Duâdan Murad Nedir?
Duâ eden kimse kendisinin muhtaç olduğunu ve matlûbunu tahsilden âciz bulunduğunu bilerek Allah Teâlâ hazretlerinden muhtaç olduğu şeyi istemesidir. Bazı kimseler Cenâb-ı Hakk’ın kazâ ve kudretine rızâ gösterip sükût eylemeyi duâ üzerine tercih etmişler ise de ekserî muhakkıkîn bilcümle umûr-ı dünyeviye ve uhreviyenin birer sebebe bağlı olduğunu ve müstecâb duânın da bu sebeplerden biri bulunduğunu beyân ile duâyı terketmekliği, kazaya rızâ göstermek maksadıyla yemek yememek, hastalandığında ilâç almamak ve muhârebe zamanında silâh isti’mal etmemek gibi gayr-ı mâkul ve meşrû olmayan bir fiili irtikâb etmeye teşbih etmişlerdir. Husûsiyle, duâ etmek Cenâb-ı Hakk’a arz-ı ihtiyâç ve ilticâ eylemek de müstakıllen bir ibâdet makamına kâim olacağından lisânen duâ etmek ve kalben de Cenâb-ı Hakk’ın kazâ ve kaderine râzı ve teslim olmak evlâ ve ercahtır. Şu kadar ki duânın en mühim şartı helâl lokmadır. Bir hadîs-i şerîfte ibâdât ve tââtın onda dokuzunu helâl lokma yemenin teşkil ettiği beyân buyurulmuştur.
Duâ için Müstecâb Zamanlar
Her gün için gecenin sülüs-i âhiri ve seher vaktidir. Seherin fazîleti hakkında hadîs-i sahîh mevcuttur. Kezâ Cumâ günü de duâ için şerefli gündür. Binâenaleyh
Cuma günleri duâlarımızı sâir günlere nisbetle artırmak lâzımdır. Kezâ şerefli vakitler olan Kadir gecesi, Berât gecesi, arefe günleri, Şehr-i Ramazan ve sâir mübârek gecelerde rahmet-i ilâhiyenin nüzûl ettiği vakitler ve cemâat-ı kübrâ ile kılınan namazlarda husûsiyle kalbin rakîk, münşerih ve duâya istekli bulunduğu zamanlarda ilhâh ile duâlara devam etmemiz lâzımdır.
Beddua
Duânın en mühim şartı evvelce de söylediğimiz veçhile helâl lokmadır. “Bir kimse şefâat-i hasene ile şefâat ederse o şefâatten kendisi için nasîb olur.
Eğer bir kimse şefaât-ı seyyie ile şefâat ederse o şefâatin vizr ü vebâlinden o kimse için nasîb vardır. Allah teâlâ hazretleri şefâat-ı haseneden ve seyyieden her şey üzerine cezâ vermeye muktedir oldu ki, hiçbir seyyieyi cezâsız bırakmaz.” (Nisâ Sûresi, 85)
Bu âyet-i celîlede şefâat-ı hasene ile murâd: Rasûlullah (s.a.v.)’in mü’minleri, emr-i hayr olan kıtâle teşvik buyurması mânâsına olduğu gibi mü’minlerden bazıları da mücâhedeye rağbet ettiklerinde hazırlıkları olmadığı cihetle bazı mü’minler ağniyâya şefâat ettiklerinden onlardan sâdır olan şefâat olmak ihtimaline de mânâ verilmiştir. Her hangi mânâ murâd olunursa olunsun emr-i hayra delâlet ve şefâatın cümlesine şâmildir.
Nîmetullah Tefsîri’ne nazaran şefâat-i hasene ile murâd, hukukullâha ve hukuk-ı ibâda riâyet etmekle beraber hayra terğîb ve şerden teb’îd ve nefsine menfaat kastetmeksizin rızây-ı ilâhî için vâkî olan şefâattir. Kezâ mü’minlerin birbirlerine hayır ile duâ etmeleri ve bir kimsenin gıyâbında menfâatına, iyiliğine sâ’y eylemek ve mazarratını def ’e çalışmak da şeâat-ı hasene kabîlinden olduğu tefsir edilmiştir.
Tefsîri Hâzin’e nazaran şefâat-ı seyyie ile murâd; bir kimsenin mazarratına sa’y etmek, yahut nâs arasında adâvet ve fitne uyandırmak için söz taşımak, veyahut mü’minlerin aleyhine bedduâ etmek gibi şeylerdir. İşte, şefâat-ı seyyie eden kimse, âhirette onun vizr ü vebâlinden nasîb göreceği gibi dünyada dahî yaptığı şefâat-ı seyyie ve bedduânın kötülük ve zararını göreceğine bu âyet-i celîlede delâlet vardır.
(Musâhabe-3, s.207- Erkam Yayınları)