En Büyük Lütuf Ve Arınma Yolu: Nefis Tezkiyesi

En Büyük Lütuf Ve Arınma Yolu: Nefis Tezkiyesi

Rahman ve Rahim olan âlemlerin Rabbi, bütün yarattıklarına sonsuz lütuf ve ihsanlarda bulunmuştur. İnsan ise ilahî lütuflardan, ihsanlardan en çok nasiplenmiştir. O’nun nasibi "halifetullah-fil-arz" olarak öncelikle yeryüzünde Hakk'ın muradına uygun yaşamak, sonra da emrine tahsis edilen her nimeti yine ilahi bir emanet olarak telakki edip hukukunu ifa etmektir.

Bu yüce ve ilâhî misyonun gereği şekilde ifası için de Allah Teâlâ bir başka ihsanda daha bulunmuştur ki, O da kullarına peygamberler göndermesidir. Bütün peygamberler gönderildikleri toplumlar için ilâhî bir ikramdır.

Hâtemü'n-nebiyyin -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de, bütün âlemler için bir rahmet olarak gönderilirken, daha özelde müminler için Hakk’ın özel bir lütfudur.

Cenâb-ı Rabbü'l-âlemin,

 

"Andolsun ki; Allah, müminlere kendi içlerinden onlara,

  • âyetleri okuyan
  • onları arıtıp tertemiz yapan (tezkiye eden)
  • onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler." (Âl-i İmran, 164)

Âyet-i celile, bir yönüyle Habib-i Kibriya Efendimize risâlet vazifesinin programını beyan ederken, diğer taraftan müminlere de Nebiler Sultanı ile kuracakları ilişkileri bildiriyor.

Bu mânâda müminlere düşen ana görev de Peygamber tarafından kendilerine tebliğ edilen;

  • İlâhî âyetleri okumak,
  • Nebevî ölçülerle nefislerini tezkiye etmek,
  • kitabın ve hikmetin talebesi olmaktır.

Âyetleri okumaktan hâsıl olan faydalar öncelikle zikredilmiştir. Bu faydaların en mühimmi de nefislerin tezkiyesidir. Cenâb-ı Hak kullarının tezkiyeye ehemmiyet vermesini istiyor. Onlara tezkiyenin vesilelerini, sebeplerini, yollarını elde etmeye teşvik ediyor.

“Tezkiye; temizlemek, arındırmak gibi mânâların yanında güzellikleri artırmak, geliştirmek, bereketlendirmek, feyizlendirmek mânâlarını ifade ediyor. Daha özelde ise kişinin manevi eğitiminin bütün seyrini ifade eder. Nefsi tezkiye, öncelikle onu, inkâr, cehalet, kötü hisler, yanlış itikadlar ve fena huylardan temizlemektir. Yani şer’i şerife aykırı her türlü itikadî, ahlakî ve amelî yanlışlıklardan koruyup, iman, ilim, irfan, hikmet, güzel huylar gibi takva hassasiyetleri ile terbiye ve tezyin ederek, ruhaniyetle doldurmaktır.” (İmandan İhsana Tasavvuf, shf. 114)

Tezkiye edilmeyen, kendi başına serbest bırakılan nefis ise, sınır tanımaz, şehvet ve meşru olmayan arzulara gömülerek sahibini saptırır, onu hem dünyada hem de ahirette felakete sürükler.

Yüce ahlâkını Rabbin yeminle teyit ettiği sevgili Efendimiz, ümmetine örnek olarak daima Rabbine takvâ ve nefis tezkiyesi için iltica eder ve Zeyd bin Erkam'ın rivayeti ile:

“Allah'ım! Nefsime takvasını ver. Onu sen tezkiye et, onu Sen iyi tezkiye edensin, Sen onun velisi ve Mevlâsısın.” buyuruyor. (Müslim, Zikir, 73)

Yüce Rabbimiz de, O’nun bu duasına karşılık Sevgili Habibinin kendisini hangi alanlarda nasıl tezkiye ederek ümmetine nasıl bir örnek olduğunu âyetlerle beyan buyurmuştur

Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı, batıla da inanmadı.” (Necm, 52) buyurmuş aklını tezkiye etmiş,

O arzusuna göre de konuşmaz.” (Necm, 3) buyurarak sıdkını ve doğruluğunu tezkiye etmiş,

Gözleri ile gördüğünü kalbi yalanlamadı.” (Necm, 11) buyurarak kalbini tezkiye etmiş,

Gözü kaymadı, sınırı da aşmadı.” (Necm, 17) buyurmuş bakışlarını tezkiye etmiştir.

Biz senin sadrını açmadık mı?” (İnşirah, 1) buyrularak sadr-ı nebevi tezkiye edilmiş,

Senin şan ve şerefini yüceltmedik mi?” (İnşirah, 4) buyrulmuş şânı tezkiye edilmiş ve

“Müminlere karşı çok merhametli ve şefkatlidir.” (Tevbe, 128) buyrularak da hilmi ve merhameti tezkiye edilmiştir.

Zikredilen bu ayet-i celileler ve diğer ayetlerden anlaşılan hakikat odur ki; insan kalbinden başlayarak, bütün uzuvlarını, iç ve dış âlemini ilahî ve nebevi ölçülerle güzelleştirmeye, geliştirmeye ve yaratılış maksadına uygun bir manevi kıvama ulaştırmakla ancak Hakk'ın makbul ve mahbub bir kulu olabilecektir. Bunun yolu da Yüce Kitabın beyanı ile “En güzel örnek” Habib-i Kibriya Efendimize muhabbet ve itaatla tâbî olmaktır.

Efendimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- hem kişinin tezkiye neticesinde nasıl bir ebedî saadete ulaşacağını müjdelemiş, hem de Ashab-ı Kiram’dan bir kişinin sorusu üzerine nebevî bir ifade ile öz olarak tezkiyeyi tarif buyurmuşlardır:

“Üç şey vardır ki, kim bunları yaparsa imanın tadını almış olur:

  • Tek olan Allah’a kulluk edip, O’ndan başka ilâh olmadığına inanmak.
  • Her sene malının zekâtını gönül hoşluğuyla, isteyerek (ve biraz fazlasıyla) vermek. Zekât verirken de malın yaşlı, uyuz, hasta ve zayıfını değil, vasatından vermek. Zira Allah, sizden mallarınızın en iyisini istemiyor, ancak kötüsünü vermenizi de emretmiyor.
  • Bir de kulun nefsini tezkiye etmesi.”

Ashâb-ı kiramdan bir kişi:

“–Kişinin nefsini tezkiye etmesi ne demektir, ey Allah’ın Rasûlü?” diye sorunca da:

“– Nerede olursa olsun Allah’ın kendisiyle beraber olduğunu bilmesi” buyurmuştur. (Taberânî, Sağîr, I, 334/555; Beyhakî, Şuab, V, 9/3026)

Rasûlullah (s.a.v) başka bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur:

“Nerede olursa olsun Allah Teâlâ’nın yanında olduğunu bilmesi, kişinin imanının üstünlüğünden kaynaklanır.” (Beyhakî, Şuab, II, 200/727)

Nefislerin, gerek dış telkinlerle, gerekse bizzat kendi içinden oluşan hevâ ve isteklerle, günah ve fücûr merkezine dönüştürülmek istendiği bir çağda; nefis terbiyesi ve kalb tasfiyesi müminler için öncelikli bir gündem olmuştur.