Allah Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri:
"Erkek kadın bütün mü'minler (tevhîdde) birbirlerinin velileridirler." (Tevbe sûresi: 71) buyurmuştur. Yani mü'minler tevhîdde birleşmek sûretiyle hem dünyâ ve hem de âhiret işlerinde birbirlerinin yardımcısıdırlar, demektir.
Şüphesiz ki, dîni bağlılık, temeli toprak olan âilevî akrabalıktan daha kuvvetlidir.
Dîn'e hizmet etmek ancak ve ancak bütün İslâm âlemindeki Müslümanların aynı gâye etrafında birleşip aynı duygularla ümmet-i İslâmı ve Şerîatlarını her türlü tehlikeden korumak ve zafere ulaştırmakla mümkündür.
Müslümanlar kendi aralarında Allahü Teâlâ'nın emrettiği şekilde birleşmiyor ve Allah'ın gösterdiği yolun hâricinde bir yol ta'kib ediyorlarsa, Allah muhâfaza buyursun, zilletin çukuruna yuvarlanmışlar demektir.
Bu takdîrde dinlerinin düşmanlarına boyun eğmek onların kabzasına düşmek ve istibdâdları altında yaşamak mecburiyetinde kalırlar.
Allahü Teâlâ Hazretleri Enfâl sûresinin ilk ayetinde:
"Allah'tan korkun ve birbirinizin arasını düzeltin" buyuruyor. Yani, Allah'tan korkun ve Allah'ın gazabını celb edecek münâzaalardan, anlaşmazlıklardan sakınarak, aranızdaki hoşnudsuzlukları izâle edin.
Birbirlerine muhâlefet ettikleri takdîrde elbette ki, aralarında anlaşmazlık ve mücâdele zuhûr edecek ve maksad hâsıl olmayacaktır.
Hak Teâlâ Hazretleri Sûre-i Enfâl 46. âyet-i kerîmesinde de:
"... Birbirinizle nizâlaşmayın! Sonra içinize korku düşerek devletiniz elden gider." buyurmaktadır.
Allahü Teâlâ mü'minlerin kendi aralarında nizâ' ve ihtilâfa düşmelerini menetmekte böyle bir tehlikenin vukûunda şu iki netîcenin zuhûr edeceğini bildirmektedir:
1- Bu hâlin başarısızlık, za'f, soğukluk ve korku husûle getirmesi,
2- Bu yüzden kuvvet ve azametin, şevket ve salâbetin elden gitmesi.
Şu halde, ancak kalbler ve gayeler birleştiği zaman nusret ve selâmete ulaşılır, dilekler kemâliyle tahakkuk eder.
İşte bunun içindir ki, Hak Teâlâ Hazretleri insanların günde beş defa mescidlerde bir araya gelmelerini ve haftada bir defa camide toplanmalarını, senede iki defa bayram münâsebeti ile bir mekânda cem olmalarını ve ömürlerinde bir defa da Hac vesilesiyle bütün beldelerden gelip Beytullah'ın etrâfında birleşip Arafâtta hep birlikte vakfeye durmalarını emetmiştir.
Hak Teâlâ Hazretleri mahlûkâtını; nezîh Şerîat-i Muhammediyye'ye tâbi olmak Onun kânunlarını ve dîn kardeşliğinin ihtivâ ettiği hakîkatları korumak, söz ve kalb birliği ile Muhammed Ümmetinin bütün ferdlerinin haklarını emniyet altına almak sûretiyle kendisinin bilinmesi, ubûdiyyetin tahakkuku ve Rubûbiyet haklarının yerine getirilmesi için yaratmıştır.
Böyle birbiriyle yardımlaşmak ve anlaşıp birleşmekteki asıl gâye de budur.
Bunun içindir ki Hak Teâlâ Hazretleri mü'minlere:
"...İyilik ve takvâda yardımlaşın, fenâlık ve düşmanlıkta yardımlaşmayın!." (Mâide sûresi, 2) buyurmuştur.
Peygamberimiz -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadîs-i Şerîflerinde:
"Birbirinize hased etmeyin, birbirinizi helâke sürüklemeyin, birbirinize buğz etmeyin, kardeşçe Allah'a kul olun!" buyurmuştur.
Hak Teâlâ Hazretleri Şûrâ sûresi, 38-39. Âyet-i Kerîmesinde:
"Onlar ki Rabları için dâvete icâbet etmekte ve namazı kılmaktadırlar, buyrukları da aralarında şûrâdır (danışıklıktır). Kendilerine kısmet ettiğimiz rızıklardan onlar masraf da verirler. Ve onlar ki kendilerine bağy (haklarına tecavüz) vaki olduğu vakit yardımlaşır, onlar öcünü alırlar." buyuruyor.
* * *
Câhiliyet devrinde kabîleler arasında rakibleri olan diğer kabâilin tecâvüzünden kendilerini sı yânet için ahd ü peymân akd olunurdu. Ve buna Hılf denirdi. (Cem'i ahlâf'tır.)
Eyyâm-ı Arabda hılf'in asîlâne şekilleri olduğu gibi çirkin safhaları da var idi. Bu cihetle Rasûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri Câhiliyet devrinin hılfine mukâbil bir uhuvvet-i Dîniyye tesis buyurdu.
İslâm Muhâcirleri bütün emvâlini Mekke'de bırakarak Medine-i Münevvere'ye hicret etmişlerdi. Medinede Ensâr-ı Kirâm, Medîneye hicret eden bu dindaşlarını evlerine alıp misâfir etmişlerdir.
"Ensâr, kendileri için şedîd bir ihtiyâç olsa bile Muhâcirîn'i nefislerine tercih ederlerdi" (Haşr sûresi: 9) Kavl-i Şerif'i mucibince Ensâr-ı Kirâm Muhâcirîn'e son derece âlîcenâbâne müsâfirperverlik gösteriyordu.
Fakat bu misâfirlik hali uzun zaman bu sûretle devâm edemezdi. Mekke'de her biri servet ve iş güç sâhibi olan bu muhâcirlere atıyye ve âtıfetle imrâr-ı hayât etmek güç geliyordu.
Mescid-i Seâdet'in inşâsını müteâkib Rasûl-i Ekrem -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- Efendimiz bir gün Enes İbn-i Mâlik'in evinde Muhâcirîn ile Ensârdan doksan Sahâbî arasında ikişer ikişer kardeşlik akd etti.
"Muâhât", diye bilinen karşılıklı kardeşleşme tarihte eşi ve örneği gösterilemeyen bir hâdise-i ictimâiyyedir ki, hiç bir millette bu birlik görülmemiştir.
Ramazanoğlu Mahmud Sâmî (Musâhabe - 1, s. 16 - 22)