Dost-Düşman

Dost-Düşman

Allah Teala mealen buyuruyor:

"Ey mü'minler! Kendi kardeşleriniz olan mü'minlerin dûnunda kafirleri dost ittihaz etmeyin! Kafirleri dost ittihaz etmekle Allahü Teala için aleyhinize açık ve zahir beyyine, hüccet kalmak mı murad edersiniz? Ve bu sebeple nefsinizi nar'a müstahak kılmak mı istersiniz?" (Nisa, 144)

"Ey mü'minler! Yehûd ve Nasara'yı dost ittihaz etmeyin! Zira onların ba'zısı ba'zısının dostudur. Ve eğer sizden bir kimse onları dost ittihaz ederse o kimse onların zümresinden ve Allah'ın sevmediği kullarından olur. Zira Allahü Teala zalim olan kavmi doğru yola isal etmez." ( Maide, 51)

Ka'bü'l-Ahbâr'ın rivayetine nazaran Cenab-ı Hak Azze ve Cell iki kelimeyi Arşu'r- Rahman altında yazdırdı.

Birincisi: "Bir adam iyilerin amelleri gibi amel işlese ve fakat iyilerin amelleri gibi amel etmekle beraber kötülerle arkadaş olsa, onun sevablarını günahlar kılıp o adamı kötülerle haşr eylerim."

İkincisi: "Ve eğer bir adam da kötülerin ameli gibi amel işlese, sonra tevbe etse kötülerin amelleri gibi amel etmekle beraber iyilerle arkadaş olsa onun günahlarını sevablar kılıp o adamı iyilerle haşr eylerim."

"Ey iman edenler! Eğer küfür ve inkar edenlere itaat ederseniz, sizi ökçelerinizin üstünde (gerisin geri küfre) çevirirler de (dünyada ve ahirette) büyük zarara uğrayanların haline dönersiniz. Hayır!.. Sizin Mevlânız, yardımcınız Allahü Teâla'dır. Halbuki Allahü Teala yardım edicilerin hayırlısıdır." (Al-i İmran: 149-150)

Binaenaleyh, bütün işlerinizde ve bilhassa muztar olduğunuz zamanlarda Allahü Teala'dan yardım talep edin. Zira düşmanların şerrini sizden def edecek O'dur. O'ndan gayrı bir Mevla yoktur.

İtaat ile murad, onlarla müşaveredir, ve sair husûsatta emirlerine itaattir.

Ayetteki hüsran, dünya ve Ahiret'e şamildir. Dünyada hüsran; kafîrlere itaat ve tezellül ve düşmana arz-ı ihtiyaç etmek gibi şeylerdir. Düşmana boyun eğmek, enva-ı zilleti cami'dir. Ahirette hüsran; cehenneme girmek ve cennetten mahrum olmaktır.

Diğer hadis-i şerifte:

"Bir kimsenin hubbu ve buğzu ve i'tası ve men'i, lillah (Allah için) olduğu vakitte iman-ı Kamil olmuş olur."

Deylemî rivayetiyle Hadis-i Şerifte gelmiştir ki:

"Ehl-i maâsiye buğz eylemekle Allahü Teala'ya takamül edin! Ve onlardan baîd olmakla Hak Teala'ya karîb olun." diye buyurulmuştur.

Eğer kafirler, fasıklar Hak Teala'nın a'dası ve mebğuzu olmasalar idi, buğz-i fillah vacibat-ı dinden olmazdı. Ve efdal-i mukarribat ve müstekmil-i imandan olmaz ve velayat ve rıza ve kurb-i Hak Subhanehu'nun husûlüne sebeb olmazdı.

Ebu Nüaym Hilyesinde, İbn-i Mes'ûd'dan rivayet ettiği Hadis-i şerifte şöyle gelmiştir:

"Enbiya Aleyhimü's-Selamdan bir Peygamber'e vahy olunup zamanında mevcûd olan bir abid'e varıp anlattı ki:

Dünyada senin zühdün ukbada rahat-ı nefsin içindir. Cenab-ı hakkın senin üzerinde olan amelini tahsil eyledin mi? dedikte:

Abid:

- O amel nedir? deyince cevaben:

- Evliyaullah'a müvalat ve muhabbet ve a'daullah'a adavet eylemektir, dedi.

Elhak ki, muhbûbun dostlarına muhabbet ve düşmanlarına adavet eylemek muhabbetin levazımındandır. Muhibb-i sadikın dostlan kendi nazarında güzel görünür, düşmanları da bed görünür.

Bir kimse kimin hakkında muhabbet davası ederse eğer onun düşmanlanndan teberri ey-lemediyse makbul değildir. Teberri etmezse onu münafıklardan başka bilmezler.

Talib-i Hak Celle ve Ala'ya bu teberri zarurî lazımdır.

Hak Teala ve Tekaddes Hazretleri buyurur ki:

"Her kim ki kafirlerle müvalat ve dostluk ede, o kimse Hakkın velâyetinden ve dostluğundan hiç bir şey de değildir." (Al-i îmran, 28) Yani Hak Teala'nın velayetinden tamamiyle münselihtir (çıkmıştır) . Çünkü müvalat ile müadat bir şeyde cem' olmaz.

Her kim ki Hak Sübhanehu ve Teala Hazretlerinin muhabbeti davası üzerindedir. Fakat onun adasından teberri eylememiştir, o kimse davasında kazibdir.