Neyin Peşindeyiz? Tükeniş Yarışı Mı, Ebediyet Koşusu Mu?

Neyin Peşindeyiz? Tükeniş Yarışı Mı, Ebediyet Koşusu Mu?

Çokluk yarışı ile ömür tükenip gidiyor. Ömür tükenirken de insan asıl yaratılış hikmetini unutuyor. O asıl hikmet olan; Hakk’ın rızasına erdirecek ibadet, infak, hizmet, hayır arka planda kalıyor. İnsan önce mevcut olanın farkında olmayı, şükretmeyi, ihtiyaçla istekler arasındaki dengeyi bilmeli, dijital çoğaltma yarışlarından kopmalı, sadeliği tercih etmeli, günlük muhasebesini yapmalı ve mevcuttan infakı çoğaltmalıdır.

Tarih boyunca insanoğlunun en önemli özelliği büyüme ve çoğalma arzusu olmuştur. İnsanoğlu hep ister ki nesli çok olsun, malı mülkü çok olsun, eli uzun olsun, dünya hayatını en güzel imkânlar içinde yaşasın. Yüce Rabbin kulları içinden seçtiği peygamberler ise kâinata hâkim olan ilâhî muvazene kanununun korunması için gönderilmiş elçilerdir. Peygamberler, insanda var olan meyillerin, arzuların, çoğunlukla kontrol edilemeyen hırsların ve bu hırsların neticesi olan beşerî zaafların terbiye usullerini hem tebliğleriyle hem de bizzat kendi örnek şahsiyetleriyle ortaya koymuşlardır.

İlahî beyan olan Yüce Kur’an sık sık insanoğlunun mal hırsından, statü kibrinden, soy-sop ile övünme hastalıklarından bahsederken, bütün bunların Hakk’a kul olmaya karşı, peygamber tebliğine karşı bir direnç olarak kullanıldığını da beyan eder.

Ümmetine çok düşkün olduğu vahiy ile duyurulan Sultanü’l Enbiya Efendimiz ise hayatın bütün alanlarında olduğu gibi bu insanî zaaflar konusunda da hem sahabesini hem de gelecek çağların müminlerini uyarmaktadır. Öncelikle Efendimiz ümmetinin çokluğunun kendisi için bir iftihar vesilesi olduğunu beyan eder. Çünkü ümmetin Allah Rasûlü’nün arzu ettiği bir kıvamda çokluğu o yüce dinin de yeryüzünde hâkimiyetinin bir vesilesi olacaktır. Ne var ki sadece sayısal bir çoğunluğun bir keyfiyet ihtiva etmeyeceği yine nebevî beyanla hatırlatılır.

Hazreti Sevban (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

“- Yabancı kavimlerin, yiyicilerin birbirlerini sofralarına davet ettiği gibi birbirlerini sizin üzerinize çullanmaya çağıracakları zaman yakındır.” buyurmuşlardı. Orada bulunanlardan biri:

“- O gün sayıca azlığımızdan dolayı mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:

“- Hayır bilakis o gün çok olacaksınız. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çerçöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize vehen (zaaf) atacak.” buyurdular.

“- Vehen nedir ey Allah’ın Rasûlü?” denildi.

“- Dünya sevgisi ve ölümden hoşlanmama duygusu.” buyurdular. (Ebu Davud Melahim 5, Ahmed V, 278)

“İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelir ki camilerin çokluğuyla övünürler de onlara çok az devam ederler.” (Taberani el-Mücemmül evsat VII, 301)

Diğer bir çoğaltma arzusu maddi imkânlardır. Âyet-i celile her nimetten ince bir hesap sorulacağını hatırlatırken Nebiler Sultanı Efendimiz hem bu çoğaltmanın hangi yollarla olduğunun hem de nerelerde kullanıldığının hesabına dair tembihte bulunur. Öyle ki meşru olmayan yollarla elde edilen imkânlarla yapılacak tasaddukların Hak katında bir değerinin olmadığını beyan buyurur:

Peygamberimizin huzurunda ayağa kalkan bir bedevi:

“- Ey Allah’ın Rasûlü! Ben daha önce içki ticareti yapan bir kişiydim ve içki satışından bir miktar mal da biriktirdim. Şimdi ben bu malı Allah’a itaat yolunda harcasam bana bir faydası olur mu?” diye sordu. Rasûlullah ona:

“- Sen o malı hac, cihad veya sadaka uğrunda harcasan dahi Allah katında bir sivrisineğin kanadı kadar değeri olmaz. Zira Allah ancak temiz olanı kabul buyurur.” cevabını verdiler. Bu hâdise üzerine Allah Teâlâ Peygamber Efendimizin sözünü tasdik etmek için şu âyet-i kerimeyi inzâl buyurdu:

“De ki, ‘'Pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir. Pis ve kötünün çokluğu hoşuna gitse de (bu böyledir.) O hâlde ey akıl sahipleri Allah’tan korkunuz ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide 100) (Vahidî Esbâb-u Nüzûl s. 212-213)

Çokluk yarışı tarih boyunca haksız rekabetlerin, aynı millet içinde veya milletler arası mücadele ve harplerin de bir sebebi olmuştur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ise gelecekteki bu tür kavgalar için ümmetini ikaz buyurmuşlardır.

 

***

Dünya hayatı gerçekte bir yarıştan ibarettir. Ancak bu yarış; oyun, eğlence, kavga yarışı, bir başka ifade ile Hak’tan, hakikatten kopup gafil bir hayat yarışı olmamalıdır.

Sevgili Efendimiz buyuruyorlar:

“İçinizde Kevser havuzuna ilk ulaşan ben olacağım ve sizin Allah yolundaki hizmetlerinize şahitlik edeceğim. Vallahi şu anda havuzum gözümün önündedir. Yeryüzü hazinelerinin anahtarları (veya yeryüzünün anahtarları) bana verildi. Vallahi sizin benden sonra tekrar şirke dönmenizden hiçbir korkum yok. Ben asıl sizin dünyayı elde etmek için birbirinizle kapışıp kavga etmenizden korkuyorum.” (Buharî, Cenâiz 71)

***

Her imkânın/ hizmetin bir emanet olduğu dolayısıyla da bir sorumluluk getireceği bildirilir: “Beş şeyden sorgulanacaksınız; karınların doygunluğundan, soğuk içeceklerden, uykunun lezzetinden, meskenlerin gölgesinden ve yaratılış düzgünlüğünden (sağlıktan).”  (Sâlebî, El Keşif ve’l Beyan)

Yüce kitabımızın “Tekâsür; çokluk yarışı (karşılıklı övünmeler) sizi oyaladı. Ta ki kabirlere varıncaya kadar.” (Tekâsür 1) âyeti insandaki bu çokluk yarışının nerelere kadar uzandığının, “ama öyle değil ileride bileceksiniz, sonra öyle değil ileride bileceksiniz.” beyanı ise bir gün bu yarışın gerçek hakikatinin er geç bilineceğini ifade eder. “Andolsun o cehennemi de mutlaka göreceksiniz.” beyanı ise ilahî tehdidi; sondaki “O gün nimetlerden mutlaka sorulacaksınız.” âyeti ise dünyayı, dünya nimetlerini ve sonsuzluk âlemini doğru olarak nasıl okumamız gerektiğini hatırlatır.

Gerçekten çağımız insanın en büyük derdi çoğaltmak… Malı çok olsun, imkânı çok olsun, takipçisi çok olsun, başarısı çok olsun, unvanı çok olsun, olsun da olsun. Bu çokluk yarışı ile de ömür tükenip gidiyor. Ömür tükenirken de insan asıl yaratılış hikmetini unutuyor. O asıl hikmet olan; Hakk’ın rızasına erdirecek ibadet, infak, hizmet, hayır arka planda kalıyor. İnsan önce mevcut olanın farkında olmayı, şükretmeyi, ihtiyaçla istekler arasındaki dengeyi bilmeli, dijital çoğaltma yarışlarından kopmalı, sadeliği tercih etmeli, günlük muhasebesini yapmalı ve mevcuttan infakı çoğaltmalıdır. Rabbimiz hem uyarıyor hem yol gösteriyor:

“Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. Herhangi birinize ölüm gelip de ‘Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip sâlihlerden olsam.’ demeden önce rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın.” (Münafikun, 9-10)

Ve asıl yarış ve koşuşun ne olması gerektiğini Rabbimiz beyan buyuruyor:

“Şüphesiz ebrar (iyi kullar) Naim cennetlerindedir. (İlahî bir ikram olarak) koltuklar üzerinde etrafı seyrederler. Yüzlerinde nimetlerinin sevincini görürsün. Onlara mühürlü (el değmemiş) saf bir içecekten içirilir. Ağızda mis gibi bir koku bırakır. İŞTE YARIŞANLAR BUNUN İÇİN YARIŞSIN! (Mutaffifûn, 22-26).

Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır. ÇALIŞANLAR BÖYLESİ İÇİN ÇALIŞSIN! (Saffat 60-61)