Dini Anlamak

Dini Anlamak

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyuruyor:

Allah kime hayır dilerse onu dinde fakih kılar. Yani onu dînin inceliklerinden nasîbli eder. Yahut İslâm Hukuku’nda bilgili yapar. (Taberânî)

`

“İnsanlara muhtaç oldukları faydalı ilimleri öğretin. Fakat bu bâbda kolaylık gösterin, güçlük göstermeyin, müjdeleyin, ürkütmeyin; nefret ettirmeyin, herhangi biriniz öfkelendiği vakit sükût etsin.” (Buhârî)

`

“İlim öğretin; fakat unf ve şiddet göstermeyin! Zîra güler yüzlü muallim sert olandan hayırlıdır.” (Beyhakî)

`

Kim kendisine ilmî bir mesele sorulur da onu gizler, söylemez ise Allah, onun ağzına kıyâmet günü ateşten gem vurur. (Tirmizî)

`

“Kim bilgisizliğine, ehliyetsizliğine rağmen fetvâ verirse gökdeki ve yerdeki melekler ona lânet eder.”

`

“İlmi kitabetle; yani yazarak bağlayın.”

Yazıya alınmayan, kitab haline gelmeyen bilgiler ürkek kuşlar gibi uçup gider. Mütalaa edilen ilmî eserlerin faydalı ve özlü yerlerini not defterlerine kaydetmeli, bunları saklayıp tekrar tekrar gözden geçirmeli. Bunlar en kıymetli bilgi kaynaklarıdır. Bununla beraber bilgilerin, herkesin faydalanması için kitap halinde neşredilmesi elzemdir.

`

“Şüphesiz ki, Allah Teâlâ şu kitap sebebiyle; yani Kur’ân’a îmân; ona göre amel edip etmemek bakımından bazı kavimleri, yükseltir ve o sebeple diğerlerini de alçaltır. (Müslim)

`

Dînin medâr-ı kıyâmı ve direği nasîhattir. İhlastır, samîmiyettir.

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu cümleyi üç defâ tekrar buyurdu. Dedik ki:

“Yâ Rasûlallah bu nasîhat kimedir?”

Buyurdu:

Allâh’a, Rasûl’üne, müslümanların imamlarına ve umûm halkadır. (Buhârî)

Allâh’a nasîhat, onun birliğine sağlam îtikad, ibâdet ve tâatında tam ihlâstır. Rasûl’üne nasîhat, onun risâlet ve nübüvvetini tasdîk, şerîatını hüsn-i kabûl, emir ve nehyine inkıyaddır. Kitabına nasîhat, Kur’ân-ı Kerîm’i tasdîk ve hükümleriyle ameldir. Müslümanların imamlarına yani bugünkü tâbirle devlet reislerine nasîhat, meşrû olan emirlerine itaattır. Âmmeye nasîhat ise herkesi doğru yola irşad ve hayra delâlet etmektir.

`

Ebû Mûsa el-Eş’ârî - radıyallahu anh-’ten şöyle dedi:

Rasûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem-’e bir adam geldi ve dedi ki:

Ğ Yâ Rasûlallah! Adam var ganîmet için savaşır; adam var şan ve şöhret için savaşır; adam var görülmek yani gösteriş için savaşır; bunlardan hangisi Allah yolundadır?

Risalet-meab -sallallâhu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:

Ğ Kim, Allâh’ın dediği; yalnız onun dediği üstün olsun diye döğüşürse işte onun savaşı Allah yolundadır. (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî)

`

Hisbesiz bir ecir ve sevap yoktur. Niyetsiz bir amel de makbul değildir. (Deylemî)

Hisbe, yapılan hayırlı işlerden dolayı insanlardan hiçbir takdir ve mükâfat beklememek, vazîfeyi sırf vazîfe olduğu için Allâh’ın rızâsını tahsil maksadıyla yapmaktır.

Ramazanoğlu Mahmud Sâmi, Musâhabe-5, s. 8-26