Din Gününün Maliki

Din Gününün Maliki

Fatiha Süresi 4. ayeti celîlesinde "O din gününün Malikidir, Hakimidir" buyuruluyor.

Din, şeriat ve itaat manasınadır. Burada ise, Beyzavî'nin beyanı vechile yevm-i ceza (ceza günü, hesap günü) ve dar-ı ahiret (ahiret yurdu) demektir. Yevm-i cezada her umura malik (bütün işlere sahib) ve hakim ancak Allah Teâlâ'dır. O günde her hangi bir şeye muktedir O'ndan başka kimse bulunmadığı beyan edilmektedir.

Dünyada geçici mülk ve saltanat sahibi olarak dünyaya sahib olanların hükümleri onların ölmesiyle bir hayal-i maziden ibaret kalır. Fakat yaptıklarından hesaba çekilecekleri bir gün muhakkak vakîdir o günün yegane malik ve hakimi ancak Allah'dır.

Allah Teâlâ, alemlerin Rabbi ve Halikı olduğunu beyanla dünyaya ve esbab-ı maişete tevessül edenlerin işlerini kolaylaştırmış bilcümle nimetlerim in'am edeceğim beyan etmiş, merhamet-i ilahiyyeden istimdadın lüzumuna işaret buyurmuştur. Zalimden mazlumun intikamını almak üzere yevm-i kıyametin ve ahval-i ahiretin vukuu'na dahi işaret buyurmuştur ki, bu vesile ile erbab-ı isyanı itaata davet etmiştir. Çünkü Yevm-i cezanın vukuuna iman eden bir asinin elbette o günde perişan olmamak için nefsine insaf etmesi lazımdır.

Binaenaleyh, ahirete imanı olmayan kimse her fenalığa cür'et eder ve hiçbir kötülükten çekinmez. Zira, akıbet korkusu yoktur ki fenalığa cür'etden onu men' etsin, fakat Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin, şu beyanı hiç kimsenin hatırından çıkmamalıdır:

"İyiliğin günü geçmez, günah unutulmaz, her şeyin karşılığını veren Allah da ölmez. Dilediğini yap. Fakat aynen karşılığını muhakkak göreceksin.

Cenab-ı Hakk'ın:

"Allah katında yegane din İslâmdır" (Al-i İmran, 19) beyanı o günde tamamen meydana çıkacaktır.

Kişinin İslâm olması, zahiri ve batınî olmak üzere iki kısımdır.

Zahiren islam olmak, lisanıyle ikrar, azalarıyla da amel etmektir ki cesedle alakalıdır.

Batınen islam olmak ise; kalbin ve sadrın nûr-i ilahî ile inşirah duymasıdır (genişlemesi, açılması, ferahlık duymasıdır).

Cismanî müslümanlık cesedin Allah'ın emir ve nehiylerine itaat ve inkıyadını (boyun eğmesini, teslim olmasını) icab etdirir. Ruhanî müslümanlık da kalb ve ruhun ahkam-ı ezeliyyeye, kaza ve kadere iman ve inkıyadını icab etdirir.

Dünyanın ariyet (geçici) meliklerinden birisi eyyam-ı devletinde bir gadab edecek olsa dünyanın harab ve binlerce insanın ölmesine sebeb olur. Sultanlar Sultanının gadabının ne olacağını düşünmek lazımdır ki, Sure-i Meryem'de 90. 91. ayette:

"Onlar Rahman'a çocuk isnad etmelerinden dolayı az kaldı gadab-ı ilahiyyeden semalar parçalanacak yer yarılacak dağlar yıkılıp çökecekdi." buyurulmaktadır.

Allah'a ibadet, taat, alemin sulh ve sükununun sebebidir, teminatıdır.

Bu sebeble dünyanın masalihinin (işlerinin) muntazam devam etmesi için halkın melike, meliklerin de Melikler Melikine itaat ve inkıyad etmesi lazımdır. Çünkü ayet-i celilede:

"Mücerred adl olan mizanları kıyamet gününde ortaya koyarız. Hiç bir kimseye hiç bir şekilde zulüm edilmez." (Enbiya, 74) buyurulmuştur.

Eğer melik adil ve hak üzere ise sağmal hayvanların sürüleri çoğalır ve ekinler bereketli olur. Eğer zalim ise hepsi yok olur ve bereket ortadan kalkar.

Hikaye olunur ki Nuşirevan bir defasında avdan dönerken bir bahçeye uğradı. Oradaki çocuğa:

"Bana oradan bir nar verir misin?" dedi. Çocuk verdi. Nar çok sulu ve güzel olmakla susuzluğunu giderdi. Hoşuna gidince bu bahçeyi sahibinden almağı gönlünden geçirdi. Bir nar daha istedi. Bu defaki nar kuru ve susuzdu. Nuşirevan, bunun sebebini sorduğunda çocuk: "Herhalde melik bir zulme azmetdi. Kalbi katılaştı ve nar kurudu" diye cevap verdi. Nuşirevan çocuğun sözünden uyanarak tevbe etdi ve bir nar daha istedi, bu defaki birincisinden daha güzeldi. Bu defa çocuk: "Her halde Melik tevbe etdi" dedi. Nuşirevan mütenebbih olup bir daha zulüm etmemeğe azmetti. Ve ismi adl ile yadedildi.