Emanet ve Ahde Riâyet

Emanet ve Ahde Riâyet

Emânet kendisine verilen her şeyi güzel muhafaza ve yerine göre kullanmaktır. Zıddı hıyânettir. Emânete dair bir çok âyet-i celîle ve ehâdis-i şerîfe vardır ki hepsi de İslâm nazarında en büyük günah sayılan hıyânet beliyyesinden şiddetle nefret ettiriyor. Allah Teâlâ Hazretleri âyet,I kerîmelerde şöyle buyuruyor:

* “Ey îman edenler sakın bile bile Allah’a ve Peygambere hıyanet etmeyiniz. Aranızdaki emanetlere de hıyânet etmeyiniz!” (Enfâl sûresi, 27)

* “Allah sizlere emânetleri ehline vermenizi emir ediyor.” (Nisâ sûresi, 58)

* “Kendisine inanılan adam da nezdindeki emâneti sâhibine versin.” (Bakara sûresi, 283)

* “Allah, asla hâinleri sevmez.” (Enfâl sûresi, 58)

* “Allah, günaha düşkün hâini sevmez.” (Nisâ sûresi, 107)

Peygamber Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- risâlet gelmezden evvel de emânete çok dikkat ve riâyet ederlerdi.Hatta kavmi kendilerine daha çocukluk zamanından beri “Muhammedü’l-Emîn” lâkabını vermişdi.

Kur’ân-ı Kerim mü’minleri Sûre-i Mü’minîn’de: “O Mü’minler ki; emânetlerine ve ahidlerine riâyetkârdırlar.” (Mü’minûn sûresi, 8) âyetiyle tasvir buyuruyor.

Keza diğer âyet-i celîlede de:

* “Biz emâneti göklere, yere, dağlara teklîf ettik onu yüklenmekden geri durdular, ondan ürktüler de insan tuttu onu sırtına aldı. O şüphe yok ki zalûmdür, cehûldür.” (Ahzâb sûresi, 72)

İslâm; vâ’de ve ahde vefayı dînin esâsatı, erkânı arasına idhâl etmiştir denilebilir.

Mü’minlere bu iki seciyeyi emreden ve aksine harekete kat’îyyen izin vermeyen öyle hadîs-i şerifler vardır ki, vâ’dinde hulf edenler, ahdini yerine getirmeyenler için dünyâda zilletin ukbâda hacâletin son derecesi âmâde bulunduğunu ve artık kendilerine saâdet ve necat ümîdi kalmadığını bildiriyor.

İslâm, vâ’dinde durmayanları, ahd ve mîsakı bozanları azâb ile korkuttuktan başka onları münâfık sayıyor, gaddar diyor.

Birçok âyet-i kerîme ve hadîs-i Nebeviyyede bunların zemmolundukları görülür.

Ahde vefâyı, vâ’di muhâfazayı emreden âyât-ı celîlenin bir kısmının meâlleri şöyledir:

“Ey îmân edenler!.. bağlandığınız ahidleri yerine getirin!..” (Mâide sûresi, 1)

“Aranızda muâhede ettiğiniz zaman Allah’ın ahdini yerine getirin bir de Allah’ı kendinize kefil göstererek bağladığınız yeminleri sonradan çözmeyin. Şüpheniz olmasın ki Allah işlediğinizi bilir!...” (Nahl sûresi, 91)

* “O kimseler ki, Allah’ın ahdini yerine getirirler ve misâkı nakzetmezler, o kimseler ki, Allah’ın verilmesini emr ettiğini verirler, Hâlik’larından çekinirler, hesab gününden korkarlar. O kimseler ki mâ’budlarnın rızâsını istedikleri için nefislerine sabrederler,namaz kılarlar ve kendilerini merzuk ettiğimiz nimetlerden gizli, aşikâr infakda bulunurlar ve seyyiâta hasenat ile karşı gelirler... İşte dünyanın âkıbeti bunlar içindir.” (Ra’d sûresi, 20-22)

* “O kimseler ki; Allah’ın ahdini kabul ettikten sonra nakzederler. Allah’ın verilmesini emrettiğini keserler, yer yüzünde fitne çıkarırlar, işte lânet de bunlar içindir, cehennem de bunlar içindir.” (Ra’d sûresi, 25)

* “Ahdini yerine getirenleri, ahdini bozmakdan çekinenleri Cenâb-ı Hak sever.” (Âl-i İmran sûresi, 66)

* “Bir de ahdi yerine getirin! Çünkü ahd mutlaka sorulacakdır.” (İsrâ sûresi, 34)

* “Kim Allah ile ettiği ahdi yerine getirirse, Allah ona büyük ecir verecektir.” (Fetih sûresi, 10)

* “Benim ahdimi yerine getirin ki, ben de size karşı ahdimi yerine getireyim!...” (Bakara sûresi, 40)

* “Allah’a karşı ettiğiniz ahdi yerine getirin!...” (En’âm sûresi, 152)

Sonra bu kerîm olan ahlâk, Allah’ın en güzel sıfatıdır.

* “Allah, vâ’d ettiği zaman ve mekânda asla hulfetmez.” (Âl-i İmran sûresi, 9)

* “Kim ahdinde Allah’dan ziyade sadık olabilir?” (Tevbe sûresi, 111) buyuruluyor.


(Mahmud Sâmi Ramazanoğlu Musâhabe-2 s.128-134)