Allah Teala Rasülü'ne hitaben, ayet-i celîlelerinde şöyle buyurmuştur:
"De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoru dine Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine iletti." (En'am: 161)
"De ki: İşte benim yolum! Kendimi ve bana tabî olanları Allah'a basiret üzere davet ediyorum." (Yusuf: 108)
" Muhakkak ki sen sırat-ı müstakimi, Allah'ın yolunu gösteriyorsun. O Allah ki semalardakiler ve arzdakiler hep onundur. Biliniz ki bütün işler dönüp dolaşıp nihayet Allah'a varacaktır." (Şûra; 52, 53)
Sırat-ı müstakim, dîn-i kayyimdir. (Dosdoğru dindir). Yani İslam'dır.
Keza sırat-ı müstakim Allah'ın ve Resûlünün yoludur. Nitekim:
"Bizi sırat-ı müstakîme ulaştır! Kendilerine ni'met verdiklerinin yoluna, gadaba uğrayanların ve dalâlete düşenlerin yoluna değil!" (Fatiha Süresi: 6-7)
Sırat-ı müstakîm kendilerine ni'met verilenlerin yoludur ki, bu bütün peygamberlerin yoludur. Onları , sıddîkler, şehitler ve salihler ta'kib ederler.
Allah ariflere ma'rifet; velilere sıdk, rıza, yakin ve safvet (halislik); ebrara hilm ve re'fet; müridlere ibadet zevki; mü'minlere uhuvvet (kardeşlik) lezzeti in'am etmiştir. (nimet olarak vermiştir)
Hadis-i şerifte beyan olunduğu vechile, gadaba uğrayanlar ve la'netlenenler Yahûdilerdir. Dalalete düşenler de Hıristiyanlardır. Bunlar peygamberlerinin tebliğlerini kabul etmedikten başka, Allah'a O'na layık olmayan sıfatlar isnat ettiler, küfürlerinde inat ettiler, niceleri türlü tereddütlerden sonra imana gelip hemen arkasından küfrettiler ve küfürlerinde inat ettiler, bununla kalmayıp peygamberlerini bi gayri hakkın katlettiler. Kimileri "Allah fakirdir, biz ganîleriz" dediler, kimileri "Allah çocuk edindi" dediler, haşa, ve lanetlendiler. Gadab-ı ilahiye uğradılar.
Bunlar peygamberlerine gönderilen vahiy nurunu görmeyenler ve heva-i nefsi yolunda helak olanlardır, beşeriyetlerinin zulümatını ve şeytanlarını taklid yolunda perişan olanlardır. Allah bunlara gadabıyla la'net etmiş, rahmetinden tard etmiştir. Bunlar Hazret-i Muhammed aleyhi's selam'ın müstakim şeriatine, dosdoğru yoluna tabi' olmadıkları için Allah'ın insana layık görüp verdiği Ahsen-i takvimden ve mertebe-i insaniyetten düştüler. Bir çokları hem sûreten hem sîreten maymunlara çevrildiler. Bunlar Kur'an'da sarahatle beyan olunur. (Bakara; 65)
Onlar sırat-ı müstakime yönelmeyince insaniyet derecesinden düştüler ve rububiyetin kendilerine sayısız ni'met ve mühletlerini unuttular, tevhid yoluna girmediler, şeytanı dost edindiler ve ona teslîm oldular. "Hevalarını ilah edindiler" (Casiye; 23) Ahireti unutup dünya ile mutmain oldular. (Kıyame; 20-21) Tevhid etmediler, teslis ettiler. Haşa "Allah üçün üçüncüsüdür" (Maide; 73) dediler. Allah'ı unuttular, Allah da onlara kendilerini unutturdu ve bize onlar gibi olmamaklığımızı emir buyurdu. (Haşr; 19) Kitabının başında da bu en büyük duayı öğretti.
Şu halde İslam, gadaba uğratmadan, dalalete düşürmeden, saadet ve selametle Allah'a götürüp, Allah'ın ni'metlerine karşı Elhamdülillah dedirten apaçık, dosdoğru hak, hakîkat ve istikamet yoludur.
Bu din ile tedeyyünün (dine sımsıkı bağlı olmanın) başı, evvela Allah Teala'yı tanımak, O'na "Ancak Sana ibadet ederiz, her işimizde ancak Senden yardım dileriz" diyerek kemal-i tevhid ile ahd ü misak eylemektir. Ondan sonra kemal-i ihlas ile icabını icraya gayret etmektir. Bunun için cümle hukukun hududunu bildiren ve üzerinde suhulet ve selametle yürümek mümkün olan müstakim şeriate hidayet ve tevfik talep eylemektir.
Bize düşen ihsan ile, yani Allah Teala'yı görüyormuş gibi ibadet etmektir. Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şerifinde:
"İhsan, Allah'ı görüyormuş gibi ibadet etmendir. Sen O'nu görmüyorsan da O seni görüyor." buyurmuşlardır.
Hidayet-i hakikiyye de her an bu duygu ve şuur içinde bulunmak ve bütün hayatını bu inanca göre tanzim etmektir.