Hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor:
• “Dînin medâr-ı kıyâmı ve direği nasîhattir. İhlastır, samîmiyettir.” Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu cümleyi üç defâ tekrar etti. Dedik ki:
“Yâ Rasûlallah bu nasîhat kimedir?”
Buyurdular ki:
“Allah’a, Rasûl’üne, müslümanların imamlarına ve umûm halkadır.” (Buhâri)
Allah’a nasîhat, onun birliğine sağlam îtikad, ibâdet ve tâatında tam ihlâstır. Rasûlüne nasîhat, onun risâlet ve nübüvvetini tasdîk, şerîatını hüsn-i kabûl, emir ve nehyine inkıyaddır. Kitabına nasîhat, Kur’ân-ı Kerîm’i tasdîk ve hükümleriyle ameldir. Müslümanların imamlarına yani devlet reislerine nasîhat, meşrû olan emirlerine itaattır. Âmmeye nasîhat ise herkesi doğru yola irşad ve hayra delâlet etmektir.
* * *
• Ebû Mûsa el-Eş’ârî - radıyallahu anh-’ten şöyle dedi:
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’e bir adam geldi ve dedi ki:
- Yâ Rasûlallah! Adam var ganîmet için savaşır; adam var şan ve şöhret için savaşır; adam var görülmek yani gösteriş için savaşır; bunlardan hangisi Allah yolundadır?
Risalet-meab -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:
- Kim, Allah’ın dediği; yalnız onun dediği üstün olsun diye döğüşürse işte onun savaşı Allah yolundadır. (Buhâri, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî)
* * *
• Ebû Hureyre -radıyallahu anh-’ten dedi ki:
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’in şöyle buyurduğunu işittim:
- Kıyâmet gününde aleyhinde ilk hükmedilen insanlar şunlardır:
1. Şehîd edilmiş kimsedir. O, Allah’ın huzûruna getirilir. Allah kendisine olan nîmetlerini anlatır; o da bunları îtiraf eder.
Cenâb-ı Hakk:
- Öyleyse bunlara karşı ne yaptın, der. Adam:
- Senin uğrunda şehîd edildim, der.
Allah buyurur ki:
- Yalan söyledin ancak sen, “cüretli ve cesur” denilsin diye savaştın. Gerçek öyle de denildi. Onun hakkında emredilir ve ateşe atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir.
2. İlim öğrenen, başkalarına da öğreten, Kur’ân da okuyan adamdır. O huzûra getirilir, Allah kendisine olan nîmetlerini anlatır. O da îtiraf eder. Cenâb-ı Hakk:
- Bunlara karşı ne yaptın, der. Adam:
- İlim öğrendim, onu başkalarına da öğrettim; senin uğrunda Kur’ân dahî okudum, der.
Allah buyurur ki:
- Yalan söyledin, sen ilim öğrendin, “âlimdir” denilsin diye, Kur’ân okudun, “o kârîdir” yani kıraat ehlidir denilsin diye, hakîkat öyle de denildi. Sonra hakkında emrolunur o ateşe yani cehenneme atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir.
3. Cenâb-ı Hakk’ın kendisine genişlettiği, malın her nevinden kendisine verdiği adamdır. O getirilir Allah ona olan nîmetlerini anlatır; o da bunları îtiraf eder. Cenâb-ı Hakk:
- Öyleyse bunlara karşı ne yaptın, der. Adam:
- Hakkında infak edilmesini emir buyurduğun hiçbir yol bırakmadım. İlla malımı senin yolunda harcadım, der.
Cenâb-ı Hakk:
- Yalan söyledin, ancak onları “cömerttir” denilesin diye yaptın. Filhakîka öyle de denildi. Sonra hakkında emredilir ve cehenneme atılıncaya kadar yüzüstü sürüklenir. (Buhâri, Müslim)
* * *
• “Kim Allah yolunda velev devenin bir ayak bağı kadar cüz’î bir menfaat sağlamaktan başka bir şeye niyet etmeyerek yani maddî herhangi bir faydayı düşünerek muhârebe ederse onun nasîbi ancak niyet ettiği o şeydir. O Allah’ın hiçbir sevabına kavuşamaz.” (Ahmed bin Hanbel)
* * *
• “İnsanlar ancak niyetlerine göre ba’s olunur. Yani kabirlerinden kaldırılır.” (İbn Mâce)
• “Kim bir hayra delâlet ederse onu işleyen gibi ecir alır.” (Ahmed İbni Hanbel)
• “Hisbesiz bir ecir ve sevap yoktur. Niyetsiz bir amel de makbul değildir.” (Deylemî)
Hisbe, yapılan hayırlı işlerden dolayı insanlardan hiçbir takdir ve mükâfat beklememek, vazîfeyi sırf vazife olduğu için Allah’ın rızâsını tahsil maksadıyla yapmaktır.