: "Gençteki en hayırlı haslet, şecâat ve sehâvettir. Bunlar bibirlerinden ayrılmaz ikizlerdir. Çünkü her cesur cömerttir."
Ebu Eyyub el-Ensârî -radıyal'ahu anh-'in şöyle dediği rivâyet olunur: "Allah dînini azîz ve Resulünü mansur kılınca dedik ki: "Biz ehl ü emvâlimizi terk etdik de İslâmiyyet yayıldı, Allah da Rasulüne nusret verdi. Şimdi artık ehl ü emvâlimize dönüp onlardan zâyi' etdiklerimizi tedârik ve tasviyeye çalışalım." Biz böyle deyince Allah Teâlâ şu âyet-i celîlesini inzâl buyurdu:
"Allah yolunda infaka devam edin ve kendinizi kendi elinizle tehlikeye atmayın" (Bakara, 195)
Yani sizin helâkınıza sebeb olacak bir âile düşkünlüğüne ve bir mal sevgisine tutularak cihâdı terketme âfetine tutulmayınız.
Hadis-i şeriflerde cihadla ilgili olarak şöyle buyurulmuştur:
"Atış yapın, binin, atmanız bana göre binmenizden daha sevimlidir. Kişinin faydasız yere oyalandığı herşey bâtıldır. Fakat kişinin kendi okuyla yâni silâhıyla atış yapması yahut atını terbiye etmesi veya zevcesiyle oynaması böyle değildir. Zira bunlar hakktandır; yâni şerîat nazarında muteber işlerdendir. Kim atıcılığı onu bildikten sonra terkederse onu öğreten muallimine (yahut Allah'a) nankörlük etmiş olur." (Ahmed İbni Hanbel)
"Gözünüzü açın ki, kuvvet atmaktır." (Ahmed ibni Hanbel, İbni Mâce)
Bu hadis-i şerifin râvisi Ukbe -radıyallahu anh- diyor ki: Ben, Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in minber üzerinde "Siz de onlara yâni düşmanlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet, cihâd için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki, bununla Allah'ın düşmanını, kendi düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilemeyip de Allah'ın bildiği diğerlerini korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız ecri size eksiksiz ödenir. Siz asla haksızlığa uğratılmazsınız. (Enfâl; 60) meâlindeki âyet-i kerîmeyi okuduktan sonra üç def'a: "Gözünüzü açın ki, kuvvet atmaktır." buyurduğunu işittim.
Müfessirînin beyanına nazaran "Kuvvet" mefhumu düşmana galebe temînine yarayan bütün esbâb ve vesâile şâmildir.
Zırhlı torpido, denizaltı gemileri, tayyâre, tank, makineli vesait, araba, hayvan, silâh, top, demiryolu, şose, ordu, kışla, depo, istihkâm, yiyecek, içecek, giyecek, harb fenni, fenn, san'at, beden kuvveti, idmanlar, hulâsa herşey kuvvet'e dahildir. Bütün bunları tam bir surette ve olanca gücümüzü sarfetmek üzre vaktiyle hazırlamağa hepimiz şer'an mecburuz.
Ayet-i kerîmedeki "ribâtu'l-hayl" Hakk yolunda muhârebe için bağlanan beslenen atlar demektir. Hakk Teâla Hazretleri kuvvetin ardından tahsîsan hemen atları zikretmiştir. Çünki bu unsur çok esaslı bir harp ve ihtiyâç unsurudur.
"Kim sıdk ve ihlâs ile sağlam ve temiz bir niyyet ile Allah'tan şehîdlik mertebesini isterse Allah onu yatağında ölmüş bile olsa şehidlerin yüksek menzillerine, derecelerine ulaştırır." (Müslim)
"Muharebede düşmana kavuşmayı yani durup dururken sebepsiz muharebe açmayı arzu etmeyin. Fakat onlarla karşılaştığınız zaman artık sebat edin; yâni yüz çevirmeyin!" (Buhari)
"Kim düşmanla savaş etmez, bir gâzî'yi donatmaz yahut bir gâzînin ailesine hayır ve hizmetle bakmazsa, Allah onu kıyamet gününden evvel büyük bir belâ ile musîbetlendirir. (İbni Mâce)
"Kim Allah yolunda bir mücahidi donatırsa kendisi de hakîkaten gazâya iştirak etmiş yâni muharebenin sevâbını kazanmış olur. Kim Allah yolunda savaşan bir adamın ailesine hayır ile vekâlet eder; yâni onların ihtiyaçlarını temin eylerse o da gerçekten gazâya iştirak etmiş muhârebenin ecrini kazanmış olur." (Buharî, Müslim)
Gâzî'yi techîz etmek, donatmak demek onun harbde lâzım olan bütün ihtiyaçlarını tedarik ve temin etmek demektir. Kendisi mükellef olduğu askerlik ve savaş vazîfelerini omuzundan atarak sâdece bir gâzî techiz ile hattâ bin gâzî'yi donatmakla bu tebşîr-i Nebevî'den istifâde etmesi mümkün değildir. Bu donatmak işi herhangi meşru sebeplerle savaş dışı bırakılmış insanlara aiddir. Orduya yapılacak maddî ve mânevî iâneler, yardımlar bu tebşîrin sınırı içindedir.
"Allah yolunda savaşan kimse Allah'ın teminatı altındadır ki, onu ya şehîd olarak sür'atle mağfiret ve rahmetine kavuşturur; yahut gâzî olarak sevap ve ganîmetle memleketine döndürür. Allah yolunda harb eden kimse savaştan dönünceye kadar usanmadan gündüzleri oruç tutan geceleri durmayıp ibadet eden gibidir." (İbni Mâce)
"Kim gazâ ve cihâd etmeksizin cihâdı arzu edipde kendi kendine", "-Keşke ben de mücâhidlerden olsaydım" demeksizin vefat ederse münâfıklık huyundan bir şube üzerine ölmüş olur." (Müslim)