Allah -celle celâlûh- şöyle buyurmuştur:
"Allah, mülkünü kime dilerse ona verir."
Şüphesiz ki: İlahî nazar bir taşa taalluk etse onu cevher yapar, dikene taalluk etse gül ve çiçek yapar. O halde hükmünde Allah'a itirazda kimse bulunamaz. O'nun kaza ve kaderini reddedecek de yoktur, insanlar kendi aralarında yükseltseler de Allah'ın alçalttığı kimse alçaktır. İnsanlar hakîr görseler de Allah'ın yücelttiği kimse yücedir. Akıllı kimse bu gibi misalleri düşününce vicdanında insaf ve sükut belirir. İşi, ölmeyen Allah'a bırakır. Hakk'ı söyleyen Allah, doğruyu gösteren yine O'dur.
Rivayete göre Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Ebû Hüreyre'ye vasiyetinde şöyle demiştir:
- Ya Eba Hüreyre! Sen, bir takım kavmin yoluna gir ki, insanlar, korku ve dehşete kapıldıkları zaman onlar titreme. Cehennem'den eman istediklerinde onlar korkmazlar. Ebû Hüreyre:
- Onlar kimdir ey Allah'ın Rasûlü! deyince, Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
- Onlar, ahir zaman benim ümmetimden bir topluluktur ki kıyamet gününde, peygamberler gibi haşrolunacaklar. Onları görenler, hallerinden, onları peygamber zannedecekler. Nihayet ben onları tanıyacağım, ümmetim, ümmetim! diyeceğim. O zamanda diğer insanlar da onların peygamber olmadığını anlayacaklar. Onlar Sırat köprüsünü, şimşek veya rüzgar gibi geçeceklerdir. Nurlarından, dünya bağlısı kişilerin gözleri dönecek. Dedim ki:
- Ey Allah'ın Rasûlü! Bana da onların ameli gibisini emret ki, belki onlara katılabilirim. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdular ki:
- Onlar, çetin bir yola girdiler: Allah onları doyurduktan sonra onlar açlığı, giydirdikten sonra açıklığı, suya kandırdıktan sonra susuzluğu tercih ettiler. Bütün bunları, Allah'ın yanındaki ni'metleri umarak, terkettiler. Hesâbından korkarak helali bile terkettiler. Dünyada bedenleriyle bulundular. Dünyanın herhangi bir şeyi ile iştigal etmediler. Melekler, peygamberler onların Allah'a olan taatlerine hayret ettiler. Onlara müjdeler olsun. Ben de istiyorum ki, Allah Teala benimle onların arasını cem'etsin. Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- böyle söyledikten sonra, onlara hasret duyduğu için ağladı ve şöyle buyurdu:
- "Cenab-ı Allah ehl-i arza azab murat edip de, onlara nazar ederse, azabı onlardan başkasına çevirir. Ey Eba Hureyre! Onların yoluna sarıl!"
- Allah'ın selam'ı, rahmet ve bereketi onların üzerine olsun. Allah'ım bizi de onlara katılanlardan eyle! Amin.
Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur:
"Eğer Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmı ile önleyip, savmasaydı yeryüzü fesada uğrardı..." (Bakara: 251)
Bu ayetin tefsirinde denildi ki: Allah Teala mü'minler ve iyi kullarla, kafir ve facirleri önleyip, savmasaydı, yeryüzü ve içindekiler helak olurdu. Fakat Allah mü'min kul sebebi ile kafiri, salih kul sebebiyle de faciri önleyip, savar.
Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
- "Şüphesiz ki Allah Teala salih müslümanla komşu evler halkından 100 kişiden belayı savar."
Sonra Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem yukarıdaki ayeti okudu.
Burada mülke hakim olmanın faziletine tenbih vardır. Zira bu hakimiyet olmasa dünyanın düzeni bozulur. Bu sebeple: "din ve mülk ikizlerdir" denilmiştir. Binaenaleyh birinin yükselmesi diğerinin yükselmesi demektir. Çünkü din esas, mülk bekçidir. Esası olmayan şey yıkılmış, bekçisi olmayansa zayi' olmuştur. İnsanlar, peygamberlerin hüccetleri zahir olmasına rağmen, riyaset altına girmiyorlardı. Dolayısı ile gerek lisanla (tebliğ, davet) ve gerekse kılıçla mücahede etmek ihtiyacı beliriyordu. Bu vazife peygamberler ve onlara tabi olanlar tarafından yerine getiriliyordu. Sonra peygamberler ve onlara tabi olanların belirli ecelleri sona erip, bu dünyadan göçünce, her asırda dini müdafaa ve cihad edecek halîfeleri olması gerekti. işte Allah'ın insanların bir kısmı ile diğer kısmını önleyip, savması budur.