Halid bin Velid -radıyallahu anh- rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte şöyle diyor:
Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimize bir adam gelerek:
– Ya Resûlallah! Sizden hem dünya hem de âhirette kâfî gelecek beni müstağnî kılacak bazı şeyler istirham edeceğim, dedi.
Ve Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- de:
– İste ne arzu ediyorsan, buyurdular ve aralarında şu muhâvere cereyan etti:
– İnsanların en âlimi olmak istiyorum.
– Allah’dan kork, insanların en âlimi olursun.
– İnsanların en zengini olmak istiyorum.
– Kanâat et, insanların en zengini olursun.
– İnsanların en hayırlısı olmak istiyorum.
– İnsanlara faydalı olan kimse onların en hayırlısıdır.
– İnsanların en âdili olmak istiyorum.
– Şu halde kendin için arzuladığını insanlar için de arzula.
– İnsanların en hâssı olmak istiyorum.
– Allah’ı çok zikret, onların hâssı olursun.
– Muhsinlerden olmak istiyorum.
– Şu halde ahlâkını güzelleştir, imanın kemâle ersin.
– İtaatkârlardan olmak istiyorum.
– Allah’ın farz kıldığı şeyleri yerine getir, muti olursun.
– Allah’ın rızâsına mazhâr olmak istiyorum.
– Kendine ve Allah’ın mahlûkatına karşı merhametli ol.
– İnsanların en kuvvetlisi olmak istiyorum.
– Allah’a dayan ve ona tevekkül et; insanların en kuvvetlisi olursun.
– Duâmın kabul olmasını istiyorum.
–Harâmdan ictinâb et!
– Allah’ın insanlar arasında beni rüsvây etmemesini istiyorum.
– İnsanlar arasında rüsvây olmamak için dilini ve tenasül uzvunu muhâfaza et, buyurmuşlardır. Bir rivayette; namusunu ve kötü huylarını düzelt, buyurmuşlardır. (Kurtubî)
* * *
Hadis-i şerifte varîd olmuştur ki:
«Cenâb-ı Allah, kıyamet gününde mahlûkatı topladığında bir münâdî şöyle seslenir:
– Karşılıksız iyilik yapanlar nerede?
İnsanlardan bir cemâat kalkar, sür’atle cennete doğru yürür ve melekler onlara yetişip şöyle derler:
– Biz sizin sür’atle cennete koştuğunuzu görüyoruz, siz kimsiniz? Onlar da derler ki:
– Karşılıksız iyilik yapanlarız.
Melekler tekrar:
– Sizin karşılıksız iyi davranışlarınız nelerdir, diye sorarlar. Onlar da:
– Biz zulme uğradığımızda sabrettik, bize bir kötülüğü dokunanı affettik, derler. Onlara:
– Giriniz cennete, denilir. Böyle hareket edenlere ne mutlu!..
Sonra bir münâdî daha:
– Sabır ehli nerde? der ve yine bir cemaat kalkar, sür’atle cennete doğru yürürler. Melekler onlara da yetişir ve:
– Sizin sür’atle cennete gittiğinizi görüyoruz. Siz kimsiniz? diye sorarlar. Onlar da:
– Biz, ehl-i sabırız, derler.
Melekler tekrar:
– Sizin sabrınız neye karşıdır? derler. Onlar da:
– Biz Allah’a taat hususunda sabrederiz, yine biz Allah’a isyandan kaçınmada sabırlıyız. Onlara denilir ki:
«– Girin cennete!»
Ramanzanoğlu Mahmud Sâmi, Musahabe-6; s.40-45