Rasül-i ekrem sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz, Muaz bin Cebel radıyallahu
anh'ı bir kavmi irşada memur olarak göndermiş ve:
- Kavm efradı muhtelif mes'eleler irad ederlerse ne yapacaksın? diye sormuştur. O da:
- Kur'an-ı Kerim'e müracaat ederim.
- Kur'an'da bulamazsan ne yaparsın?
- Ehadis-i Nebeviyyenize müracaatla cevab veririm.
- Onda da bulamazsan? buyurulduğunda:
- İçtihadıma müracaat ederim, diye cevap verince Efendimiz:
- Elhamdülillah, buyurmuşlardır.
Bir mümin şer'i şerifteki noksanlarını daima sormalıdır. Nitekim nasıl bir bağı ve tarlası olan bir kimsenin ziraata müteallik hususları daima ehil ve erbabından sorup öğrenmesi lazım geliyorsa, dini mes'elelerdeki noksanları da öylece öğrenmeğe gayret etmelidir.
Her asırda neşr-i din vazife-i mukaddesesi ulemayı zahir ve batının uhde-i liyakatlarına tevdi ve tahmil buyurulmuştur.
Ulemayı zahir ve batının bu mühim vazifeleri umumun menfaatına hizmet edeceğinden faidesi yalnız kendi nefsine münhasır kalan abid'den onların derecesi daha yüksek ve daha hayırlıdır.
İşte bu hikmete mebni Rasülullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretleri, Hazreti Ali kerremallahu vecheh Efendimize:
- Ya Ali! Senin delaletinle Cenab-ı Allah'ın bir şahsı hidayete ulaştırması dünya ve içindekilerin senin olmasıdan daha hayırlıdır. buyurmuştur.
Ebu Zer radıyallahu anh rivayet eder.
Rasul-1 Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurmuştur:
"Ya Eba Zer! Sabahladıkda Kitabullah'tan bir ayet öğrenmek sana yüz rik'at nafile namaz kılmaktan hayırlıdır. Ve sabaha girip ilimden bir bab öğrensen sana bin rik'at namaz kılmaktan hayırlıdır."
Abdullah İbni Ömer radıyallahu anh, Rasülullah sallallahu teala aleyhi ve sellem'den rivayetle buyurmuştur ki:
"İbadetin efdali fıkıh ilmim öğrenmek ve diyanetin efdali perhizlikdir. Yani haram şeylerden sakınmaktır.
Nitekim hadis-i şerifte:
"Haram olan şeylerden hazer et, nas'ın en abidi olursun." buyurulmuştur.
Ayet-i celilede şöyle buyurulmaktadır:
"Allah'tan kulları içinde ancak alimler korkar." (Fatır, 28) Hadislerde de:
- Erkek ve kadın her müslim için ulûm-i diniyyesini taleb edip öğrenmek farzdır.
- Veleuki Çin'de dahi olsa ilim taleb ediniz, buyurulmuştur.
Binaenaleyh her belde ve her kabilede mesail-i Diniyye'yi talim edecek bir alimin bulundurulması farz-ı kifayedir. Eğer bulundurulmazsa halkın cümlesi günahkar olur.
Fakat her müminin ilm-i halini feraiz-i diniyyesini kendisi öğrenmesi ise farz-ı ayn olduğundan ilm-i halini öğrenmeyen kimse de günahkar olur. Çünkü İslam diyarında cehalet mazeret sayılamaz.
Hazreti Musa aleyhisselam hasta olunca Cenab-ı Hakk'tan deva istemiş, Hak celle ve ala Hazretleri "Şu nebat şifadır!" diye ilacını beyan buyurmuştur. Musa aleyhisselam o devayı kullanmış. fakat iyi olmamış. Yine Cenab-ı Hakk'a müracaat etmiş, keza aynı deva beyan buyurulmuş, kullanmış yine iyi olmamış. Üçüncü müracaatında, filan kimseye gitmesi beyan buyurulmuş. O tabibe gittiğinde evvelce tarif buyurulan aynı ottan ilaç tavsiye etmiş. O da ilacını tabibin tarifi veçhile kullanmış ve şifayab, olmuş.
Musa aleyhisselam demiş ki:
- Ya Rab! Evvelce de aynısını kullandım. İyi olmadım. Bu tabibin aynı devayı tarifi veçhile yaptım, iyi oldum. Bunun hikmeti nedir? Buyurulmuş ki:
- Ya Musa! Her kulum hastalandığında bana müracaat edemez. Her ilmin, san'atın tahsili için ehline müracaat lüzumu vardır. Bu hikmete mebni tabibin tarifinden istifade ettin.
Nitekim bir hadis-i şerifte:
Her san'at için ehil ve erbabın yardımını isteyiniz!" buyurulmuştur.