"- Ey îman edenler! Size ne oldu ki: Allah yolunda cihâda gidiniz! denilince siz yerinize yurdunuza bağlanıp ağırlaştınız! Yoksa âhiretten (geçerek) dünya hayatına razı mı oldunuz? Fakat o süflî hayatın kıymeti âhiretin yanında pek az hayırlı olduğu muhakkaktır. Eğer siz (peygamberle) toplu cihâda gitmezseniz Allah sizi çok acıtıcı bir azâb ile cezalandırır. Ve (O bağlandığınız yerinize) sizden başka bir kavim getirir de Allaha hiç bir zarar veremezsiniz! Çünkü Allah'ın her şeye tamâmiyle kudreti yeter." (Tevbe, 38)
Bu âyet-i celîle, şarkî Roma İmparatorluğuna karşı tedafuî olarak açılan TEbûk seferi hakkında nâzil olmuştur. Ve sûre-i Tevbede ilk nâzil olan âyettir.
Bu gazâ, o devirde dünyanın en kuvvetli, şevketli imparatorluğuna karşı ihtiyar edilmiş bulunduğundan bir istisnaya tâbî olmadan umûmî bir seferberlik emredilmiştir.
Tevbe sûresinin âyetleri bütün bu seferin hareket tarzını bildirir. Seferden kaçanların tevbîhini (azarlanmasını) ihtiva eder.
Tebûk seferinde hasta ve fakirler umûmen, mükellef bulunuyordu ve bu emir müslümanlara çok güç gelmişti. Bilâhare şu âyet-i celîle nâzil olarak tahfîf edildi:
"gazâdan âciz bedeni nahif kimselere, ihtiyarlara çocuklara, kadınlara; hastalara, yiyecek içecek, binecek bulamayan fakirlere gazâdan tahallüf ettikleri için günâh yoktur. Bunlar cebhe gerisinde bozgunculuk hareketine karşı Allah ve Resûlullah için nasihat ettikleri müddetçe bunlara da günâh yoktur. Allah bunların günâhlarını yarlıgar, tövbelerini kabul eder." (Tevbe, 91)
Hadis-i Şeriflerde de şöyle buyurulmuştur:
Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-'dan Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:
"Allah yolunda harb eden mücâhidlerin benzeri Allah kendi yolunda cihâd eden kimse (deki gâye) yi çok iyi bilir ya- gündüz oruç tutan ve gece namaz kılan mü'minin mislidir.
Allah, kendi yolunda döğüşen mücâhid için ya şehâdeti suretiyle onu -sorgusuz derhal- cennete koymayı, yahud mücâhidin sevâbla veya ganîmetle beraber sâlimen meskenine dönmesini deruhde etti." (Tecrid-i Sarih Tercemesi 8/29)
İzahı:
Allah kendi yolunda cihâd eden kimsenin maksadını çok iyi bilir fıkrasından murad; mücâhidin Allah adını i'lâ (yükseltme, yüceltme) gibi hâlis bir niyet ile mi yoksa mal tama'l gibi fâsid bir arzu ile mi gazâ meydanına atıldığının Cenâb-ı Allah yanında ma'lum olduğunu beyândan ibarettir.
Mücâhidin, oruçluya teşbih buyurulmasında vech-i şebeh (benzerlik) her ikisinde de nefsi imsâk bulunmasıdır.
Oruçlu nasıl yemekden, içmekden, cinsî münasebetten nefsi imsâk ederse, mucahid de düşmana saldırarak düşmanın savletinden kendini esirger.
Oruçlunun kalbi her zaman Allah ile meşgul olup sevâba nâil olduğu gibi mücâhidin de her zamanı, ecir ve sevâbı müstelzim (gerektiren) hâlis ibadettir.
Tevbe sûresinin bir âyetinde meâlen: Allah yolunda mücâhidlerin ne bir susuzluk, ne bir yorgunluk, ne, bir açlık çekmeleri, ne de kâfirleri gayza getirecek bir mevkii çiğnemeleri, ne de düşmandan bir muvaffakiyete nâil olmaları olmaz ki; mukabilinde kendileri için mutlak bir hâlis amel yazılmış bulunmasın. Çünkü Allah muhsinlerin ecrini zâyi, etmez." (Tevbe: 120) buyuruluyor.
Hadîsin son fıkrasında Allah yolunda cihâd eden mücâhid için şöyle bir ilâhî kefâlet haber veriliyor:
Mücâhid gazâ meydanında şehid olursa Allah'ın inâyeti ile hesabsız azabsız derhal cennete gideceği, şehid düşmez de sâlimen evine döner ise eli boş değil, ya ecr ü sevâb ile, yahud hem sevâb hem de ganîmet ile birlikte döneceği va'd edilmiş bulunuyor.
Enes bin Mâlik -radıyallahu anh-'den Nebî -sallallahu aleyhi ve sellem-'in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur:"Sabahleyin veya akşamleyin herhangi bir zamanda Allah yolunda bir kere cihâd için yürüyüş, hiç şüphesiz dünyadan ve dünyadaki yerlerin hepsinden hayırlıdır."
Askerî terbiyenin en mühim umdelerinden olan sabah ve akşam ta'limleri ve bu sıradaki askerin bütün seyir ve hareketleri de "yürüyüş" tâ'birine dâhil demektir. (Tecrid-i Sarih tercemesi, 8/301)
Ebû Musâ'l-Eş'ârî -radıyallahu anh'den şöyle dediği rivâyet olunmuştur:
Bir kere Nebî sallallahu aleyhi ve sellem'e bir kişi geldi de o, "Ya Resûlallah! bir kısım kimseler ganîmet malı için muhârebe eder, bir kısım kimseler de halk arasında öğülmek için muhârebe eder. Bir kısım insanlar da şecâatde mevkiî görülsün diye cihâd eder. Şu halde Allah uğrunda cihâd eden kimdir?" diye sordu. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-:
"- Kim ki yalnız Allah adı yüce olsun diye cihâd ederse o mücâhidin cihâdı Allah yolundadır." buyurdu. (Tecrid Sarih Tercemesi, 8/324)